30 Ağustos 2008 Cumartesi

güle güle yaz...



ömürden bir mevsim daha geçti...
geçen yazlara nazaran en rahat yazımdı bu.öss derdi yok,gelecek derdi yok,tercih derdi yok...
ama insan ne yapıp edip kendine sorunlar üretebiliyor...
bu yaz da ruhsal çıkmazlardaydım çoğu zaman.
daha çok kendi içime gömüldüğüm bir zaman dilimi oldu.
çözmek istediğim,değiştirmek istediğim birçok şeyi değiştiremedim.
olsun.
istedim.
bir basamak atladım.
değişim kolay bir şey değil,insan hatta değişmiyor bile...
ama ilgi başka taraflara çekilebilir,bunu öğrendim.insan denen varlık çok yönlü...
çekilen ilgi lastik veya yay gibi başladığı yere er geç döner bunu da öğrendim.
ama bazı şeyler zamanında yaşanmalı,aktarılmamalı,askıya alınmamalı...
bu yazı bunları yaşamaya ayırmışım görülüyor ki...ama benim seçimim değildi bu.
acı çekmeye hevesli bir tipim var galiba,hazırda bekleyen iç çekişlerim var...
değiştiremediğim bir ben daha.
duygusalım ben,basit bir cümle kurmam gerekirse,evet,duygusal.
beynimi başka yerlerde bırakıp ani bir seyahate çıkabilirm duygularımla.
vahşi hayvanların saldırısına uğrayıp,darmadağın halde geri dönebilirim:P

özgüvenime bir haller oldu demeyi isterdim ama pek bir gelişme kaydedemedim.getirdiğim özgüven kitabı saçmalığını da okumadım,tahminler üzerine...

getirdiğim onca kitaba dokunmadan geçen bir yaz değildi bu yaz,diğerleriyle karşılaştırırsam:)
ama test kitapları getirmememle alakalı bu da:P
her neyse izlemek istediğim filmleri izledim,geri kaldığım dizilere yetiştim falan:)
kültürel açıdan boş geçen lise hayatıma eşya alma faslındayım şu an...
daha dekore etmek lazım,beğeniler lazım...
çok iş ama genciz di mi?

kış için müzik listemi yeniledim,yeni insanlar ekledim işte bi de bu var:)

Ankara'yı da özledim ne yalan söyliyim.Artık İstanbul İstanbul diye ölmüyorum,kabullendim,aklımı başıma devşirip vazcaydım ondan da...Erteledim yine:)Ablamın tayini oraya çıkınca arada sırada giderim işte dedim:)

Oya İstanbul'a göçtü Ankara'daki tek eksiklik:(
Ama bir yerden toparlıycaz.
Hep toplamadık mı?

Çok sıkıldığım bir yazdı tabi bunu da atlamayayım,o düşünmeler falan çoğu boşluktandı,kafayı yiyeceğimi sandığım günler vs...Sıcak bir yazdı tabi onun da etkisi var ama içimizi ısıtamadı...

Her şeye rağmen güzeldi diyemiycem,tatil olması güzeldi tamam ama,pek bir değişiklik olmadı iyi yönde...
Aynı hamam,aynı taş yığını,aynı "yıkanacağım derken ayağı kayıp düşen,taşlar altında kalan bir kayıp"...
bu saklambaçı bırakıp gitmek lazım,ebe mebe yok ortalıkta...
bulunamadım.
hint kumaşları bile bulundu...

Sonbahar var sırada...
Evet cebimdeki bozukluklarla yeniden umut satın aldım:)
Severim sonbaharı belki bir kıyak geçer bize...
hüzünlüdür ama insandır...
sarı,turuncu gibi canlı renkleri vardır ama gösteremez,severim o yanını...
yazın getirdiği susamışlığı götürür...
su verir bize,toprak kokusu verir...
duygu verir en duygusuzlara dahi...
doruk yaşantılara meydan verir:
çoğu insanda "ahah yağmur yağıyor,toprak kokusu..." gibi şeyler duyar,ışıldayan gözlere bakar bulurusunuz kendinizi:)
sonra şemsiye kullanmadan yürüme sanatı vardır bi de:)
kendinle konuşmak için bulunmaz fırsat...
tabi sizin yerinize kendi yapraklarını döker ağaçlar,basarsınız üzerine "al sana al sana" yaparsınız:)
o da ayrı bir zevktir...

ramazanla geliyor bu yıl sonbahar,ramazanın da ayrı bir tadı vardır,onu başka zaman anlatalım...
ama tadından yenmiyecek bir zamanlama oldu yani belirtmeden geçemiyeceğim:)
okul heyecanı yok tabi bizde ama zamanla olur belki :)

işte öyle bir yaz daha yaşlandık ama ruhumuz genç:p
zaman geçip gidiyor biz şaşırmadan bakakalan kitleyiz...
ne diyelim hayırlı uğurlu olsun.
önümüzde daha ne mevsimler var...bilmediğimiz onca şey var...
"gelecek" var!
biz en iyisi mi sabırsızlanalım 8-)
kalemimi güzel mevsimlere indiriyorum.
8-)

sevgilerde

SEVGİLERDE
Sevgileri yarınlara bıraktınız
Çekingen, tutuk, saygılı.
Bütün yakınlarınız
Sizi yanlış tanıdı.


Bitmeyen işler yüzünden
(Siz böyle olsun istemezdiniz)
Bir bakış bile yeterken anlatmaya her şeyi
Kalbinizi dolduran duygular
Kalbinizde kaldı.


Siz geniş zamanlar umuyordunuz
Çirkindi dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek.
Yılların telâşlarda bu kadar çabuk
Geçeceği aklınıza gelmezdi.


Gizli bahçenizde
Açan çiçekler vardı,
Gecelerde ve yalnız.
Vermeye az buldunuz
Yahut vaktiniz olmadı.


Behçet Necatigil

29 Ağustos 2008 Cuma

iyi ki doğdun...

beklenen gün geldi...
söylenecekler söylendi...

iyi ki doğdun...

28 Ağustos 2008 Perşembe

i'm nobody,remember?

Pride&Prejudice filminin sonundaki melodiyi durmadan dinliyorum.
I want my Mr.Darcy...

* * *

Yarın olmayandan olmayana birkaç satır yazılacak...
İçimde bir şeyler söndü,ağlamalı mıyım buna?
Kör bir ışıktan sesleneceğim karanlığıma...
Sesimi hiç duymadı,sahi tanır mı beni?
Korkuyorum
Biri tutsun ellerimi...

* * *
Bazı şeylere de pişmanım
Geç kaldım
İçeri alınacak mıyım yoksa yeniden mi "persona noN grata" mertebesine ulaşacağım,bilmiyorum.
Hiçbir şey bilmiyorum.
Bilmek de istemiyorum.
Yalnızlığımla avunup,onu benim seçimim yapacağım.
Oy birliği?

26 Ağustos 2008 Salı

çok neden.

neden insanlara bu kadar çok değer veriyorum?
neden?
neden?
neden?
neden devamlı hayal kırıklığı bırakıp çekip gidiyorlar?
neden yaralarımı sarmadan yeni bir yara oluşuyor?
neden kanayan yeri kanatıyorlar yeniden yeniden?

camdan değilim belki ama
can da kırılır...

mutlu olmak için elimden geleni yapıyorken,biri çıkıp her şeyi altüst ediyor.
yeni kurulan bir çok şeyi yıkıp geçiyor.
hem neden bu kadar yüzeyseller?
neden empati de kuramıyorlar?
neden bir sürü cevapsız soruyla bırakıp hayatlarına dönüyorlar?
neden bir şeyi tamir etmek yerine artlarına bakmadan yeniye koşuyorlar?

ben samimiyet istiyordum.
çok mu?
artık buraya güzel şeylerden bahsetmek istiyordum.
bak bazı şeyler yoluna giriyor demek istiyordum.
her şey yerinde bile saymaz oldu.
birkaç günlük mutluluğa fesleğen doydu.
doyduruldu.

hayır gözüme toz kaçmadı,gecenin bu saatinde,evet,tam bu saatinde soğan doğruyorum.
niye merak ediyorsun?
hoşuna mı gitti?

beklenen neredesin?
çok yoruldum.
çok...

25 Ağustos 2008 Pazartesi

sızıyorum

çok karışığım
anlam veremediğim
adını koyamadığım hallerdeyim
ben bende değilim
her kimsen bir bak etrafına
sende miyim?
...

"canım yandı vazgeçtim
çatlak bir kadeh kalbim
sızıyorum..."
f.d

23 Ağustos 2008 Cumartesi

The Truth About Cats and Dogs

Bir film vardır ya hayatınızdan alıntı gibidir,benim de böyle bir filmim var aslında :)

"The Truth About Cat and Dogs"

benim hayatımın en özel filmi galiba,birçok yerinde gözlerim dolar,birçok yerinde durduramadığım kocaman bir gülümseme yayılır yüzüme :)

Aslına bakarsanız pek hoş bir hikaye değildi yaşadıklarım,bir anlatmayı deneyeyim bakalım...

İki yakın arkadaş var benim senaryomda da biri sarışın,mavi gözlü,efendime söyleyeyim boy pos da var ve aptal sarışın değil filmdeki gibi,en azından ders bakımından öyleydi,ya da ben yanılmıştım tamamen...aptal aptaldır di mi?:P

ve de çirkin,zeki,aklı başı yerinde boyu posu diğer kız gibi olmayan bir şahsiyet var...Aslında bence filmdeki kız çirkin değildi ama herkes ona öyle davranıyordu,kız da kendini ucube gibi görüyordu:) her neyse sanırım o da benim.aslında o zamanlar insanlar tarafından çirkin olarak adlandırılan biri değildim 8-)ama arkadaşımın yanında elbette solda sıfır kalıyordum...kıskanıyor muydum?hayır...gerçekten değil,o benim 5 yıllık en yakın arkadaşımdı,beni anlıyordu,ben onu anlıyordum...filmdeki kız gibi değilmişim ben çünkü tüm bu arkadaşlık ilişkisi bir dalavereden ibaretmiş ve ben kocaman bir aptalmışım!güler misin ağlar mısın sayın okuyucu ama benim duygularım vardı aynı filmdeki veteriner ufak boylu esas kızınki gibi :) 8-)

bahsedilen şahıslara göz atalım bi:


Filmdeki aplamız biriyle ilk buluşmasına sarışın komşusunu gönderir,telefonda kendisini sarışın,uzun boylu,mavi gözlü olarak tarif etmiştir çünkü...kendine güvenememiştir...her neyse aslında filmdeki sarışın iyi niyetli biridir fakat kendini bir ara bu oyuna kaptırmıştır,bu durumu fark eden veterinerimiz bunalıma girmiş,kimseyle konuşmaz olmuştur.(bu arada esas oğlanla tanışmışlardır,sarışın kız bunları yalnız bırakmaya falan çalışmıştır öncesinde...)her neyse arkadaşının üzüldüğünü anlayan sarışın çok üzülmüş devamlı telefonuna mesaj bırakmıştır,özür dilemiştir yüzlerce...

yine atladığım bir yer var ki bizim sarışın esas oğlana veterinerin telefonunu vermiş ve bütün gece harika bir sohbete tanık olmuşlar pek yakından...oğlan şaşırıyormuş,sarışın normalde aptal gibiymiş ama telefondaki çok akıllıcaymış...
neyse ne oluyor oluyor esas oğlan asıl sevdiği kızın telefondaki kız olduğunu hissediyor ve gerçekleri öğrenince sarışın güzelini hiç düşünmeden yolun gerisinde bırakıyor...bizim çirkin prensesle prens mutlu sona ulaşıyorlar:


dönelim bizim hikayeye şimdi...sarışın kız en yakın arkadaşının sevdiği insanla çıkar gizliden,filmdeki gibi pişmanlık duymaz ve gayet bilinçli bir beraberliktir bu...

yaptıkları yetmiyormuş gibi -ki bizim asıl kız hayatında ilk defa birine aşık olmuştur,ne biçim sevdiğini öğrenmek için günlüğünde mürekkepleri birbirine girmiş sayfalara bakın-asıl kızı arkadaşsız bırakmıştır...filmdeki arkadaşlığını geri kazanmaya çalışıyordu...
kendisi gittiği yetmemiştir tabi gerçek hayat sarışınına,asıl kızı hepten arkadaşsız bırakmak üzere sınıfın tüm kızlarını kendi safhına çekmiştir!
ve bilmem tahmin eder misiniz bu esas oğlan hiç de filmdeki gibi hissiyata sahip biri değilmiş,değmezmiş...
o güzelliği,aptallığı seçermiş...
kendisi de akıllı sayılmazmış nasılsa?!

ve mutlu son hiç olmamış gerçek insan hikayesinde...
tüm yaz boyu ağlamış çirkin kız...
ve yeni sezon okul açılışında aptalın sözüne kanmayıp da ona küsmeyen tek insanla iyi bir arkadaşlık kurmuş,erkeklerle futbol oynamış teffüslerde...
ve çalışmış deli gibi...
gitmek istemiş o mekandan...
yatılı bir öğretmen lisesi kazanıp gitmiş...
:)

neden bunları anlattığıma geleyim şimdi...

o kadar aptalım ki bazen ben...
o arkadaşımla aramıza bir selamın girmesini ummuştum
bir özür
bir açıklama ummuştum...
ama sanki ben ona kötülük yapmışım gibi tavırlar takınmıştı....
içimdeki her şeyi süpürüp gitmişti...

yatılı okulu kazanmadan araya selam sabah girmişti...
çünkü ben onun umduğu gibi düşman olmamıştım.
savaş açmamıştım...zaten gücüm yoktu...ömrümden ömür gitmişti,o nerden bilebilir ki?

doğum günlerini bile kutluyordum,hala ne hatrıydı bu?
neden çabuk unutuyordum bazı şeyleri?ya da unutmuyordum ama etkisi neden bu kadar kısa sürüyordu?
her neyse lise 2 gibi aklım başıma geldi ve artık irtibatı kestim,zaten o da bana meraklı değildi...

hala arada görüyorum,kokoş bir hatun olmuş çıkmış,kendinde bir güven...ve konuşsan melek zannedersin...çok yakınız zannedersin...yani ben değil de o...

açık sarı boyasıyla sahte sarışına dönmüş,iyice ruhsuzlaştırmış kendisini...
bugün yine gördüm onu hem de iki kez karşılaştık.görmezden geliyordum ama bu kez öyle bir durum olmadı,aramızda bir mecburiyet konuşması gerçekleşti...hala beni ezer gibi bakışları var,kendinden emin,her şeyi unutmuş bir havası var...

ben de ezik pozisyondayım hala...değişemedim galiba,onu görünce 7.sınıftaki halime dönüyorum.
ama hayatımda derin yaralar bırakıp gitti...
ben aşk falan,çıkmak vs istemiyordum zaten...
platonik,saf bir aşktı benimkisi...
ama insanlar onu da iğrençleştirmeyi başarmıştılar...

mutluyum ama bir yönden...onun sayesinde çalıştım,adam olma yolundayım...
sevmediğim biriyle samimiyetsiz,kişilksiz şeyler yaşamadım...
kimseyle bir şey yaşamadım zaten,lise 3 e kadar kimseyi sevemedim.
şimdi birini severken hala kendime güvenemiyorum,ahım şahım biri değilim,güzel değilim belki ama samimiyim...aptal bir sarışın güzeli olmaktansa çirkin ama "insan" olmayı yeğlerim...

ben de çirkin benim gibi biriyle evlenirim:p
o kadar da problem değil de mi?
zaten bu vücutlara gönderildik,hiç biri bizim değil...
böyle düşününce ruhlarıyla iletişim kurabiliyorum insanların...
bu arada filmin adının"kediler ve köpekler hakkındaki gerçekler" olması veterinerin radyo programının ismini bu olmasıyla alakalıydı.bense bu ismi kediler alınmasın ama "nankörlük ve sadıklık" olarak uyarladım benim hikayeme...

köpekleri seviyorum:)
ps:bu yazıyı yazarken bana 3.1-film eşlik etti sözleri de nedir öyle?:p
Filmimin sonu bir hüsran
...
Son sahnede o ikisi
Repliğim ağlama sesi
Bu rol bana göre miydi?!
Bu film benim filmim
Burda esas kız benim
Senaryoda bile yokken
Bu süslü şıllık da kim?!

20 Ağustos 2008 Çarşamba

taştan kaleler...



Bugün arkadaşlarla oturup bir yerde hoşbeş ettik,tıkındık falan filan...
Beni evden çıkardıkları için müteşekkir olmalıyım.
Evden çıkınca her yere gidesim oluyor da evdeyken dışarı çıkma düşüncesi bir azap...
Neyse dönüşte tek başıma yürümenin zevkine vararak yolu uzattım da uzattım.
Baya değişmiş etraf,bisiklete bindiğimiz alanlarda dolandım,baya fark vardı...
Binalar uzamış biz uzadıkça 8-)
Sonra renklenmiş...
Futbol oynadığımız yollar hala orada ama kimse oynamıyor artık galiba...
Taştan kaleler yok oynanmışlıktan kalan...
Çocuk bile yoktu ortalıkta,balkon çocuğu mu olduk nedir bu haller?
"Bisikletle geçen insanlara gıcık sokak çocukları" da yoktu ortalıkta...hep olurlardı o sokağa girmemeyi bile düşünmüştüm 8-)
Zaman değişmiş su şişeleriyle ardımdan koşan olmadı :p
Evin ardındaki hapishane alanı da boş gözükünce burukluk oldu birden...
Bana uçurtma yapan asker abiyi hatırladım yine...neydi adı murat?
Baktım da sonbahar da sinyaller vermeye başlamış,kuru yapraklara basarak yürüdüm,o da ayrı bir zevkmiş ne çabuk unuttuysam...

Kafam bozuk biraz;iki gündür falan...iştahım yok,ağlayasım yok,konuşasım yok,susasım yok...
Yok oğlu yok!
Size de olur mu bazen bu haller...
Büyüdük de sıkıldık mı büyümekten?
Sokakları değiştiren şey mi değiştirdi bizi de?

ama sıkıldım.
içim sıkılıyor.

ben;
taştan kaleler ortasında top koşturmak,
asker abilere uçurtma yaptırmak,
ardımdan su şişeleriyle koşan çocuklardan kaçmak istiyorum!
verin çocukluğumu geri,karşısında büyüklüğümü vereceğim,
üstü kalsın!

19 Ağustos 2008 Salı

üç nokta...

beni ele verdi ayrılık
duygularıma uyandım
bilmediğim bir yola istekle adım attım
bir üç nokta daha kondu hikayeye
uçmak üzereyken ikisi...
bir şans verildi "devam edecek" e

sevgi neydi diye sordu biri
"sevgi nokta koyamadığın bir cümledir" dedi diğeri içinden

yolun sonu karanlıktı,sisliydi belki
ama içindeki bir histi
içti seni

birgün yolda yanayana yürümek sevindirdi
birgün tek başına kalacağını bilsen de derinden...

bir kayıp fesleğen bir seyyahta bulundu.
suçlu yoktu...

18 Ağustos 2008 Pazartesi

aldandım,aldandık

zaman geçiyor
elimde sıkıca tutuyorken
su olup aktı...

çoğu şeyde yanılmıştık besbelli
derelere taş attığımızı zannederken
biz şelalelerde yüzmüş
düşmüştük uğultulu tepelerden


bir akıntı sürükledi ardından bizi
biz:
can simitsiz...

zaman maviden laciverde aktı
küçükken çizdiğimiz resimler
toza bulandı.

sular aktı üstümüzden
çöpçüler hayal kırıklıkları süpürür oldu
insanlar hastaneleri doldurdu

biz cahiliyetimizle kürsülere konuştuk
tahtalar bilgin oldu
kalp çizdik
ok beyinlerimize saplandı...

biz hep güneş çizmiştik küçükken
dağın ardından bize gülen
büyüdük
dağlar üstümüze yıkıldı sandık
aldandık...

zaman su olup aktı avuçlarımdan
ardından bakarken düştüm uçurumlardan
güneşe bakamadım kamaşırken gözlerim
aldandım
aldandık...

16 Ağustos 2008 Cumartesi

requiem

her şey biter
su taşı bitirir
güneş suyu.
zaman güneşi bitirir;
aşk zamanı.
söz aşkı bitirir;
ben sözü.

Ahmet Karcılar

sahi beni ne bitirir?
bitme düşüncesi?

13 Ağustos 2008 Çarşamba

writing to reach you!

mutlu sonla biten filmleri seviyorum!kendimi korkusuz ve umut dolu hissettiriyor.

bir kız vardı bilirsiniz.
sevdiği insanda nefret ettiği şeyleri içeren bir şiir yazmıştı filmin sonlarına doğru...
şiirin son mısrası hemen hemen şöyleydi:
"senden nefret etme çabama rağmen bir türlü nefret edememekten nefret ediyorum"
bundan ben de nefret ediyorum evet.
ha bir de rüya görmek için uyumaya çalışmamdan nefret ediyorum.
sana hissettiklerimi destekleyen her şeyden nefret ediyorum.
...
ama elinizle itemediğiniz şeyler var.
soyut gözüken fakat gözünüzün olduğunu bildiğiniz kadar reel şeyler var.
elinizde sandığınız ama elinizde olmayan şeyler var.
bir de istek var ki sormayın gitsin.
ve inanç var.
ama doğrular da var.
bazen inanmak istedikleriniz var,bazen doğru olanlar.
inanmak istediklerimi doğrularla karıştırıyorum bazen.
fazla içe kapanık cümleler oldu.
olsun.
...
bir gün vardı.
ankaradaki son günüm.
mayıs sonları olmalı.
bir gün daha vardı.
kız,oğlana "mutlaka giderim" demişti.
kız sözünde durdu,gitti söz verdiği yere...
yağmur vardı.
gitmeyelim dendi.
"siz gelmeyin,ben gidiyorum"dedi...
sorunlar çıktı oradayken.
o tek bir şeyi düşünüyordu.
"sözü verdiği kişiyi."
hiç bir şey umduğu gibi olmamıştı ama...

dünyada çok az şey var...
şey ki o yoluna girince her şey yolunda gibi gözüküyor...
güçlü oluyorsun.
olmayınca o,her şey kötüyken seni ağlatan oluveriyor.
sen mutluyken gülümsemeyle yetindiriyor.

günlerden o gündü işte...
ufak gezi bittikten sonra arkadaşla buluşuldu...
onların okula gidildi...
onları beklerken sıkılmayasın diye kulağına bir kulaklık takıldı
ve daha önce hiç dinlemediğin bir şarkıdaydı sıra...
ağladın...
istanbuldan dönüşteki gibi bir özlem kokuyodu bu...
oradan dönüşteki kadar da hüzünlüydü...
bir "yok"luk vardı işte...
tüm var olanları da gözünde "yok" eden...
şarkı şöyle diyordu:

We were one, we were all, we were the only
Future full of hope, nothing could stand in our way
But dreams can change, visions fall, I feel so lonely
I would walk through fire for just one more day

You were the angel of my life, taught me to be free
Now I’m a stranger in your eyes, walls are closing in on me

So I say farewell, I’m yours forever
And I always will be
Missing you, in my heart you are the one
And you always will be

bunları yazarken bana Travis'in "writing to reach you" şarkısı eşlik ediyor.
biliyorum bilmediğin bu yerde yazarken sana ulaşamam.
ama bir yerlerde ulaşıyorum di mi?

şarkıdaki gibi "elveda" demiyorum ama bilmeni istiyorum(belki duyarsın hı?):
"always will be"

7 Ağustos 2008 Perşembe

tekrar-sızım

geçmişe takılı kalmak üzüyor beni...
ezberlediğim o şeyleri okumak okumak okumak...
bir yanım geçmişe takılı,bir yanım düşler ülkesinde...
şu an "an"dan ibaret
zaman başka yerlerde asılı...
saat uyumayı gösterince gelenler geliyor...
üzülüyorum işte.
ortadan ikiye bölünüyorum.
her bir parça farklı yere gidiyor gibi görünse de "bıçak" aynı...

2 Ağustos 2008 Cumartesi

saklambaç

yakaladım beni
sobe...

* * *
yokluğuna saklandım

* * *

bir başka oyunda da çıkmamıştın ortaya
şimdi kendi başıma oynuyorum
şükretmiyorum...
yazık.

* * *
akşam oldu
karanlık sayfalara yazmaya benzemiyor
korkuyorum
annem "gel" dedi
bir "gel" de ben dedim.


zincir

"Bu aralar kendime hep suçüstüyüm" dedi şair...
kelepçeler taktım elime...
anılarımda maphus hayatı sürdüm...mekan değiştirdim sandım.yanıldım.
nereye gidersen git beraberinde seni götürüyorsun
zincirleri kır istediğin kadar,kaç,uzaklara git,boynunda bir parçası duruyorken nereye kadar sürer bu yolculuk?

uzaklaşayım dedim
mutluydum ama zincirlerim boynumdaydı
bir yanım hep asılı kaldı gülüşlere
boğmadı benim zincirlerim
zarifti ama çözülmedi
ağırdı bazen
ama kıyafetime yakıştı
...