30 Kasım 2008 Pazar

günlük


Günlerden sonra bir pazar sabahı öğle vaktine düştü...

geç uyanmak,umursanmak zorunda olan alarmları duymazlıktan gelmek,kapatmak ve uyku haline geri dönmek...

sanırım geç kalkmanın daha doğrusu hafta sonunu hafta sonu gibi yaşamanın değerini bilmek lazım.


yarın aralık ayına giriyoruz.

kapıları aralık bırakmayın.

pek soğuk geçecek bu kış...


son olarak ilk özendiğim tasarım çalışmamı koyayım buraya.

bakalım işe yaramış mı kurs?




29 Kasım 2008 Cumartesi

yakınımdaki cümle

sLn 'in Naturelgs'ten takip ettiği mime devam etmek istedim.
konu çok hoşuma gitti ve uygulamak üzere en yakınımdaki kitaba el attım.çantamda duruyordu.henüz 56. sayfaya gelmemiştim...bir heyecanla takip ettim 5.cümleye kadar:

"Mefharet Aydını yoklamak için odadan çıkmak istiyor fakat iki kardeş arasındaki bu münakaşaya her zaman rastlamak imkanı olmadığı için ayrılamıyordu."

Peyami Safa-Yalnızız

ne kadar meraklıyız diye düşündüm.
münakaşa bizi endişelendireceği yerde işimizden olup bunu kaçıramam edasıyla hareket ediyoruz.
fotografçı mıyız sahi biz?
bak bu poz kaçmaz!

aslında kimseyi eleştirecek durumda değilim ama bir cümlede bulunabiliyor toplum.
kitap&ayna ilişkisi işte...

belki yapmak isteyen bir kitle bulunur diye kuralları ekleyeyim ben de:

* Kendinize en yakın kitabı alın.
* Sayfa 56yı açın. Beşinci cümleyi bulun.
* Cümleyi bu kurallar ile birlikte yayınlayın.
* En sevdiğiniz, en moda veya en entelektüel kitabı seçmeyin: en yakınınızdakini alın.

28 Kasım 2008 Cuma

gariplik garibanlık ne dersen de

Bugün sabahın ilk ışıklarıyla(abartmayalım) sabahın ilkten sonraki ışıklarıyla ki bu 9-10 arası oluyor bitanecik Ankaramıza yağmur demek isterdim ki değil kar yağdı.
bilmiyorum Ankara'nın iç kesimlerini belki de mekanı "Beytepe" diye kısıtlamalıyım.Malumunuz fakültemiz biraz(!) dağlık,tepede falan işte.
iç kesimlerde yağan karın birazcık -ki burada yine ünlem var- fazlası yağar beytepeye.
biraz beylik var galiba 8-)

çok fazla haksızlık etmek istemiyorum çünkü birgün öncesi benim Aşti'ye yürüyerek gittiğim günü seçmişti yağmur da.
neyse ki ıslanmayı fazla umursayan biri değilim.
hatta yanımdan geçen arabanın pantolonumu çamura bulamasına da aldırmadım dün.

neyse.
bugünlerde bir gariplik var bende.
garip şeyler de oluyor.

bir günüm bir günüme asla uymuyor.
mesela yarın gideceğim geziden bugün vazgeçiyorum.
en çok gitmek istediğim yerlerden olsa da (bknz:Amasra&Safranbolu)

kafamı karıştırıyorum:S
allak bullak olmaktan gayet umursamaz moda geçebiliyorum.

elime geçen her şeyi kırıyorum.
okuldan iki sandalye bir kapı gitti mesela.
sanki parçalanmak için beni bekliyormuşlar gibi ben ufak bir dokunuş yapıyorum ya da bir çanta kouyorum mesela sandalyeye aniden parçalara ayrılıyor.tuhaf sesler çıkarıyor:S

tasarım kursunda örnek resimler gösterirken hoca,ekranda arif beliriyor,hani nerden alaka?

benim yüksek not aldığım sınav günü ben okula gelmiyorum.efenim hoca birkaç isim okuyup onları alkışlatıyor falan filan...gözüm alkışta falan değil de birgün gitmedim o ve başka başka şeyler olmuş:S

49 kilodan 56 ya yükseldiğimi öğreniyorum 2 ay bile olmayan bir süre zarfında ki bunu destekleyen hiçbir şey yok.sanırım yanlış tartılar da beni buluyor(tartı da artistik bir şeydi yanıltmaz izlenimi vermişti bana)

bilmiyorum hem ben garibim hem çevremdekiler.
çevremdeki nesneler.
daha minik minik birçok şey var.
benim de tatile ihtiyacım var.

garip haller-(m)im

mim dayanmış kapıya başlık "garip huylar" ,mimleyen "sLn"
yazalım bakalım garip huylarımızı:)

*Sınavlardan önce hep "bugün dünyanın en akıllı insanısın" cümlesini kurarım kafamda ki onca şey anca o zaman yetişecektir:))

*Ders çalışırken şarkı söylerim arada,çalışma tempoma göre şarkının ritmi artar ya da azalır.çok yavaş bir şarkıyı hareketli bir şarkıya dönüştürme durumum vardır:)

*çalıştığım yer herkesin uykusunu getiren ki uyumak üzere inşa edilmiş yataklardır.

*Banyodan çıkınca elma yerim8-)

*Uykum gözümden aksa da uyuma düşüncesi itici geldiğinden ardı ardına kahve tüketebilirim.

*Her hafta sonu bilmediğim bir mekana oturur bir kahve veya çay içer çıkarım.

*Mutlaka dost kitabevine gider dergi kısmına bakınırım.

*"Şu an dünyada kaç kişi şunu yapıyor?" diyen cümleler kurar,oturup bunu ciddi ciddi düşünürüm.

*Bir şey aklıma gelirse aniden ortam uygunsuz da olsa gülerim kendi kendime,sonra bunun komik ve de uygunsuz olduğunu düşünür yine gülerim.

*Otobüste ya da kalabalık bir sokakta insanları düşünür nasıl biri olduklarını çıkartmaya çalışırım,ya da "şu an ne düşünüyor acaba,kimbilir ne derdi var..." gibi sorular beynimi meşgul eder.

*Çantamda aradığım şeyi asla bulamam.ve çantayı açıp aramam onu,yürürken elim çantada gözüm başka yerde giderim bir müddet.sonra (ki bu sonra baya sonra olur) yolun ortasında durur çantayı koyar yere ararım.çoğu zaman cebimden çıkar aradığım şey.(bknz:telefon)

*Bakmam gerekn zaman asla telefona bakamam.Ya çantamda bulamamış yetişememişimdir ya evde unutmuşumdur ya da sessizde kalmıştır.

*Bir şeye sinirlenince ya da bir kimseye ; o ortamı terkederim,terkedemiyorsam susar hiçbir soruya yanıt vermem.

*Düşme duygusu hoşuma gider.kayarak düşme,merdivenden düşme...gibi gibi.bana zevkli gelir sonu acı olsa da:p

*uyumayı sevmem,bir uyudum mu da hiçbir şeyi duymam.ne depremler uyandırabilir beni,ne davullar,ne şiddetli gök gürlemeleri...ee bir istisna var galiba:
birisi "Ayşenur" diye seslenirse onu duyarım.

*Korkma potansiyelim vardır.Ani çıkan her şeyden korkarım.

*Bütün arkadaşlarım sokaktaki köpeklerden korkarlar,ben korkmam.beni korkutan onların korkmalarıdır.ani sıçramalar vs:)

*Kış olsun soğuk olsun karın ortasında olayım saçlarımı kurutmam."hasta olacaksın"la başlayan cümleler ve uzatılan saç kurutma makineleri beni yıldıramaz:p

*Tanıdığım insanlara isimleriyle hitap etmeyi pek sevmem,bana çağrıştırdıkları oluşumlar ya da lakabımsı(o ne ya:D) şeyler kullanırım.Yıllıkta "taktığı lakaplar" adlı bir bölüm var mesela...ııı bu listeye anne ve baba kelimeleri de dahil:$

*Yeni tanıştığım kişilerin anne ya da babalarına benzeyip benzemediklerini düşünmem ama bir his gelir.
"şuna mı benziyorsun sen?" gibi bir soru atıveririm ortaya(daha bugün yaptım:S)
ki bu hep doğru çıkar:S
Yok kahinliğim falan:D

*İnsanları "istemeden" çok gözlemlerim.en ufak bir ayrıntı, bir söz aklımda kalır.bu en umursamadığım kişi için de geçerlidir ki gariplik buradadır.

* Bir espri yapma dürtüsü geldi mi durdurulamam,ardı ardına umulmadık her şeyden espri yapabilirim o an."ıyy,yeter.." gibi ifadeler beni yıldıramaz.zincirleme bir gitti mi gider.



aklıma bu kadar geldi.
mimleyeyim birilerini:

yıldız yolu
koyusiyah
sis çiçekleri
CaRtMaNtR




26 Kasım 2008 Çarşamba

öyle işte

bu bir şikayet yazısı değil.
hayatımı değiştiremem biliyorum.
hayatımın değişmesi doğru orantılıdır benim değişmemle.
kendimi değiştiremem biliyorum.
freud amcam demiş yıllar önce,kimse bunu çürütüp atamamış tarihin tozlu kıyılarına.
şu aralar o kadar yoğun günler geçiriyorum ki kendimi unutuyorum.
sınavlar,ödevler,yeni peyda olan şeyler...
sı-kıl-dım.
vurgulayayım şöyle,sesimi duyuramam burdan,haykıramam.
bir vurgu yaparım kalemimle,belki altına çizgi çekerim belki koyu yazarım.
çekip gitmek nedir bilmem ben.
ama gidesim gelir.
söyler söyler gitmem.
hem sorarım gittiğin yere kendini götürdükçe neyden bu kaçış?
kendinden nerede kaçabilirsin?
söyle,ben de gideyim.
...
hem bak "buralar soğuk,siyah,çirkin,karanlık...yani gelme" diyor şarkı.
neresi o gelmememi istediğin yer,ben onu da bilemedim.
gidesim var.
kendimden.
ama gelme diyorsan gelmem.
çaldır kapat anlarım bana ihtiyacın olduğunda.
...
tüm düşünceleri atasım var kafamdan.
okula gitmeden meslek sahibi olasım var.
yalnızlığımla mutlu olasım var.
kafama taktıklarımı bir yana bırakasım var.
biri ödünç alsın hayatımı.
bir dk.
bir sn.
...
çok bir sn ler oldu hayatımda,asla bir sn olmadı onlar.
o yüzden bir saniyeliğine geçsin biri yerime.
zaman kavramı yok olsun.
kaymalar olsun.
anlam kaysın.
dertler kaysın.
düşünceler yağsın.
berrak.
gökkuşağı olsun sonra.
renkler olsun.
geri dönüşümde en özel giysisini giysin gök.
yüzüne güneş vursun.
...
gidesim,unutasım var kendimi.
ya da bulasım var bir başka biçimde.
değişesim var.
bilesim var,bilmediğim her şeyi.
öyle işte.

dünyalar

"Bir şeyde her şey vardır.Anladın mı?Hiçbir şey basit değildir.En küçükte en büyüğü bulabilirsin.Kurcalamasını bilirsen bir incir çekirdeğinden bir dünya çıkar."

Yalnızız-Peyami Safa

o kadar dünya içerisinde mi yalnızız biz?
daha yalnız olmaz mıyız küçükleri de büyütünce?
aklım karıştı benim.
karışmak istedi.

23 Kasım 2008 Pazar

özledim

2 ay olacak neredeyse Ankara'ya geleli.
evimi özledim.
gerçek evimi.
yurdumun bana özel yerini özledim.
ablamın böreğini.
annemin şen sesini.
babamla şakalaşmayı.
ufak yerleşkeyi özledim.
her yere yürüyerek gitmeyi.
yağmurlu günleri.
sonbaharı kış modunda yaşamamayı.
güneyi özledim.
akdenizi...

takvimden gün saymak bu olmalı.
uzatmamalı bir daha,yok yok...
hiçbir şeyi uzatmamalı aslında.
bu kadar özlem fazla.
götürün beni evime:p

bi de bi de mesaj atan ahali sesim geliyosa bakmayın kusura canım hiç istemiyo yanıtlamak.hayır ben aveanın msj trafiğine dahil olamıycam:D

22 Kasım 2008 Cumartesi

The Curious Case Of Benjamin Button



"Merak uyandıran fragmanından sonra yılın en fazla beklenen filmlerinden biri haline gelen ‘The Curious Case Of Benjamin Button’ yaşlı bir adam olarak doğup hayatının sonuna doğru bebek haline gelen bir adamın hikayesini anlatıyor. Son yirmi yılın en önemli yönetmenlerinden David Fincher’ın son filmi ‘The Curious Case of Benjamin Button’ sıradışı hikayesiyle olduğu kadar Fincher’ın ‘Yedi’ ve ‘Dövüş Kulübü’nde de beraber çalıştığı Brad Pitt başta olmak üzere Cate Blanchett, Tilda Swinton, Elias Koteas ve Julia Ormond gibi oyuncularıyla da dikkat çekiyor. Francis S. K. Fitzgerald’ın hikayesinden Eric Roth tarafından senaryolaştırılan film yaşlı bir adam olarak doğan ve hayatının sonuna doğru bir bebek haline gelen Benjamin Button’un ‘fantastik’ hayatını anlatıyor. Zaman, ölüm ve aşk üzerine olan filmde Benjamin Button’u canlandıran Pitt’in performansı merakla bekleniyor. Fragmandan da anlaşılacağı gibi Pitt bu tersten hikayede Benjamin Button’un yaşlılığından gençliğine olan sürecini büyük değişimlerle canlandırıyor. Benjamin Button gençleşirken, yaşlanan sevgilisi Daisy’i ise Cate Blanchett oynuyor. Fragmanın sonunda yer alan yaşlanmış Daisy’le bebekleşmiş Button’un el ele tutuştuğu sahnenin ise filmin en önemli ve en etkileyici sahnesi olacağı öngörülüyor. "



güzel bir filme benziyor,iyi oyuncular ve hoş bir hikaye...bakınırken filmi merak eden büyük kitleyle karşılaştım:))fakat 16 Ocak'ı beklememiz gerekecek ailecek:/

20 Kasım 2008 Perşembe

hayal mutfakta pişer:)



birkaç haftadır pek uğrayamamıştım buraya.
efenim sınavlar ve bir değişim sonucu ilgilenemedim.
4 arkadaş eve çıktık,bugün itibariyle yeni mekanımda 5.günüm:))
insan pek korkuyor başta,nolur nasıl olur diye hatta kararsızlık günleri adı altında uykusuzluk peyda oluyor...
tabi tüm bunlar olurken bir yandan ödev teslim ediyor,vizelere çalışıyordum.
her ikisini de pek başaramadığım aşikardır herhalde:)
neyse geldi geçti...
alıştım.
lafı çeke çeke nereye getireceğim?
mutfaktayım bugün.
blograzziye bakarken "mutfakta ben varım" adlı bir blog gördüm.
gün itibariyle benim için biçilmiş cümle oldu bu:D
köstebecik pastamın kekini koydum,soğumada şu an.
şimdi karnıbahar haşlanıyor bir kenarda.
birazdan onu fırına verip patatesli havuçlu yoğurtlu soslu(valla uzun oldu ama adı nedir bilmem:D) şeysimi yapcam.
bir de pilav koyacam hangi ara ise o:D
tabi oralarda bir yerde köstebek pastanın kreması-lalası-halasını yapmam gerekecek:P
şimdi size "mutfakta ben varım2" adlı bir blog açıp yemek tarifi vermek isterdim ama yok:D orjinal değil bunlar:))
seviyorum ben yemek yapmayı,pasta düzmeyi,sofra hazırlayıp süslemeyi falan...
evimin hanımı olma fikri güzel geliyor:D
zaman zaman mutlu aile tablolarına,anne çocuklara bakıp "ah ah" ile başlayıp hayale uzanan anlarım da oluyor.
evlere bakıp benim evimde şu olacak bu olacaklar da:D
ben çocuğum olursa bunu pişirecem,masamın üzrerinde hep şöyle kalıptan çıkmış kekim olacak diye...
saksıda çiçekler,bahçede çocuklar,evde bir bahar havası,kahve kokusu...
anne bağırır:
"haydi çocuklar en sevdiğiniz pastadan yaptım!"
bağrış çağrış...
bunlar çocukça mı filmce mi toz pembe mi klasik mi bilmiyorum.
bir sonraki okuyuşumda "ne kadar çocukça yazmışsın kızım" diyeceğim bir yazı mı onu da bilmiyorum.
ama benim içim sıcacık oldu.
işte hayal kurmanın güzelliği...
küçük bir an da olsa sizi oraya taşıyor.
kahve kokusunu duyabiliyorsunuz bir anlığına...
sevdim ben bu işi...
darısı başımıza:))
neyse döneyim ben işime...
yoksa..

eyvah yanık kokusu!
şaka şaka:D

kalın sağlıcakla...

eylül,ekim,kasım



Aylardan kasım,ben eylülü severdim önceden.Mehmet Rauf'un Eylül adlı kitabının kapağını sevdiğimden severdim eylülü...
öyle çok kullandılar ki,insanlara verdiler ismi,kelime eskidi...silindi kafamdaki resim,halbuki ne sıcaktı.
sıcağı oluşturan renkleri vardı;sarı, kırmızı, turuncu kaplıydı yapraklar...
ağaçlar arasından ince bir yol geçiyordu...
klasik bir sonbahar tablosuydu belki de ama benim gözümdü o gören...
lisedeydim o zamanlar...
ben eylülü okurken insanlar bana deli gözüyle bakıyordu.
"kitap okunmamalı test çözülmeli."
bu zihniyet neler getirmişti bana ya da neleri getirmemişti...
neydim ben o zamanlar şimdi neyim?

bir fotograf,bir tablo,bir kitap,bir sözcük hatırlatabilir size geçmişi...
gitmeye ne hacet.
mesela sonbahar deyince aklıma ortaokul döneminde türkçe öğretmenimizin verdiği bir ödev geldi.pencereden dışarı bakıp betimleme yapacaktık.
mevsim sonbahardı...
pek güzeldi manzara...
yapraklar vardı,kimine göre atılıp hırpalanmış,kimine göre arınılmış...
ama sıcaktı o ayazda...
bisikletli bir çocuk vardı patikada...
yürüyen birkaç çocuk sapmıştı bizim yola...
sırtlarında kocaman çantalar,önlükte sallanan yakalar...

sonra bir yağmurlu gün geldi aklıma.
tek başıma yürüyordum,eve idi adımlarım.
yağmur vardı havada,ben aşıktım.ilk aşk...
acı çekmenin zevkine varmaktı benimkisi.
"bugünü hatırla yıllar sonra" dedim içimden.
birçok yağmurlu gün olmuştu ben severken.
ama o gün demiştim ben.

sonra "sonbahar" vardı sevdiğim bir eski şarkıda...
mevsimimi seçmişim ben önceden...
aklıma geldi işte öyle...
feridun nadas söylesin şimdi.
yağmur çiselesin.
sokaktan bir kız geçsin...
çok zaman geçsin,okuyayım ben bu yazıyı.
mevsim sonbahar olsun.
kasım da bitince bitecek mevsim.
zama geçsin istiyorum ama baki kalsın mevsim...
şarkı yazmak istiyorum,avaz avaz söylemek ulu orta:
Ankara'da sonbahar...
kopyacı olmak istiyorum.

19 Kasım 2008 Çarşamba

sözcük karmaşasından doğan sinir hali

insanlar var...
kendine güvenle kendini beğenme arasındaki çizgiyi şaşıran insanlar var...
ya da "kendine güven" yanlış algılanıyor.
belki "kendini beğenmişlik" olmalı onun adı.
kendine güvenenler mütevazilik perdesi altında gizlenmeli.
kendini beğenmişler var ortada çokça, kendilerini "kendine güvenen" olarak tanımlıyorlar.
ben onlara bir sözlük karıştırmalarını öneririm.

sevmiyorum kendine güvenenleri ben.
kuytu köşede kalmışları seviyorum.
belki ben de öyleyimdir,ondandır.

bilmiyorum.
canımı sıktı biri,
"kendini beğenmiş" biri.
tam bir doruk yaşantının ortasındaydım halbuki.
kanatlarım olsa uçardım belki.
belki oturup abartırdım mutluluğumu.
bak o kendini beğenmişler naptı,yine bana ait bir güzelliği alıp yerine kendininkini koydu.
bloguma yazı oldu!

ben de sinir oldum.

15 Kasım 2008 Cumartesi

okuma sitesi



Ara ara dolaşırken nette belirli siteler keşfediyorum,sonra onlara üye olup bir daha bakmıyorum,unutuyorum..vs
yine aynı şey olmuş, ben bir siteye üye olmuş ve unutmuşum.
bilmem takip eden var mıdır zaman gazetesinin gençlik ekini...
ben elime geldikçe açar bakarım,gazetelerle aram yoktur pek ama zaman-gençlik ayrıdır.
geçen haftaların birinde bir sitenin tanıtımını yapmışlar.
müzik için lastfm vardır ya bu da sanki edebiyat için...
oturup güzelce inceleyemedim ama oldukça faydalı ve eğlenceli bir siteye benziyor.hatta benim gibi yeni yazarlar okumak isteyen biri için harika bir site.
komşularını edin,yorumları oku ve listene bir yazar daha ekle!
beğendiğim bir yazarı beğenenlerle kitap zevkim pek şaşmaz herhalde ve ben kısa yoldan tat alacağım yazılara ulaşabilirm.

siteye şöyle bir giriş yapmışlar,reklam gibi olmuş bana kalırsa ama öze bakalım biz.

ne ki bu okumasitesi.com? açıklaması burada.

Okuduğun her şeyi yorumlayabildiğin, aynı şeyleri okuyanları bulabildiğin bir yer mi arıyorsun?

kütüphaneni ve profilini oluştur, benzer okuma zevkleri olan yeni insanlar keşfet


okumak istediklerini listele, kitap kurtlarından faydalan, yayın ve medya dünyasının nabzını tut


okunabilen her şey hakkında tartış, yorumla ve puanla, ilgili fotoğraf ve videoları paylaş.

ve de gençlikteki yazının linki burada:

http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=753216&title=kitap-kurdu-site-kurdu

2 Kasım 2008 Pazar

dilimin ucunda hayat var


Hayatımı dilimin ucunda diye tabir ettiğim anlara benzetiyorum. ne yapmam gerektiğini tam olarak bildiğimi zannedip hiçbir şey bilmemek. ya da bir çok şey yapmak isteyip hiçbirini tam olarak yapamamak.arada bir çizgi olur ya,ya onu çizme aşamasında olmak ya da üzerine basıyor olmak.ortada çizgi var yandan geç gibi bir şey.


Bazen oturup yapmak istediğim şeyleri düşünüyorum. Vazgeçemeyeceğim şeylerle kıyaslanamıyor bunlar. Birçoğu zevk için yapılmak istenilen şeyler.durum böyle olunca onları hayata geçiremiyorum, sonra yapmak isteyip de yapamadıklarım oluyor onların ismi. halbuki yapmayı o kadar çok istemediğim şeyler belki de onlar.

bitti.

çocuğum



Çocuğum ben,ama büyük değil.büyük olup da içinde çocuk gizleyenler var ya bir sürü.onlar gibi değil.çocuğum ben.çocuk gibi düşünüyor,çocuk gibi davranıyorum.çocuklar gibi şen değilim ama hep.büyümüş insanlarla dolu etrafım.ben apartmanlar içinde gecekondu gibiyim.
Küçücüğüm kalabalıklar içinde.ne onlar kadar katı düşüncelerim var ne onlar kadar güveniyorum kendime.katı düşüncelerim yok.dimdik gözükmüyorum yol kenarlarında,fikirlerim var ama kalıba sokmuyorum onları.güvensiz bir evim var,küçük.haritalar arasında kayıp.
Çocuğum ben.gecekonduda yaşayan,gündüz bir dala konamayan kuşun sahibi.
Biri bana büyüyememişsin demişti.
Ağlamıştım.
Ama olmamıştı istediğim.
Hani çocuktum?


Boyu uzayıp fikri kısalan insanlar var.
İşi gücü bırakıp etiket yapıştıran insanlar var.
Pek çok zaman oldu o :“çocuksun sen” diyeli.
Çocuktum ben belki, evet.
Ama büyümek zorunda değildim.seninle aynı kulvarda olmak zorunda değildim.
Birini tam tanımadan etiketlemek ne kadar büyüklükse…
Anlamadım ben.
Çocuktum.


( ...)
Genel anlamda bir etiketleme söz konusu.
Çocuk halimle rahatsızlık duyuyorum.
Kapağı bırakın, kitabı okuyun artık.

1 Kasım 2008 Cumartesi

"deep" not

aşkı geçtik, gözlerini açabilirsin...

bölük pörçük bir yazıdır bu,parçaları bana ait...


bir kız var ,
gözlüklü,
bir elinde bardak bir elinde çekirdek.

yatağının üzerinde boş bir kızarmış patates kabı,ısırılmış hamburger,çikolata ve pasta kalıntıları olan bir tabak...ve her yana saçılmış cd,dvd ler…film izliyor kızımız.bugünlerde sinirli,güncel kullanımıyla “bunalımda” belki de.bilmiyor ama bir genç kızın gizli defteri serisinin ilk 40 sayfasındaki Serra tiplemesine özeniyor sanki,ya da o bizimkinin gelecekteki görüntüsü.
Nedir? gözlüklü şişman sivilceli çirkin kız.
Filmlerde de olur ya.
ya da bak aklıma çirkin betty geldi.bi de onun Türk versiyonu vardı dimi?neyse konu bu değil.
Canım sıkkın.
Ve devamlı bir şeyler yeme peşindeyim.
Israrla okumak istediğim “aşk ve gurur” kitabı elimin altındayken,kaç gündür süründürüyorum onu orda burada.
Zevk almıyorum,belki gerçekten de zevkli değil.genelde tersi olur hani kitabı okuyunca film pek anlamsız gelir ya, burada sanki tablo biraz farklı.önce filmi izlemiş olmamla alakası var mı diye düşünüyorum ama jane austen'ın yazma stili böyle diye düşünüyorum.söz konusu şahsın" Emma " adlı kitabı için de aynı şey geçerliydi.önce kitabı okuyup sonra filmi seyretmiştim ve film muhteşemdi kitaba kıyasla.
Aşk ve gurur için de aynı şey geçerli.
Mesela benim doyamadığım bir aşk teması işlenmişti filmde ama kitap oldukça kuru bir dille yazılmış.sanki her şey olduğu gibi geçirilmiş.duygular araya öylesine sıkıştırılmış bir gözlem kitabı gibi…ve film ile kitap arasında epey değişiklik vardı.normalde kitabın değiştirilmesine sinir olurum ama burada durum biraz farklı.filmin en önemli sahnesi olan yağmurlu bölüm kitapta yok mesela.ortama hiç romantizm verilmemiş.aşk temasını sanki sadece birisinin “ben seni seviyorum” demesiyle işlemiş.bunun gelecek bir zamanda olacağını öyle hissettirmiş ki yazar,tatsız tuzsuz anlattığı o ilan-ı aşk bölümünde hiçbir şey hissetmemişsiniz.filmde darcy nin kızımızı seveceğini hissediyorduk,duymuyorduk onun ağzından,ne bileyim...soğuk bir kitap.
Henüz bitirmedim fakat çok haz ederek okumuyorum jane austen'ı...

güzel bir senaryo çizerken hissiyatı çok boş bırakıyor.

Bir de tiyatroya gitme isteğim vardı ya işte gittim ben.ama insanların bencilliğini kendi sahnemde izledim.normalde eğlenmek için gidilen tiyatro benim için sinir bozucu bir güne ortam sağladı.her şeyin üst üste geldiği günlerden biriydi.ama yılmamış,tiyatronun kapısından içeriye adım atarken üzücü her şeyi geride bırakmayı hayal etmiştim.ama bilet aldığımız oyunun oyuncu rahatsızlığı yüzünden kaldırılıp yerine başka bir oyunun koyulduğunu öğrendik.oyun bitiminde herkes salonu terk edememişti,belki bu size oyun halında bir fikir verir (6-7 kişi uyumaktaydı)
Sanırım bize fazla derin geldi.ben anlayamamıştım tam olarak.hatta oyunun bittiğini bile anlamama alıklığını göstermiştim.sorunu kendimde aramakta fayda var.

ama her ne kadar sıkıldıysam da sahne düzeni ve aralara serpiştirilmiş ders içerikli sözler hoşuma gitti...

Guguklu saatlerdeki kuşları anlatıyordu.kuşların penceresinden baktırılmıştık.o küçük yere sıkışmış ve her saat başı aynı işi yapmak zorunda olan kuşların penceresinden…yalnızlığa mahkum edilmiş,karanlığa mahkum edilmiş kuşlar…hani mavi gökyüzünde alabildiğince uzağa kanat çırpan canlılar var ya…
Güzel bölümleri vardı:

her ne kadar berbat gibi gözükse de insanın rutinleri vardı,ve bunlar zamanla insanla birleşiyordu,bir parça haline geliyordu…ve gün gelip biri seni oradan kurtarmak istediğini söylediğinde bırakıp gidemiyordun.
Ve yalnızlık vardı,güzel işlenmişti bu tema.
Gelme diyordu.
Gelme.
Yalnızlığımla arama girme.
O çok sadık bir dost oldu şimdiye kadar…
Alt üst etme...
Bunun gibi bir şeydi,tam olarak hatırlamıyorum.
Ama beni düşünmeye sevk eden bölümlerden biriydi.
Sevmediğim o yalnızlığı sever hale gelebilirdim o hep benimle olsaydı…araya giren birileri onu bozup tekrar mahkum etmeseydi beni yalnızlığa…

aslında yalnız olduğum da söylenemez.herkesin anladığı anlamda yalnız değilim.ama her insan kendi içinde yalnızdır bana göre...ve bazen o koyu yalnızlığa giren istisnalar olur.sanki siz gibi,sanki yalnızlığınız gibi…sizden biri gibi…gelince yadırgamaz,alırsınız içinize onu da..ya da hiç fark etmeden onu bekler bulursunuz içinizde…

Öyle işte.pek bölük pörçük oldu.
Günlük oldu burası bak yazıyorum şuraya!
Dediğim gibi sonradan okuyup amma saçmalamışım diyeceğim yazılardan biri olabilir bu.
Umrumda mı?
Tanı beni,sordurma soru.

Böyle anlarda avril dinlerim o “tomorrow” söyler…
Bebekler dinliyormuş onu,benim de o zamanlarımdan kalma “rutinim”dir…

I dont know how i feel,
tomorrow,tomorrow…
İ dont know what to say
Tomorrow,
Tomorrow is different day…

bana

Sor bana
Ellerimi sor...
Gözlerimi,
Gözlerimi bağlayan ellerimi sor.
Ellerimi:
“sen”i sor…

Sor bana,
Bugünümü
Yarınımı
İkisinin kesişimindeki yolları sor .
Yolları:

"Sen"i sor

Gel bana
Soğuk bir kasım gecesi gel ...
Beklemiyorken ,
Ben senin limanından ayrılırken
Gel.