30 Ocak 2009 Cuma

İyi ki doğdun Kutsibacıkk!

Şimdi Fatma ben nereden başlayayım “biz”i anlatmaya?
İlkokul günlerine uzanayım istersen…Bahçede koşturan ufak tefek küt sarı saçlı kızı anlatsın cümleler:) O zamanlar seni cadı diye tanımlardım ben:P Her yanda karşıma çıkar “öğretmenim ben, ben!” diye parmak kaldırırdınız Fatma ile…Fatma’ya gıcıktım ben bilirsin o rüzgar gülü olayından sonra:D Sana da gıcık olurdum da tanıyor muydum ki seni?ı-ıh
Sonra zaman geçti 8.sınıf olduk, yollarımız dershanede kesişti.Okulda pek mutlu değildim zaten dershane cennet gibi gelirdi… Ve orayı anlamlı kılan “tek” kişiydin sen:) Ben nasıl unuturum senin sınıfa hep 5 dk geç gelişlerini? Coğrafya öğretmenini neredeyse işinden edişimizi? Ve senin yegane, kahverengi, dershane için tasarlanmış kıyafetini:P Apogilin arkasına otururduk hep, arada bir rehberlik bölümüne uğrar uygulamayacak planlarla geri dönerdik:) Her teneffüste tahtaya bir geo sorusu yazan Emre arkadaşımıza ve onu çözmeye çalışan ahaliye kıkırdayarak gülerdik…
Sonra kader yollarımızı lisede de ayırmamış, öğretmen lisesi yollarını arşınlar olmuştuk. Aynı odada bir yıl geçirmiştik Bucaklılar olarak:P Şimdi hatırladıkça gülerim ben o gazoz olayına, senin Stephen King okuyup gece korkulu anlar yaşayışına, Sivaslı kızlar gelmeden odaya ne yapacakları konusunu konuşup atıp tutmalarımıza, Peyami Hoca’ya küsüşlerine(İngilizcen çok iyi olabilirdi bak:P)
Sonra odalarımız ayrılmıştı tabi ama sınıfta görüşüyorduk maalesef:P
(Sayısal da sayısal diye gitmiştim yanına, sen bana TM seç derdin, şimdi “keşke..” diyorum arada sırada…)
Rukişle Nadiye’nin komik laflarını bulup nasıl arardı gözlerim seni, bilirdim senin de güleceğini:D
“Hangimiz uzun?” triplerine girerdik arada, itiraf ediyorum uzadın sen:D( ama fazla havalanma hala kısa standartlarındayız)
Anımsayamadım ama birinin annesi “ Benim kızım aklına uzamış” diyormuş, bence kendimizi böyle teselli edebiliriz :D

Hey gidiii…
Sınıfın DeliKadir’i…
Etüt aralarının delisi(oynayışlarını kastediyorum)
Okul bitti gitti işte ama hep söylerim benim lise arkadaşlarım başka diye…
Bizim bisiklete binişimiz başka…(bisikletimiz de başkaydı)
Kızışlarımız, küsüşlerimiz başka…
Arada diyordum gelseydi bu kız da Ankara’ya diye, arıyor insan ne bileyim:(
Ama hedefinin peşinden koştuğun ve istediğin yerde olduğun için mutluyum…


Biliyorum hayat boyu bayramların son günü pastanede buluşamayacağız, hep başka bir yerde buluşmayı düşünüp ben kendimi sizin evde bulmayacağım:)
Ama biliyorum ve bileceğim beni anlayan birinin hep var olduğunu, olacağını! Anlatamadığım şeyleri “anlıyorum” diyen biri var…
Bir zaman Faik Hoca iyi arkadaş için “ ‘gidiyoruz’ dediğinde ‘nereye?’ diye sormayandır.” demişti…Bizim aramızdaki bundan güzel anlatılır mı bilmem.Sırf seninle diye “Arog” a gidip “iyi ki gittim” dediğimi biliyorum.Film bahane Fatma’yla olmak şahane:P

Geçen gün sen beni aradıktan sonra içimdeki çocuğun çoğunda payın olduğunu düşündüm…
İçimdeki kıpır kıpır, deli bir yan var, ondan emeğin büyük:) Seninle bir araya gelince maksimum düzeyde oluyor, işte gülmekten konuşamama sebebim.

Şimdi ben sana İyi ki doğdun demeyeyim de kime diyeyim deli kız?

Bir Beyaban desem güleriz biz…

İyi ki doğdun,Kutsibacım, iyi ki de vardın,varsın, olacaksın...

28 Ocak 2009 Çarşamba

Gülüms-emek



6.sınıf olmalıyız. N. ile bir araya gelince oynadığımız bir oyun vardı. Herhangi bir kelime seçer, o kelimeyle alakalı tamamen ona özel bir kıta yazar, sonra en güzelini seçerdik.
Her kelimenin bir şiiri olurdu böylece...Belli bir zaman sonra ben onları derlemiş ve bir deftere not etmiştim.Geçen gün aklıma geldi ama heyhat! Nerede kimbilir...Sadece N. nin yazdığı bir şiir var aklımda "gülümsemek" başlıklı...Hatırladığım kadarıyla şöyle idi:

Bazen açılmamış dudakların yanında saklı,
Bazen söylenmemiş cümlelerin içinde gizli...
Bazense belirtisiz bir matemde çıkmak istemeyen,
Yerini kin ve nefrete bırakan sensin.

Ondan geriye kalan tek güzel şeydi bu şiir.
Benim gülümsemelerim bir matem sonucu yerini nefrete bırakmıştı malesef.
Bir şeyin "en yakın" iken "en uzak" olabilmesi ne tuhaf...

karamsar değil, düşünsel

Öylece durup hayatıma bakıyorum bazen, dışardan biri olup izliyorum kendimi...
Geçmiş ile gelecek arasında sıkışmış, bugüne yeterince bakamamış halime bakıyorum.
Dünyanın merkezi zannettiğim; ben mutluysam her şeyin o an olumlu gözüktüğü, mutsuzsam hiçbir şeyin gözükmediği yaşamıma bakıyorum...
Kimdim, neydim ben?
Biri dememiş miydi iki ayağının kapladığı yerden fazlası değilsin diye?
Neden o küçük alanın merkezine daha önemli şeyleri koyamıyorum?
Neden aslında yaşadığım her şeyin aslında bir hiçten ibaret olduğunu kavrayamıyorum?
Neden şansımı zorlayıp inanmak istediğim şeylere inanıyorum?
Yalan dolan olan birçok şeye...
Kendimi kandırmayı seviyorum işte...
Koskocaman dünyadaki küçük alanımda küçük şeyleri düşünüp onları dünya yapıyorum.
Ne kadar saçma geliyor kulağa?
Ama keşke o kadar basit olsaydı bazı şeyler...
Keşke bazı şeyler göründüğü gibi olsaydı...

25 Ocak 2009 Pazar

Gölge gibi: "bedensiz"



Hayatımdaki her kişi önce bir nokta oluyor.Onu tanımaya başladıkça büyüyor gözümde:
Bir noktayken bir silüet oluyor...
Tanıdıkça sevgi peyda oluyor arada, sevdikçe yakınlaşıyor; büyüyor, büyüyor...
Çok sevmiyorsam uzak ve biraz daha küçük.
Tanımış sevememişsem ya bir bildik nokta oluyor, ya gölgelerin esiri bir silüet.

Birini tanımıştım zamanında, sevgi gözlüklerini geçirip bakmıştım ona.
Bir anda büyüyüvermişti gözümde,
Sevince miyop oluyor sanki insan, o gözlük de büyütme işlemi görüyor...
Sonra pek çok karışıklık, kargaşa arasında düşüvermişti gözlüğüm.
Minik haline bakar olmuştum.
Yıllar geçtikçe, zihnimden de silinir olmuştu.
O yoluna, ben yoluma gidince uzaklaşmıştık birbirimizden, ki belki de kaçmıştım ben ondan...
Varlığı ile yokluğu bir olanlardandı çünkü.
Bir sürü pişmanlığı bırakmıştı geride, zihnimden göçerken.
Ve birkaç soru.
Soru varsa bir yerde bilinsin ki ben de varım orada.
Birisi soru bırakmışsa arkasında, bir yanım onun yanında.
a kişisi b kişisi olsun fark etmiyor.
Bir nokta halini almış birisi olsa da "soru" varsa ortada, ben cevaplamadan içimden silip atamıyorum bazı şeyleri, gereksiz kişileri...
O silüet halindeki şahsa içimde kalan cümleleri anlatmalıydım, soruları sormalıydım.
Anlamazdı biliyordum, hani "boş biri" diye tabir ettiklerimiz vardır ya o da onlardan biriydi...
Ama yine de 7 yıl öncesine gidip çıkardım çantamdan soruları ve söylenmemiş birkaç cümleyi.
7 yıldır görmediğim insana ulaştım bir şekilde ve içimi döktüm.
Tam anlamıyla bu idi.
Ama dedim ya "boş" diye, o kocaman "X" e değil de minik "z" ye takılıp bir paragraflık ,kendisi gibi, bir şey yazmıştı.
"Boş" tezimin bir kez daha ispatlanmasıyla ve iç dökümün gerçekleşmesiyle kafam rahat bir şekilde devam ettim yoluma.


Geçmişe takılı kalan bir yanım yok şimdi...
Ve silüetliği hak etmeyen şahsı noktaya çevirdiğim için mutluyum.

Mutlu kalın.

karaoke!

Sevgili tuşların tıkırtısı'nın bu site hakkındaki yazısından sonra canım sıkıldıkça sesim kısılana kadar(Evanescence şarkılarının işi bu) karaoke yapıyorum.
Top list'e girmek adına bir şarkıyı 4-5 kez söylemek durumunda kalıyorsun ama olsun.
when you're gone( by avril) için inatlaşıp anca Türkiye'de 7. sıraya gelebildim ki bu, bu ayın top listi...
İlgilenenler için Türkçe şarkının bulunmadığını(ama istekler arasında yer alıyor birkaç şarkı) ve şarkı yelpazesinin fazla geniş olmadığını belirtelim.
Ama yine de hoş:)
Sıkıntıyı alabildiği test edildi, onay aldı:P

24 Ocak 2009 Cumartesi

Kanser

İçimde bir sıkıntı var ve bundan hiç hoşlanmıyorum.
Gece uyuyamamam ve gündüz yerli yersiz uyuyakalmamdan nefret ediyorum.
Günlerin hemen geçmesi için uyumaya çalışmamdan da...
Yapacak hiçbir şeyin olmamasından, hiçbir şeyin zevk vermemesinden de...
Birçok şeyden nefret etme çabamdan da nefret ediyorum.

Senden nefret etmiyorum blog.

Bir kayboluşun öyküsü



Rüzgarlı bir hava vardı dışarda.
Toz ve toprağın bir bütün halinde hareket ettiği sokaklardan geçti.
Sokaklar...
Sokakları severdi...
Kendisine ait olmayan sokakları severdi...
İçinden bir parça taşımayan yolları severdi...
Yabancılaştığı yerleri...
Boş binalar ortasında dolaşıp boş hayaller kurardı.
Kendini arayamazdı orada, çünkü yoktu, olmamıştı hiç.
Başkasına ait olanları benimseyemezdi ki, benimsememeliydi...

Sokak son buldu birkaç adım sonra.
Bir başka sokağa geçmeye yeltendi...
Duraksadı, bilmediği bir yerde, anımsamadığı bir dönemeçteydi işte.
"Amaan" dedi, döndü bir yere...
Bu kez başka bir sokak...
Bir başka bilinmezlik.
Yürüdü, başka ne yapabilirdi ki?
O sokak da son bulunca bir caddede buldu kendini...
Artan insan sayısını önemsemedi...
Tanımıyordu ki...
Kendini önemsemeyeni o niye önemsesindi?
Kalabalıktan arda kalanlara çarpa çarpa yol aldı, biri "ne getirdin oradan?" dese, "yol getirdim" diyecekti...
İzledim onu, fark etmedi.
Dalgındı...
Umursamadığı, umursanmadığı ama yine de sevdiği mekanda yürüdü, yürüdü...
Bitmez bu yollar dercesine, cadde boyu her adımda kendinden bir şey bırakarak kayboldu...
Bir yanı kaybolurken, bir yanını orada bırakıyordu...
Bilmedi.
Bilmesin.

23 Ocak 2009 Cuma

sevindi garibim!

Zaman ne çabuk geçiyor, bir de bakmışsın sınav sonuçların açıklanmış:p
Mutluyum efendim çünkü şu yazımdaki sınavdan sonra o beş kredilik dersten %100 kalacağımı düşünmekteydim.Fakat sonuçlara bakınca C1 ile geçtiğimi görüp havalara uçtum:)
5 kredilik bir dersten kalmayı sorun etmiyorum "daha yolumuz var" diyorum fakat aldığımız duyumlara göre kaldığımız derslerin kredi toplamı 8 yapınca canımız ciğerimiz bursumuz kesiliveriyormuş.Bizim bölümde çok çok nadir derslerden yaz okulu açılınca da seneye burssuz gezmek istemiyordum. Bu iyi oldu aferin Yeter! Zaten seneye de ayrılmayacaktık, beni tekrar görmek isteyip bıraksaydın saçma olurdu:P

Şimdi ayarlamıştım kendimi ben kalmaya o yüzden bir tuhaf hissediyorum.
Çan eğrisi yapmış olmalı ki normalde 50 altı direkt kalıyor, 65 geçme notu.
Cevap anahtarını asmışlardı panoya bir tane doğrum olabilirdi ki ondan da emin değildim ve o 14 puanlık bir soruydu.
Şimdi bu durumu "kalırım kalırım deyip kalmamak" olarak algılayan insanlara selam olsun:p
Açıklama yaparız dert etmeyin.
Biz bir şey dediysek vardır onda bir şey.
Stres yaptırmayın beni.

Neyse, Yeter Şahin seviyorum seni:D

21 Ocak 2009 Çarşamba

Gugıl Gülme Şeysi

Analytics'e göz attık ve bunları bulduk, madem aradınız ve geldiniz bu bloga eli boş dönmeyin dedik:p
Bakalım kimler ne demiş?

*"annem ev hanımı kelimesinin ingilizcesi"
"my mother is a housewife" demelisin galiba, benim ingilizcem de iyi değil o kadar kusura bakma.

*"alelademotif"
Yanlış adres, bak aradığın şurası

*"ayla dikmenin anlamazsın şarkısı orjinal mi"
Bir kere o anlamazsın değil anlamazdın. İkincisi sıkıldım artık, o ıssız adam başlıklı yazıyı kaldıracağım yakında... Orjinalliğine gelirsek bilmem, neden kuşku duydun ki?

*"bir planım yok"
Sokaklar yönlendirir beni nasılsaaaaaaa...

*"biz ince bel ela göz"
Biz de kalın bel kahve göz, tanıştığımıza memnun olmadım.

*"dilek herat ingilizce öğretmeni"
Tanımıyorum. Herkes facebookta arar sen gugılda hayret!

*"beypazarı takıcıları"
Güzel gümüşler var orada uygun fiyata, takıp yakıştırmayı sevenlere:)

*"espri yapmak ya da yapamamak"
İşte bütün mesele bu!

*"gurup bağdaş oyun havaları izle"
Gurup mu grup mu önce bunu açığa çıkaralım. Ben oyun havaları izlemem pek, öneri için sağol:p

*"kerem japoncada ne demek"
Belki buradan istediğine ulaşabilirsin.

*"kız arkadaşına sevgini belli etmek için neler yapılır"
Bunu da gugıla sormayın kardeşim:S Onun bunun söylediğini yapma hem, içinden geldiği gibi davran! Yok belli edemiyorum diyorsan o senin ya da karşıdakinin sorunu. Biz karışmayız(gugıl ve ben)

*"mutfaktaki kıza yapılan şaka"
Mutfaktaki kıza şaka yapılmaz,kızın işi gücü var:D

*"önceki hayatımda neydim test"
İnanmasam da bir önceki hayatın olduğuna yapmıştım o testi , ben şarap üreticisiymişim, sen?

*"sevgi çok zor bulunur"
Aramamak en iyisi, o gelip seni bulsun.

*"sokakta ayağı kayıp düşen insan"
Ben gülerim öyle insanlara, kendim düşsem kendime de gülerim:D Sen de gugılda ararsın,işte aramızdaki fark.

*"sözcüklerin 3.hali"
Hangi sözcüklerin? İngilizcede arıyorsun galiba, ingilizce kitabının son sayfalarından birinde olmalı, ya da bazı sözlüklerde yazar 3.hali;)

*"umursamadığın kişiler için kapak sözler"
Yerine göre değişir bu kapaklar, zamana ve o kişinin söylediği söze göre de...Hem niye arıyorsun ki pek umursamıyormuşsun gibi gelmedin bana açıkçası...

*"üniversitede arkadaşsız"
Olmak kötüdür. Sen yenisin galiba?
Bak kardeşim ilk yıl böyle gibi gelir insana, gruplar falan vardır bir sürü, ama ikinci yıl bir bakarsın o gruplardan eser yok...Çok değişir o kişiler çok...Zamanla kafana uyan birini bulursun merak etme:))

*"youtube ıssız adam anlayacaksın müziği"
Şarkının ismini bari doğru yazın!

*"zincirleme maillerin amacı"
Mail kutularını doldurmak.

*"i hope ne demek cümle kur"
"Umarım..." diye çevrilebilir. Örnek cümle verelim çok ısrar ettin:p
"I hope we can all live more fearlessly"

*"şarkı kitabı yapmak istiyorum"
E yap o zaman, başka yapan insanları mı arıyorsun gugılda?

*"şeker bayramı neler yapılır birkaç cümle"
Şeker bayramında sevdiklerin, akrabaların ziyaret edilir,sonra evde misafir beklenir, gelenlere adı üstünde şeker ikram edilir...vs vs, yeterli mi?

Bir google analytics'in daha sonuna geldik, en yakın zamanda görüşmek üzere!
:p

içsel vaveyla



birkaç kelime var beynimde dönüp duruyor...

bunların başta geleni "vaveyla"

anlamını anımsayamadım işte bir süre,gariptir belki anlamı bile olmayan bir kelimenin kafanda dönmesi...(lipzig var mesela)


ve birkaç mısra var ben yazmışım ama not etmemişim bir yere, devamını getirmemişim...

kafamda dönüp duruyor,ne zaman bir şey yazmak istesem o ilk kıta olmak istiyor...

belki bir şarkıydı...

arada olur öyle, bir şey mırıldanırken söz kondurursun sesine...

neden bilmiyorum ama birleştirdim ikisini...

böyle bir şey çıktı ortaya işte...


~vaveyla~


bir isim koy bak bilinmezlerdeyiz.

biri "yoktunuz" dese

biz yok oluveririz...

19 Ocak 2009 Pazartesi

yazı kalır

sanki bir asır oldu buraya yazmayalı...
yazmak istedim mi?
istedim.
ama yazmaya elim varmadı.
neden?
aslında bazen "yazma kızım hiçbir şey yazma" diyorum kendime...
ama buraya yazmasam oraya yazmasam şuraya yazamadan duramayacağımı biliyorum adım gibi...gibi gibi...
bu böyleydi,böyle oldu ve böyle de gider.
bazen yazdığım her şey üzerime çullanıp hesap soruyor...
bir anlık bir duygu yazıya geçiyor "o an"dan çıktığında pişmanlıklar ve hayretler peyda oluyor.
bazen yazdığım bir şeyi silmek ve en derine gömmek istiyorum.
kendim bile görmek istemiyorum.
"söz uçar yazı kalır" derler ya sanki o "duygu geçer yazı kalır" gibi...
anlık sinirlerimi ya da duygularımı burada görmekten hoşlanmıyorum.
günlüklerimi okumaktan da hoşlanmıyorum.
ben yazsam bir yerlere ve onu tekrar okumasam mümkünse, o yazı boşlukta kaybolsa...

bilmiyorum.
arada olur böyle bilmemelerim.
bir şeyi bilmem ya da bilmek istemem.
öyle işte.
an-la-ta-ma-dım
kimse de anlamadı.

Çekil yolumdan artık…

Tüm müzikleri media playera atıp rastgele modunu çalıştırıp kitap okursun.
birinci şarkıyı duyar ikinci şarkıyı duyar üçüncüyü duymaz olursun, konsantre işidir okumak ama maksat ses olsun ortalıkta…
Belki 5 belki 10 şarkı çalar…
Duymazsın, fark etmezsin…
Sonra bir şarkının nakarat yerinde kitaptan kopar şarkıyı dinlemeye başlarsın ve içsel bir yakınma peyda olur:
“nerden çıktı şimdi bu?”
Şarkıyı duymazdan gelmeye çalışır bir satırı on defa okursun.
Onbirinci kez okuyuşunda şarkının bitiyor olduğunu fark eder rahatlarsın.
Tabi belli şeyler hücum etmiştir beynine ama aldırmamaya, düşünmemeye çalışırsın.
Bu devirde her şey çalışmakla, değil mi ama?
Neyse şarkı biter ve rahat bir nefes alıp 12. kez aynı cümleyi okumaya başlarsın.
Diğer cümleye geçerken o da ne?
Aynı şarkı!
Sanırım şu an 5. kez yeniden ve yeniden çalıyor…
Bıkmıyor usanmıyor…
Rastgele modunun hangi prensibe göre çalıştığını bilmiyorum fakat matematiksel bir atlayış şekli vardır muhakkak, belirtildiği üzere rastgele değildir.
Pc deki tüm şarkıları atıyorum ve o şarkı-cık öyle bir yere geliyor ki rastgeleyi altüst ediyor.
Her atlayış bana aynı şarkıyı getiriyor…
Daha ne diyeyim ben?
Ya da ne yapayım?
Kader midir?
Öyledir, öyledir…

02.37
17.01.09
İ.

16 Ocak 2009 Cuma

sevdiğim mekanlar(mim)


H. Y. Ergün tarafından mimlenmişiz.gecikmeden dolayı özür dileyip mim için teşekkür edip başlayalım anlatmaya "sevdiğimiz mekanlar"ı...
konuya bakınca aklıma bir sürü sevdiğim mekan geldi...
gerçekten güzel olan, göze hitap eden bir sürü yer...
ama asıl sevilenler yaşantı olan yerlerdir diye düşünüp öyle ele almaya karar verdim yazımı...

*Malumunuz göller yöresinde yaşıyoruz.
izlemeye doyamadığım yerlerden biri olan Karacaören Baraj Gölü ilk sevdiğim mekan olsun.
küçükken balık tutmaya giderdik babamla oraya...
mavi-yeşil arası rengi ile gözlerimi ayırmadan izleyebileceğim nadir yerlerden biridir...



*İkinci olarak evimizin ön bahçeye bakan bir penceresi var, yatmadan önce orada durup geceyi izleyip düşünmeyi seviyorum.
birçok hatırası var o köşenin...
*Üçüncü sırayı Ankara'ya verelim.
orası burası diye ayıramam, bütünsel olarak seviyorum...
*Ve son olarak Antalya...Burdurlu olsam da ilçe olarak ilimizi benimseyemediğimizden ve Antalya ya yakın oluşumuzdan Antalya deyince bizim oradan bahsediliyormuş gibi gelir.Yazları gitmeyi pek sevmem ama diğer mevsimlerde pek güzeldir:)En azından ayda bir ailecek gider ve güzel günlerimizden birini geçirir geliriz.
bu kadar olsun...
sevdiğim birçok yerden bazıları bunlar ama "en" ler değil elbet...
"en" sevdiğim diye ayırmak istemiyorum...
bir şeyleri kesin olarak ifade etmek istemiyorum...
sevdiği yerleri paylaşmak isteyenler olursa yazsınlar efendim,biz okuruz...
severiz okumayı:)

13 Ocak 2009 Salı

korkma kardeşim korkma!

Bu kadar korkak olmamızı kaldıramıyorum evet kaldırmıyorum.
Çevremde yok, sorun çıkınca karşısına kaçmayan.
Yok!
İnsan mutlu olmak için boğuşmaz mı bir şeylerle?
“mutsuzum ve hemen bu ortamı terk etmeliyim”
“mutlu olamayacağımı kestiriyorum gitmeliyim”
“biraz huzursuz hissettim gitsem iyi olur”
Gidin, böyle diyenler, gidin!
Ben arkanızdan gülerek el sallayan kişi olacağım.
Ve elimde bir kova su olmayacak, mümkünse gözden ve gönülden ırak olun.
Ne çekilmez şeydir ya…
Biz “nasıl mutlu olabilirim?” sorusuna cevap ararken onlar, tüm zorlayan koşullardan kaçıp yeni bir çevre, yeni bir düzen kurma peşindeler…
Nerde o “mücadele” kelimesinin manası meali?


Kaçtır yaşını başını almış kadınlar beni karşılarına oturtup nasihat veriyorlar.
Tipimde öyle bir şey olmuş olmalı ki kursa her gittiğimde bir kadın benimle konuşmaya başlıyor ve mutsuzluklarından, evliliklerinden dem vurup “sen yapma” ları veriyorlar.
Ben bilmiyorum abla.
Senin “sen yapma” dediğin birçok şeyi yapabilirim. Belki benim koşullarım seninkinden farklı?
Belki ben öyle mutlu olacağım?
Kim bilebilir ki söyler misin?
Ben aptallaşır ve yapmam dediğim her şeyi yapabilirim.
Ve belki mutlu olabilirim.
“deli cesareti”ni bilir misin?


Kaçmakla bazı şeyleri karıştırmayalım tabi.
Bir şey çok belirsizse ve sesini çıkaran sadece sensen, git!
Gidemiyorsan da gidiyorum de!
Belki gidersin birgün.
Birgün o gün gelir!


Kaçan insanların ardında bıraktığı bir sürü mutsuz insan biliyorum ben.
Kaçan, korkak olan hani, tüm sorunlarını ve gidişiyle birlikte bıraktığı soruları, kalana yükler.
Kaçan korkak, düşüncesiz, acımasız ve bencil olandır.
Kaçan yine de kovalanır o tamamen ayrı bir mevzu.
Kaçan, kalan tarafından “ulaşılmaz” olarak algılanır, nedense, bu hep böyle…
Kalan şahsiyetler, çıkarın at gözlüklerinizi ve bakın etrafınıza!
Bir yanlışın tüm doğruları götürmesine izin vermeyin.
“yeni” yi deneyin.
Mesela o kelimenin yanına “başlangıç” kelimesini ilave edin.
Başlangıçta yama gibi duracaktır; fakat zamanla bütünleşecektir.


p.s:bu yazıyı ben mi yazdım???:S

9 Ocak 2009 Cuma

bitme ve gitme

sınavlar bitti hayırlı uğurlu olsun.
yolculuk var,hayırlı uğurlu olsun.
sonumuz hayır olsun.
3-4 gün yokum buralarda haberin olsun.

tuhaf ama güzel

dün bir telefon geldi.arayan ablam:
-bil bakalım ben nerdeyim?
-...
-ankara?
-istanbul?

şimdi ya burada bana sürpriz yapacak ya da diğer ablamın yanında diye düşündüm.
ama ı-ıh.
sivas'taymış!
13 yıl önce ayrılmıştık oradan.
3-4 yıl kadar orada kalmıştık...
ilk çocukluk,ilk oyunlar,ilk arkadaşlıklar hep orada başlamıştı...

ablama esmiş ve gitmiş komşularımızla görüşmeye...
13 yıldır sesini duymadığım insanlarla konuştum telefonda:)
çocukluk arkadaşlarımla konuştum!
nasıl bir duygudur bu?
tarifi zor, pek zor...
şu an ne yapıyor ne ediyor bilmediğin, yıllardır görmediğin insanlarla konuşmak: tuhaf...
13 yıldır konuşmasan da içindeki sevginin daim olması da tuhaf...
sanki yakınız,çok yakın...
ama uzağız da, uzak...

ne bileyim,çok şaşırdım,çok sevindim,çok hüzünlendim...
artık görüşeceğiz yok öyle ayrı kalmalar:)
tanıyacağız birbirimizi...(söyleyince ne garip geliyor)
hayatımda bir şekilde var olan insanlar hayalden çıkıp gerçeğe dönecekler...
mutlu oldum ne bileyim...
sevindim:))

öyle işte...
abla ne iyi yaptın ya...

8 Ocak 2009 Perşembe

heyy uçak!



günlerden sonra ilk defa canım fena halde müzik dinlemek istedi.
sadece dinliyorum.
biraz önce listemde "uçak" çaldı.
her dinleyişimde "beni de al buralardan götüüüüüüüüür..." diye avaz avaz bağırasım geliyor.
geçen yılki bir konserinde sevdirmişti bu şarkı kendisini...
feridun kollarını açıp söylemişti...
gidesi vardı sanki...
gökyüzüne açılıyordu...

gidesim geliyor arada,
kaybolasım geliyor.
uçak beni de al.
buralardan götür.
nolur.


Uzansam
Çocukluğuma dönsem
Derinlerde gizlenmiş yaralarımı görsem
Bir bıçak yarasıyla acısız kalsam
Oyunlar oynasam sahnesiz maskesiz
Kumdan kalelerime dalgalar vursa
Kağıttan gemilerimin tayfası olsam
Yıldızımı okşarken bir uçak geçse düşümden
Avaz avaz bağırıp sesimi duyursam

Ah çocukluğum camdan duvarlarım
Portakal çiçeği kokulu heyecanlarım
Kuş tüyüydü düşlerim umutlarım
Hani nerde arsızlığım umarsızlığım

Heyy uçak
Hey uçak uçak
Beni de al
Beni de buralardan götür
Nereye gidiyorsan
Beni de al
Beni de uzaklarıma götür

Uçak
Güzel uçak
Büyük uçak
Uçağım

7 Ocak 2009 Çarşamba

m.i.m

mim gelmiş "sLn" den.
soruların çoğu hakkında bir fikrim yoktu, sanırım kendimi çok fazla tanımıyorum.
ya da böyle sorunca aklıma gelmiyor bir şey...
elimden geldiğince cevaplamaya çalışayım bakalım:)

1- En sevdiğiniz kelime nedir?
"düş" sanırım.
düşününce birçok kelimeyi sevdiğimi keşfettim ama bu kelimenin geçtiği birçok şeyi seviyorum.

2- En nefret ettiğiniz kelime nedir?

"bebeğim" ve "boşver"
"bebeğim" bana çok saçma geliyor nedense.ve söylenişi çok bayağı geliyor, midemi bulandırıyor:S
"boşver" ise sinirimi bozuyor, evet,sinir!

3- Sizi ne heyecanlandırır?
yeni olan birçok şey:)
yeni insanlar,şehirler,müzikler,aktiviteler,kitaplar,filmler...
sevdiğim şeyleri yapmak, sevdiğim insanları görmek...

4- Heyecanınızı ne öldürür?
heyecanlandığım şeyde herhangi bir problem çıkması, ya da başka başka kötü şeylerin olması.

5- En sevdiğiniz ses nedir?
doğaya özgü sesler galiba, yağmur,kuş,dalga...

6- Nefret ettiğiniz ses nedir?
tırnakla tahta,duvar...vs yi çizince çıkan iğrenç ses.
sinir olduğum çocukların ağlama sesleri.

7- Hangi mesleği yapmak istemezsiniz?
fizikle alakalı hiçbir mesleği yapamam.
fizik öğretmeni olduğumu düşünemiyorum.

8- Hangi doğal yeteneğe sahip olmak istersiniz?
doğal mıdır tartışılır ama görünmez olmak istiyorum bazen.
doğal olaraksa hızlı okumak ya da pratik olmak güzel olurdu:)

9- Kendiniz olmasaydınız kim olurdunuz?

o zaman karar vereyim bu soruya:p
bilmiyorum hiç düşünmedim.
ressam falan olmak isterdim sanırsam.
yani şimdi düşündüm de fena fikir değilmiş.

10- Nerede yaşamak isterdiniz?
soruyu ilk okuduğumda "Prag" demek istedim.
ama başka bir ülkede yaşamak istemem ben, belki bir süre beni orada bıraksalar güzel olurdu:))
ülkemizi düşünürsem bazen denize kıyısı olan bir şehirde yaşamak istiyorum.
ama sevdiğim insanlarlaysam nerde olursa yaşarım da diyebiliyorum.
kısmet...

11- En önemli kusurunuz nedir?
insanlara çok fazla değer vermem.
tabi bu benim açımdan bir kusur, başkalarının gözüyle kendime bakarsam da sinirlenince susmam galiba, ya da bazen yaptığım çocukça alınganlıklar(cartmantr bak yine çocukça:p)

12- Size en fazla keyif veren kötü huyunuz hangisi?
bana keyif veren kötü huyum...
saçmalamam galiba ya da iğrenç esprilerim falan:D
yani bana göre pek kötü değil de aldığım tepkilerden dolayı buraya ekledim:D
bir de şey olabilir belki.
gelen mesajları eğer kişi kendi cümleleriyle yazmamışsa başını okuyup sonra hemen siliyorum:S
bazen yanlışlıkla önemli mesajları silebiliyorum.
ya da insanlara dönüt vermiyorum bu kötü bir huy:S

13- Kahramanınız kim?
yok öyle biri ama
Michael Scofield
Lady Oscar
olsun hadi :p

14- En çok kullandığınız küfür nedir?
bir kez küfrettim o da bir repliği okurken.
yanlış çeviriydi ondan bahsederken...(Duchess gibi bir filmde bir dükün söylediğini küfür olarak çevirmiş salak)
küfretmiyorum.
küfredenleri sevmiyorum.
küfrereden kızlardan özellikle iğreniyorum.

15- Şu anki ruh haliniz nasıl?
sinirliyim nedense.
mutluydum da bu hale büründüm, neden bilmiyorum.

16- Hayat felsefenizi hangi slogan özetler?
elinden geleni yap, gerisini oluruna bırak.
duygunu zamanında yaşa.

17- Mutluluk rüyanız nedir?
mutluluk rüyam...
bilmiyorum.

18- Sizce mutsuzluğun tanımı nedir?
umutsuzluk mutsuzluktur.
yoksunluk mutsuzluktur.
kırgınlık mutsuzluktur.
önem verdiğiniz şeylerde olan tüm sorunlar mutsuzluk olarak döner.
bir tanesi yeter tüm olumluları silmeye.
mutsuzluk bütündür.sıfır gibi evet, her şeyi silip süpürür.

19- Nasıl ölmek istersiniz?
huzur dolu bir yaşam sürmüş, yaşlanmış ne bileyim böyle yatağında sakince ölüp gitmek...

20- Öldüğünüzde cennete giderseniz Allah'ın kapıda size ne söylemesini istersiniz?
"hoşgeldin..."

içini dökme şeysi

-x sorusunu ne buldun?
-ııı...
-ya y çıkmıyor muydu o?
-ben öyle bir sonuç bulmadım.
-???
-sanırım ben onu z buldum.
-?!
-...
-ya o zaman benimki yanlış!
-yok kesin benimki yanlış.

-a sorusu çok zordu, b den sonrasını getiremedim.
-benim o sorum boş.
-...

-ya konuşmayalım boşver.
-evet ya...
-ya hocadan nefret ediyorum.
-ben de.

sanki bütün sınıfı yolun ortasına topladı analizci ve final plakalı bir traktörle üzerimizden geçti.
sınavdan çıkınca moron gibi bakıyordum etrafıma.
neydi bu?
sahi naptın Yeter Hocam?
Bak ben de diyorum Yeter, yeter ama!
neden vizeleri biraz daha zor yapıp finali kolaylaştırmıyoruz Yeter?
sahi neydi o son soru?

"sınavdan kaç bekliyorsunuz?(3 puan)

İki saat oturup bir de onu saydım 3 puanı kapabilir miyim diye!?
sonuç 30'lu bir şey çıkınca 52 diye salladım hani olur da "bak yüksek yazmış yanlış mı hesapladım?" dersin diye???
52 nin yüksekliği de tartışılır ama...
bak güzel hazırlamışsın tamam ama bana hitap edemedi o sorular!
integralle aramıza kara kedi girdi falan,eski anıları canlandırdın ve öss ile başlamış olan antipatimi nefrete doğru sürükledin Yeter.
Yeter, yetti ama.

senin sınavdan sonra şöyle mutlu olup son sınavıma güzelce çalışabilirdim.
çünkü onda da %25 ihtimalle sıfır alıyoruz.
ara puan vermiyor hanfendi.
ya 33,ya 66, ya 99 ya da içi boş olan çemberimsi rakam ki bu kocaman diye tabir edilen "sıfır" oluyor.

moralimi bozmadın da psikopata bağlattın beni Yeter.
hani kalmasak falan demiştim de ı-ıh.
ilk vizeler yüksek diye dört dönmemek lazım tabi.
sağol bak bunu da ezberledik iyice.
hıı bu arada sınavda neredeyse bilim adamlığına terfi edecektim.
formülleri unutup kendim çıkarmaya falan uğraşmayı düşündüm bir ara.
geçen sınavda yapmıştım biraz zaten.
bu sınavda da devam etti.
tamam yeter bak burama kadar geldin.
burası neresi?
blog ve son haddim.

p.s: Ayıp olmasın diye kağıda tren çizmedim.

6 Ocak 2009 Salı

Ankara'da



Pazar günü karlı sokaklardan geçmiştim.O akşam üstü yağmur yağdı, pazartesi günü buzlu yollardan geçtim.Bugün ne buz ne kar "sadece yağmur"

Ve bir renk kışa özgü...

beyaza özenti bir "grilik"

yere değil de gökyüzüne hakim.

Ankara deyince aklıma "gri"liği geliyor nedense.

Böyle nemli bir soğuk, nemli bir rüzgar geliyor aklıma...

ıslak birkaç yaprak geliyor...

birkaç kuş...

geçen kışı düşünüyorum, bu kışı...

kış ne hissettiriyor kendini burada...

ama sevmemezlik edemiyorsun.

sevmemezlik edemiyorsun Ankara'yı.

sanki senden bir şeyler var.

ya bir kaldırım taşında, ya bir serçe kanadında...

sana dair bir şeyler var.

soğuk gibi ama senin gibi.

içini sıkıyor gibi ama senin gibi.

adı sanki:

hüzün gibi...

sevdirdin Ankara kendini...

5 Ocak 2009 Pazartesi

suç, gerçek ve siz üzerine

Bir suç vardır, suçlu meçhul!
Bir gerçek vardır, yalanı aleni!
Bir siz varsınız, diğeriniz yokluğunuz.

K.T-Susacak Var

4 Ocak 2009 Pazar

yalnızız!




"Çırpınmak ve çabalamak batmaktır; haykırmak boğulmaktır; sakin ol..."

demişti Samim birine...

Samim...

Kitaptaki karaktare aşık olmak diye bir şey varsa, ben oluyorum galiba...

Çok garip bir dünyadayız.

Hayal ürünü insanlara aşık olma dürtüsü de bunlardan biri galiba.

Ama dünyanın garipliğinden olacak, hiçbir şey kitaplardaki ya da filmlerdeki gibi olmuyor.

Hayal dünyamız gerçeğe düşmüyor.

Çok uç şeyler olmasa da düşlediklerimiz...

Mesela yok işte Samim, kitabın içinden çıkıp gelemiyor.

Kimse kimseyi onun anladığı gibi anlamıyor.

Kimse kimseyi onun çözdüğü gibi çözemiyor.

Kimse kimseyi onun sevdiği gibi sevmiyor.


"yalnızız" demek istedim bugün.

kitap bitince iyice bir yalnız hissettim kendimi...


Bireyin içindeki bölünmelerin kendi aralarındaki yalnızlığı bu.

Senin benim tekilliğim değil.

Mantıklı yanımla duygusal yanım yalnız içimde.

İçimdeki benler yalnız.

Kimsenin kimseyi anlayamadığı şu dünyada bendeki benler de anlayamıyor birbirlerini ve yalnızlar...


Samim'in dünyasında derinliği keşfettim.

ve kitabı değerlilerimin içine koydum.

bir bakış açısı daha eklendi yaşamıma...

öyle işte...


Çok fazla söz söyleyecek durumda hissetmiyorum aslında kendimi, bir yanım yazmak, yazmak isterken bir yanım yazarken dağılmaktan korkuyor...

zor toparlıyorum kendimi bugünlerde.

aslında çok neşeli olduğumu zannedip en küçük şeyde yıkılıverecekmişim gibi hissediyorum.

beni yoran şeylerden vazgeçmek istiyorum.

bir şeylerden nefret etmek istiyorum.

bir şeyleri yıkmak, yok etmek.

yıpranmış ve yorgun hissediyorum kendimi...

his dünyam ne karmaşık ne düzenli...

bir gün bir karar verip diğer gün vazgeçmek de değil.

sonradan yaşanacak pişmanlık da...

olmayacak bir şeyi beklemek de değil...

ondan değil işte.

bir şeyleri abartmak, katlanılır halden çıkarmak benimkisi...

bir yerde okumuştum bir ne idüğü belirsiz testte çıkmıştı...

onun beni çözeceği kadar basitim galiba, evet...

demiş ki:"siz hayalinizi seviyorsunuz, gerçeği değil"

ben hayalimdeki o büyüttüğümü seviyorum, gerçeği de bilmiyorum zaten...

belki bilsem her şey daha farklı olurdu.

gerçeği gerçek gözüyle görsem ne bileyim belki yolumu falan çizerdim.


yine Samim unutmaya çalışmakla unutulmaz demişti, oluruna bırak demişti...

ne yapsam bilemedim.

ne yapmasam bilemedim.

hiç bir şey hissetmemekle pek çok şey hissetmek gibi.

kendimi bile anlamıyorum işte.

kimsenin beni anlamasını da beklemiyorum.

sadece belirsizlik ve sorular beni çok yordu.

belirsizliğin içindeki eksiler var ya ya da soruların içindekiler...

onlar daha çok yordu.

çocuk değilim ben.

çocuk gibi olsam da değilim.

hayallerle yaşam gitmez,oyunlarla, aldatmacalarla yaşanmaz...

bunu bilirim işte.

çocuk yanım aldanır, hayal kurar, kendi hayal dünyasında yaşar...

ama büyüyen yan bunun yanlışlğını kavrar, acı çeker, belki ağlar...


öyle...

öyle işte...

başlamalı bir yerden...
başlamalı...

3 Ocak 2009 Cumartesi

anket

yazı boyutumuz hakkında yeni bir şikayet daha aldık.
daha öncekilere "bu yazı boyutunu kendimce mütevazi bulduğum"u açıklamıştım ama gerçekten okunmayacak bir hal aldıysa değiştirelim diyorum.

fikrinizi sağ taraftaki kutucuğa sığdırırsanız memnun ve mesut olacağım...
okuyan kitleciğimizin gözünü hoş tutalım:)
saygılar...
sevgiler...

1 Ocak 2009 Perşembe

psikopatlıkta final heyecanı



soğuklar sonunda beni de buldu.
zaten bugünlerde bir tuhaf ve de psikolojik buhranlardayım bir de sen eksiktin demedim ona.
ama her an diyebilirim.
yeni yıl bana kışa özgü bir hediye getirdi evet:grip.
sağolsun, iyi etmiş.
finallerin dibime gelmiş olmasından kaynaklanan tutuşma başlasa da kendimi yeterince ısıtamamışım ki bu hallerdeyim.
ödevler de bir yandan saldırıyor tabi.
bir şey bindi mi üzerine binek belliyor seni dertler ve uzun eşek oynuyorlar(!)
psikolojim beni buhranlardan psikopatlığa sürüklüyor ki yazının gidişatı da bu yönde.
öğleden sonra yazdığım "aşk acısı çeken kız" yazısını da bu yüzden kaldırdım.
"zavallı hisseden ben" kendini odalarımdan birine kilitledi.
ve izlerini ortadan kaldırdı.
tutuklanma riski taşımasa da.
neyse istense bu blogta benzeri yazılar bulunabilir tabi.
geçtik.
evet hiç bir yerde kalmadığım için "nerde kalmıştık?" gibi saçma bir soruyla beyinleri allak bullak etmeye(!) niyetim yok.
fizik çalışmak saçma geliyor sadece belki tek sebebi bu.
newton'un hayatını okumayı yeğliyorum ki o da bir ödevdir sonuç olarak.
analiz içinse kendimi analiz edemezken nasıl o şeyleri analiz etmemi bekliyorlar emin değilim.
hatta her an bölümü bırakabilirim.
potansiyel var içimde.
("kinetiğe dönüşemese de" diye iğrenç bir espri yapmayacağım korkmayın.)
onu bunu bıraktım da finalleri bitirir bitirmez kendimi istanbula atışım da beni şaşırtıyor.
sanırım yolculuk bakırköye doğru olacak.
sonum hayır olsun.
amin.

çıkarın beni burdaaaaaaaan!

in solitude forever!

günün şarkısı Draconian'dan "The solitude" olsun...
While stars outspread the night-time watch
and wind through darkened treetops swirl;
I slowly bow my frozen features
in grief, in sadness and in woe...
in grief, in sadness and in woe.
In solitude forever!
Forever I see, forever I hear, foreverI smell,
forever I taste and forever I feel the solitude...
No voice (no voice), no hand (no hand) of human source
can reach me (reach me) in this place...
though fallen (fallen) figures (figures) closely passes
and invites me (invites me) into somber dance...
this somber dance!
Cold and desolate my soul turns grey,
(and) alone I witness the neverending day.
My wasted dreams lie silent and dead
within this darkened tears I shed...
this darkened tears I shed.
In solitude forever!
So lonely I stand on this tortured cliff
hearing distant cosmic echoes calling;
beckons me to decline this withered beauty
and leave this lie to greet the night...
the night without an end.
The solitude...
This solitary life...
Maybe I should just end it all...
Yes, I should just end it all!