30 Haziran 2009 Salı

Az ama her şey olanlar var ya...



Biz beş kişiyiz aslında. Her şey bir ortaokul zamanı, bir dershanede aynı sınıfa düşmemizle başlamış idi. Kimisiyle aynı sırayı paylaşacak kadar samimiyken, kimisiyle bir selamımız var idi, kimimiz bunu yapmayacak kadar içine kapanmıştı. Bilmiyorduk samimi olacağımızı, şu küçük ilçede buluşacak onlardan yakın kimsemin olmayacağını bilmiyordum.

Bir sınav sonrası hepimiz bir öğretmen lisesinin yatakhanesinde buluşmuştuk. Neydi? Kader... Bir yıl aynı odayı paylaştıktan sonra ayrı sınıflara, ayrı bölümlere dağılmıştık. Araya mekan girmişti ; lakin zaman aynı zamandı. Bir saat misali; ayrılınca duran, birleşince tiktaklamaya devam eden...

Su gibi geçen bir 4 yılın ardından herkes umduğu yahut ummadığı bölümlere dağılmıştı, umduğu yahut ummadığı şehirlere... Canlarım biri mat. öğretmenliği ikisi tıp ve bir hukuk olmak üzere okuyorlardı işte!

Bugün bir tanesi hariç, 4 kız toplaştık yeniden. Ben biraz insafsız olduğumdan(napıyım arayıp sorma huyum yok) bana biraz kırgınlıklarını belirtseler de eski halimize dönüvermiştik kısa zamanda. Yine o mutlu, yine o cıvıltılı hale... Baksan hepimize o kadar farklıyızdır ki (kim demiş farklı insanlar anlaşamaz diye) ama bir ortak noktada buluşuveririz işte: Arkadaşlık.

Ankara'dan dönünce, eski arkadaşlarım, komşu insancıklarımın hanım kişileri "Eskiden böyle değildin, pasifleştin..." gibi naralar atadursunlar bana. Onlara "Küçüktüm ve çevremde siz vardınız, herhalde dışarıda olacaktım, herhalde okula gidecektim..." diyemiyordum ama demeyi isterdim, gerçekten! Yani o beş kişiden başka arkadaşım yok benim bu şehirde...Ailem, birkaç akraba ve onlar... Onlar okudukları şehirlerden gelinceye kadar evde tıkılır halde oluyorum genelde:)

Çevremde çoğu zaman olmayan ama bir şekilde içimde yer edinmiş, olmadı mı da olmayan insanlarım onlar, arkadaşlarım. Bugün bir kez daha anladım ne çok sevdiğimi, sevildiğimi... Çok ara vermeden arayıp sormam gerektiğini...

Arkadaşlık güzel şey be!
Az ama her şey olanlar var ya ondan işte...

28 Haziran 2009 Pazar

Sahi?

Yuvarlanıyorum, nereye gittiğimi bilmeden...
Ne yaptığımı bilmeden ilerliyorum.
Geride bıraktıklarım, bırakamadıklarımdı...
Devam edebilecek miyim, bilmiyorum.
Doğru yön neresi sahi?

27 Haziran 2009 Cumartesi

When it rains...



İki insan var yağmur altında. Konuşmadan anlatıyorlar sanki bir şeyleri...Epey sustuktan sonra adam arkasına bakmadan gidiyor...Kız bekliyor yağmuru, bekliyor sesi...Yağmur sesinden başka başka bir şeyi...Ama gelmiyor işte...Sonra arkasına dönüp kulağında çalan müzikle arşınlıyor sokakları defalarca...Şarkı söyledikçe bir şeyler, o da söylüyor içinden gelenleri...Yol bitmiyor, şarkı bitmiyor...Ama bir hikaye "bitme" nin eşiğine gelip dayanıyor...



And when it rains,
On this side of town it touches, everything.
Just say it again and mean it.
We don't miss a thing.
You made yourself a bed
At the bottom of the blackest hole (blackest hole)
And convinced yourself that it's not the reason you don't see the sun anymore


Yağmur yağıyor bak.Sanki aynı yağmur altında ıslanan biz değiliz. Sanki bir araya gelen biz değiliz...Keşke bazı şeyler söylesen, konuşsan...Yeniden ve yeniden söylesen. Oysa sen kendi içine gizleniyorsun yine. Küçük ve karanlık orası biliyorum; ama kalmakta ısrarcısın, çekip alamıyorum.
Güneşi görmeme nedenin bu olamaz...

And oh, oh, how could you do it?
Oh I, I never saw it coming.
Oh, oh, I need the ending.
So why can't you stay
Just long enough to explain?

Bir şeyleri buraya kadar getirdin. Artık sona ihtiyacım vardı. Senin ellerinle hazırladığın sona...Gitmek isteyen ben iken gidenin aslında sen olduğunu da biliyoruz. Neden kalamıyordun ki?

And when it rains,
Will you always find an escape?

Just running away,
From all of the ones who love you,
From everything.

You made yourself a bed
At the bottom of the blackest hole (blackest hole)
And you'll sleep 'til May
And you'll say that you don't wanna see the sun anymore

Yine yağmur yağınca bir yerlere saklanacak mısın? Kaçacak mısın yine her şeyden?Kendi içine gizlenip çok mutlu mu olacaksın? Kendi içini kendi kendine var ettiğinden haberdarsın değil mi?Artık güneşi görmek istediğinden bile emin değilim...


And oh, oh, how could you do it?
Oh I,
I never saw it coming.
Oh, oh,
I need the ending.
So why can't you stay Just long enough to...

...Take your time.

Take my time.

Bir şeyler söyle...
Vakti al, vaktimi al, vaktimizi al...

Take these chances to turn it around.
(take your time)

Take these chances,
we'll make it somehow

And take these chances
to turn it around. (take my...)

Just turn it around.

Gizliden verdiğim fırsatları al. Söylenmemiş fırsatları al. Tersine çevir yaşananları...

You can take your time, take my time.

Zamanını alabilirsin, benimkini de...


**Bir şarkıyla zihinde oluşan haritadır, başka bir şey değil...

26 Haziran 2009 Cuma

Ben? (m,i.m)

Bundan sonra canım sıkıldıkça "mim" isterim diye blogtan bağırmayı düşünüyorum. İsterim de isterim dedikten sonra toplam 3 tane mim geliverdi:) Dün bir tanesini yazdık, bugün birini daha yazarız, yarın da diğerini...

Dolunay
'dan geldi mimim. Konusu ise aşağıdaki birkaç soruyu cevaplamak.Aslında bu soru demetinin birkaç büyük boyutunu çok öncelerde yanıtlamıştım. Ama hepsi aynı değil elbet:)

Başladım gitti:

*En mutlu olduğun zaman :

Bir gün öyle yalnız, öyle mutsuz hissetmiştim ki kendimi, beni eski halime döndürecek tek bir kişinin olduğunu düşünmüş, ondan da haber almama imkan olmadığını yine üzülerek idrak etmiştim. Ama çok istediğimi hatırlıyorum, haber almayı çok istemiştim! Ve bunu istememden 5 dk sonra haber gelmişti, ulaşmıştım. O an benim en mutlu olduğum anlardan biriydi. Evet, ben en umutsuz olduğum anlarda karşımda bir kapının açılmasını çok seviyorum ve en mutlu olduğum anlar o anlar oluyor...

*Hangi gizli güce sahip olmak istersiniz :

Görünmez olmak istiyorum.

*Çocukluk hayalin nedir :

Çocukken doktor olmak isterdim ben. Hasta insanlara üzülür, yardım etmek isterdim. Hatta bu yüzden sınıfta biri düşse bir yerini incitse bana getirirlerdi. Kendimi doktor oldum zannedip ecza dolabından getirilen malzemelerle derman olmaya çalışır idim:)


*Ne renk olmak istersin :

Gri olmak istiyorum. Ne karanlık ne aydınlık, ortalarda bir yerlerde olsam kafi...

*Şimdi nerde olmak isterdin :

Düşündüm, pek çok yerde olmayı arzu eder idim. Pek huzur verici, harikulade mekanlar var. Onlardan biri olabilirdi. Ankara'da olabilirim. Uzun zamandır görmediğim insanlarla bir arada olmak da kulağa oldukça hoş geliyor. Sevdiklerimle olabilirim. Prag'ta olabilirim. Çok be!

**Aslında isterdimli şeylerden uzak durmam gerektiğini söylemiştim. Soruların bu kadar az olması sevindirici. Malumunuz hayalperest bir insanım ben, fazlası bünyeye zarar!
:))

** Mimi paslamıyorum kimseye, bende kalsın!

24 Haziran 2009 Çarşamba

Kuaför (m.i.m)

Mim isterim diye tutturunca iki sevgili insan bana mim hediye etmişti:) Evren'in mimini hemen cevaplıyorum, diğeri bir başka güne kalsın:)
Konu saçmalamak, saçmalayıp duracağız işte. Bu güzel mimi Finduilas-melankolikdeli-mischief 'a paslıyorum. Ben saçmalayamam diyorsanız, saygı duyarız efendim:))

Saç-malama-malalama-duvar örümü

Saçmalamam gerekiyormuş ama elimde mala kalmadı. Hem ben saçı taranır sanıyordum. Sanıyordum dedim ya unut bunu. Ya da unutma ki dünya hali. Ben bunu hep dünya fani diye anlardım demiş miydim? İllahi sormam mi gerekiyor?Bak yine soru sordum. Onu sordum bunu sordum. Duma duma dum. Kırmızı mum. Gerisini şu an aklından devam ettiriyorsun ama çok beklersin. Yazmıycam orasını.

Şu an saç malalamam gerekirken yaptığın şeye bak!
Ne bakıyorsun tren mi geçiyor? Onu geçtim nesin sen? İnsan olduğunu düşünmüştüm. Bana ne ne düşündüğümden? Vallahi sıkıldım bak kendimden. Sen de benden mi sıkıldın? Limon muyuz biz? Suyunu çıkardın bu işin. Susuz kaldık, çöle döndük. Döndük döndük dönmedolap olduk. Gitme dünyam dönsün dönsün.
Fazla dönme, kafam karışıyo.

Nasıl oldu saçlarım?
İyi malalamış mıyım?
Duvara benzedim.
(bknz: mala)

23 Haziran 2009 Salı

Çapraza karışık



*
Sigara kullanmayan biri olarak içinde "sigara" kelimesi geçen şarkıları daha fazla sevmem oldukça tuhaf geliyor bana evet. "Hatta bir sigara olsa da içsem" düşüncesi "çikolata yemek" kadar hoş geliyor kulağıma. "Seni düşünürken içtiğim sigarayı korkarım ben söndürmeye..." " Bir sigara yak oğlan bana ver" "Sigaramı yaksam boğulsak beraber" "Sigaramın dumanına sarsam saklasam seni"
"Sigaramda duman karanlığım biterken" "Ellerim tütün kokar gecelerde" "Gecenin bir yarısı son sigarama dökülür çayım"... gibi uzayıp giden bir listedir bu şarkılar. Sigara çok itici bir şey olsa da şarkılara girince bir başka oluyor gibime geliyor.

*
Birkaç haftadır Masumiyet Müzesi adlı kitap elimde ama sürünmüyor(sahiden) Kitapta en çok "Kemal" karakteri ile haşır neşir olduğumuzdan ve her şeyi onun ağzından dinlediğimden ve daha birçok sebepten onu bizden biri gibi görmeye başladım ve okuyup da bitireyim yerine her gün azar azar yeter dozda almayı uygun görüyorum. Kitap beni şaşırtıp bambaşka bir yola girdiği için sevgimi de kazanmak üzere. Bir de çok okuyunca iyice uyuma problemi çekiyorum, uyku uyanıklık arasında Kemalle birlikte müze için eşya topluyoruz.

*Bugün yağmur yağdı biraz, sevindim. Yazları şöyle haftada bir yağmur yağsa o mevsimi de bağrıma basabileceğimi sanıyorum.

*Friday i'm in love şarkısından bahsetmiştim, az evvel dinleyince Chuck'un sezon sonu bölümünde şarkıyı dinlediğimiz aklıma geldi ve yine Chuck krizim tuttu.

*Kardeşimi az evvel "Sen yoksun, kokun yok..." diye Zardanadam şarkısının büyük çoğunluğunu söyler bulduğum için şaşkınım ama sevindim de. Ben hep böyle son seste bir şeyler dinliyeyim de rap'ten daha güzel müziklerin olabildiği gerçeğini kabullensin.(çok kötüyüm evet)

*
Bugünün Cuma ya da Cumartesi olduğunu zannedip sevineceğim geliyor, aslında bugün aynı bir "Cuma" günü...Ama hiçbir günün fark etmediği bir tatil dönemindeyim.

*
Esra Erol'la "eğlence" programı da tatile girdiği için üzülüyorum. Memleketten insan manzaraları konu başlıklı bir yazı bile yazabilirdim. Ama sahiden komikti.

*
'Sahiden' sahiden güzel kelime değil mi?

*Yaprak dökümü, dökmek üzere yeni yaprak edineceği döneme girdi ama bence bahar ayları daha uygun olurdu bunun için. Vakit bol olunca çarşamba günlerini ailecek tv başında geçirişimizi seviyordum oysa...Bir de izlemek için "Hadi açın da yaprak dökelim" ifadesini kullanışımızı...

*
Yeni diziler çıkacak bakın demedi demeyin! Deniz-kum-güneş-mayo-komikleşmeye çalışan suratlar-salak kızlar-çapkın erkekler yedilisinden oluşacak bu diziler. Pembe dizilere ingilizcede "sabun köpüğü" anlamına gelen "soap opera" denir ya (öyle hatırlıyorum) işte bunlar da sabun köpüğünün köpüğü kadar gelip geçici olacaklar.

*
Prison break, Chuck ve Gossip girl'ü bitiren biri olarak kalan lost bölümlerini izleyip yeni bir dizi bulmalıyım. The tudors a başladım lakin ı-ıh, sarmıyor.

*Prison Break demişken neden The Final Break diye ayrı bir şey yapmışlar aklım almıyor.Onu da araya sıkıştırabilirdiniz değil mi? Bir de T-bag'imiz Heroes a geçiyormuş, Heroes'a devam mı etsem ne?

*Yazma isteği dedim ya böyle şeyleri yazabiliyorum halen.

*Ankara'yı özledim.

*Bir mim gelse de yazsak.

*
melankolikdeli'ye isteklerimi kırmadığı için teşekkür ederim. Canan ve antepian'ın bloglarına dönmeleri rica olunur. Alın bir de burdan yakın:P (blog denetleme hizmeti müdiresi)

*
Başlık bir espridir domates fırlatmamanız rica olunur.

21 Haziran 2009 Pazar

İstemek "umut" demek



Blogla ilgili açıklama yaparken genelde "ben neşeli biriyim de buraya duyguları yazınca buruklaşıyor görüntü" yahut "güzel günlerimi yazmayı sevmiyorum, onları yaşamayı ve orada bırakmayı daha çok seviyorum" demişimdir.

Duygular... Evet onları yazmayı seviyordum. Kendimi anlama çabası gibi bir şeydi bu. Bazen yazdıkça kendimce yeni tezler ortaya koyup "aa bak bunu ben hiç düşünmemiştim" diyordum. Sorguladıkça yazmak için bazı cevaplar ediniyordum, bu güzel bir şeydi. Ya da karmakarışık olan içsel şeyleri; yazarak düzene koyuyor, oradan tanımlamalar ve genellemelere varabiliyordum.

Yazmayı böyle böyle sevdim ben.
Hatta sevgimi en çok böyle ifade edebildim galiba...
Duygularımı en iyi böyle anlatabildim.

Neden anlattığımı bilmeden yaptım bunu.
"Neden?" zaten ne zor soru, insan başka bir sorudan başlamak istiyor...

Yazmak dedim ya yazamıyorum işte şu sıralar.
Uyuyamıyorum. Yazamıyorum.
Geceden gün ışıyıncaya kadar durmadan düşünüyorum. Uyuyamıyorum. Bir ara uyumuş olup, sonra da uyanamıyorum.

Oysa birkaç dakika içine gizlenmiş binlerce duygum varken yazamamak tuhaf geliyor. Öyle yoğun şeyler ki; yazınca geçmeyecek, yazınca anlatılamayacak şeyler gibi... Hani bir arkadaşına derdini anlatmadan içten içe korkarsın ya "ya beni anlamazsa?" diye, öyle. Kalemin, kağıdın, hiçkimsenin, hiçbir şeyin beni anlayamayacağını hissediyorum. Uyuyamıyorum düşüncelerimden ya da bitmek tükenmek bilmeyen hayallerimden...Belki umutsuzluğumdan, isteksizliğimden.

Umut istekmiş ya umut etmek için istemek yetermiş demek. Birçok şey isterken, belki çok güç şeyler isterken, bunların gerçekten "güç" ve "çok" olduğunu hissedip isteksizliğe doğru yürüyorum. Hissettiğim bu, hissedemediğim de bu.

Biliyorum geçicidir, böyle dönemler de oluyordur, olabiliyordur. Rutindir. Beraberinde ne çok şey götürüyor oysa...Söylemesi basit, anlatması zor. Söylediğimiz her şeyin anlaşıldığını düşünmemeliyiz sırf bu yüzden.

Güzel rüyalardan da istemiyorum biliyor musun? Umut da istemiyorum, ne olacaksa olsun. Bu kadar isteksizim ya da netim.

Elimle tutabileceğim, gözümle görebileceğim şeyleri isteyebilirdim belki.
Ama istemek umut demek dedim ya...

18 Haziran 2009 Perşembe

Kavram yanılgısı

8 bölümden oluşurdu seksek. Bir karenin tam ortasına koymalıydın ayaklarını, çizgiye basmamalıydın.
Birinci sınıftayken uyarırdı öğretmen “çizginin dışına taşırma harfleri” derdi.
Yol kenarlarına çizgi koyardı birileri, çizgi içersinde yürümeliydi yayalar.


Çizgi önemliydi.
Bir şeyleri ayırırdı ya hani, işte o ayırmalar önemliydi.
İki şey birbirine çok yakınken bambaşka şeyler ifade edebiliyordu.
O yüzden batmalıydı göze çizgi.
Ayrılmalıydı bir şeyler.


p.s: 04.04.09 dan kalan ve neden yazıldığı hatırlanamayan yazı

9 Haziran 2009 Salı

Tanışalım mı?

Kimileri her gün gördükleri insanların çocukluklarını bilirler, özenirim ben öyle insanlara...Sonra çocukluk arkadaşları olur en yakın arkadaşları. Küçük yaşamlarına sığdırdıkları kocaman arkadaşlıklar olur. Bence çok güzel bir şey, öpüp başlarına koysunlar böylesi güzel birliktelikleri...

Benim çocukluk arkadaşlarım çocuklukta kalmaya mahkum olmuşlardı. Çamurdan, çeşitli otlardan yemek yaptığımız, düşe kalka ordan oraya koşturduğumuz, bir külah dondurma için havalara uçtuğumuz, masa altlarını evimiz bildiğimiz dönemleri hayal meyal perdeler altından izlerdim ben. En güzel dönemlerimi geçirdiğim ilden taşınmış, epey uzaklara gelmiştik çünkü. İç anadolunun iç bölgelerinde kalmıştı benim çocukluğum, arkadaşlarım, anılarım.O yüzden midir bilmem, çok fazla şeyi hatırlayamam. Mesela bazıları "Bak şurda şunu yapardık" derken benim bakabileceğim, bakıp da çocukluğumu hatırlayabileceğim fotograflardan başka bir şey yoktur.

Sonra bu yıl, ablam ve eniştem benim tabirimle "bir delilik" yapıp çocukluğumun geçtiği topraklara gidip çocukluğumu paylaştığım arkadaşlarımın evine konuk olmuşlardı. Oradan gelen bir numara ile eskiden çok iyi tanıdığım ama şimdilerde mesajlarıma "nasılsın?"harici soru ekleyemediğim bir insanla yeniden bir araya gelmiştim. Bu tam olarak bir "bir araya gelme" sayılmazdı tabii...

Ne yazık ki araya giren yıllar, sonra insanlığıma yapıştırdığım "çocukluk" ve "yetişkinlik" arasındaki farklar eski samimiyeti aradan kaldırıvermişti. Yani birbirimizin adından başka ne biliyorduk ki?Onu en son gördüğümde 6 yaşındaydım. En sevdiğim şeyler çizgi filmler, evcilik oynamak, tarlalara gizlice girip çiçek demeti yapmaktan başka neydi ki?

Mesajlaşmak, e-mailleşmek, msn, telefonda konuşmak gibi birbirini tanıma yöntemleri olabilirdi belki...Ama istemedim. Onca teknoloji arasında kurşun kalemimi tercih edip, dedim "mektup arkadaşı olalım mı?" Anlattım tabii onca teknolojik aracın arasında neden geri kalmışlık yaptığımı... Bana göre öyle değildi ya ona göre pekala da olabilirdi değil mi? Neyse ki olumlu karşıladı, artık benim de bir mektup arkadaşım var!

İnsanları tanımayı seviyorum bir kere ben, küçücükken sevdiğim bir insanı yeniden sevip, hayatıma dahil etmekten güzel bir şey olamazdı herhalde:)Evet, son günlerde yaptığım en güzel şey bu galiba...
Birkaç güne kadar bir renkli kağıt bir renkli zarf edinir yazarım bir şeyler.
Kırtasiyeye gidip zarf ve mektup kağıdı seçmeyi özlemişim, gözünü sevdiğim nostalji!

8 Haziran 2009 Pazartesi

Bırakalım zaman aşınsın, öyle mi?



Cimri olalım haydi.
Saklayalım, saklayalım, susalım, susalım, dünya yerinden oynarken biz yerimizde sayalım. Saatler geçsin, gitsin, bir şeyler başlarken bir şeyler bitsin.
Susalım biz, içimiz bağırırken, dışımız sussun, birimiz koşarken birimiz dursun.

Cimriydin kabul et, ben de cimriydim o da cimriydi...
Hep bir işaret bekledin kabul et, ben de bekledim o da bekledi...
İşareti beklerken kendimiz var etmedik, birinin işareti olmak varken olmadık.
Hep o-ndan ileriye değil, geriye saydık.
Saydığımız doğrultuda maskeler taktık.

Aslında zor değildi bir şeyleri söylemek.
Aslında zor değildi bir yere gelmek.
Bir yerden gitmekti zor olan...
Bir yerden kovulmaktı...
Bir yerde kalmaktı, kalıvermekti.

Cimriydik, korkaktık, ürkektik, umutsuzduk hayatımız boyunca.
Hep bir adım geriden yürüdük, önümüzdekinin ayağına basmayalım diye iç içe attık adımlarımızı...
Bir kez maskeleri çıkarıp "Bak şu şöyle!" "Bak, aslında yalan!" "Bak, doğrusu şu..." diyemedik.
Cümleler ardına gizlene gizlene gittik peşi sıra...
Neyin peşi sıra?
Peşinden gidebildik mi sahi?
...

Gelmek zor belki, peki.
Ama cümle kurmak kolaydı...
Bazen "bir cümle"yi kurmaktan aciziz!
Ve bir cümlenin neleri değiştirebileceği konusunda cahiliz.

Cahilsin, cahilim, cahil...

-Toplanın haydi, saklambaç oynayalım, kimse konumunu değiştirmesin, kendi içimizde kalalım.
Saklandığımız yerde.

-Biri çıkar gider yerinden bir gün.
"Her şey için "çoook" geç olduğu bir gün..."

7 Haziran 2009 Pazar

Ata&dey seçkisi-I

İstiyorum da istiyorum demiştim ya daha önceki yazımda. İsteklerden biri için kolları sıvadım birkaç gün önce. Hoşuma giden, ilginç gelen, kullanılmasını yararlı bulabileceğim, bildiğim bilmediğim deyim ve atasözlerinden bir kısmını burada paylaşayım istedim:) Kısmetse her yazının sonunda bir tanesini cümle içinde kullanasım var, dilime anca girer:P

Buyrun buradan:

§ tıngır elek tıngır saç, elim hamur karnım aç
Çalışmalarımla başkalarına yarar sağlıyorum ancak bundan kendim yararlanmıyorum.(Atasözü)

(Tıngır, tıngır demiş ya hoşuma gitti)

§ dün cin olmuş, bugün adam çarpıyor
İşinde ustalaşmadan hile yollarına başvuruyor.(Atasözü)

(Bunu biliyordum da yine de koymadan geçemedim)

§ tilkiye “tavuk kebabı yer misin?” demişler, “adamın güleceğini getiriyorsunuz” demiş
Bir kimseye çok özlediği hâlde elde edemediği bir şeyi “ister misin?” diye sorulmaz.(Atasözü)

(Bu atasözü de adamın güleceğini getiriyor)

§ esmere al bağla, karşısına geç ağla
Esmer insana kırmızı renkli giysi yakışmaz.(Atasözü)

(Bu nasıl bir sözdür yahu:D)

§ sen ağa ben ağa, koyunları (inekleri) kim sağa?
Herkes kendisini buyurucu durumda görür, iş yapmakla yükümlü saymazsa ortadaki işi kim yapar?(Atasözü)

(tamam ben, kavga yok)

§ akın (beyazın) adı (var), karanın (esmerin) tadı (var)
Beyaz tenli olanlar güzel sayılsa da gerçek güzellik ve şirinlik esmerlerdedir.(Atasözü)

(kırmızı yakışmıyor diyen siz değil miydiniz yahu?eh eh aslında ak kategorisine giriyorum sanırsam)

§ akşam oldu kon, sabah oldu göç
Geceler uyku, gündüzler iş zamanıdır.(Atasözü)

(Niran Ünsal söylüyor: Göçebe:P)
(Ama sevdim bunu)
(Niran Ünsal'ı değil)

§ ak sakaldan yok sakala gelmek
Çok yaşlanıp iyice kuvvetten düşmek.(Deyim)

(Bayanlar kullanınca hoşumuza gider bu)

§ akıllar gelin olmuş, herkes kendininkini beğenmiş
İnsan kendi aklını, düşüncesini başkasınınkinden üstün görür.(Atasözü)

(Çevrede bunca örnek varken, kullanmayıp da napcaz?)

§ keyif benim, köy Mehmet Ağa’nın
Hiçbir şeyi tasa etmiyorum, işlerim yolunda.(Atasözü)

(Tamam bişi demedik)

§ taşa çıkan keçinin ağaca çıkan oğlağı olur
Çocuklar ana ve babalarından öğrendiklerini yapmaya özenirler.(Atasözü)

(Bu komik ki:))

§ eli boşa “ağa uyur” derler; eli doluya “ağa buyur” derler
Armağansız gelen kişiye yüz verilmez, armağanla gelen kişi ise güler yüzle ve saygı ile karşılanır.(Atasözü)

(Peki)

§ aklının terazisi bozulmak
Akıllıca olmayan davranışlarda bulunacak bir duruma düşmek.(Deyim)

(Aklımın terazisi bozuldu, 1 gr. eksik tartıyor)
(İğrenç espri yapmam demedim)

§ aklına yelken etmek
Düşüncesizce davranmak veya aklına geleni hemen yapmak.(Deyim)

(Püfür püfür)


§ akçe akıl öğretir, don yürüyüş
İmkânların fazlalığı insanların iyi işler yapmasını kolaylaştırır.(Atasözü)

(Bak bunu öğrendiğim iyi oldu)

§ akara kokara bakma çuvala girene bak
İyi, kötü deme; mal ve para biriktir.(Atasözü)

(Nereden buluyorsunuz bu ifadeleri sayın "anonim"?

* * *

Neyse işin şakası bir yana çok keyifli bir iş bu sözlerle haşır neşir olmak, daha çok buldum da eleme yaptım kendimce:) 5-6 tanesini öğrensem bile harika olabilir:)

Bir de bak, isteyince oluyor!

Bugün de düğün pilavıyla dost ağırladık haydi hayırlısı:)

4 Haziran 2009 Perşembe

KONUŞAN KELİMELER İŞİTEN YÜREKLER








La Paragas'ın harika hizmeti; ‘Hayırlı Bir İş’ ile başlayan sesli blog yazıları fikri, görme engellilerin de blog dünyasının bir parçası olmasını amaçlıyor…

‘Tüm engelleri aşan bir tam olmalıydık’ ortak fikrinde birleşen bloggerlar;
Buraneros, Uzağa Giden Kadın, Bugünü Yaşama Arzusu, Kırmızı Günlük ve Evrenin Dünyası; fikre logo desteğini esirgemeyen Pinonun Yeri, teknik destek konusunda araştırmacı Erkan Bal ve fikri duyar duymaz sahiplenip, sitelerinde duyuran Kara Kalem, Ateş Böceği, Persona Non Grata, tutsak, delfina, Hayat İzlerim ve Gereksiz Yazar'la giderek çoğalıyor olmanın heyecanı ile bugün sizlere de soruyoruz:

Sizce de harika değil mi?

Ben fikri sevdim diyorsanız…
Fikir sahibinin izni var kulaktan kulağa yayılması konusunda...

Kendi sesinizden ya da sevdiklerinizin sesinden yazılarınızı bloglarınıza ekledikten sonra ‘konuşan kelimeler’ etiketi ile etiketlemeniz, yarınlarda oluşabilecek bir ortak blog platformunda buluşmamızı kolaylaştıracaktır diye düşlüyoruz….

Peki benim blogumda sesli kayıt olduğu nereden bilinecek diyorsanız, logoyu kullanmaya ne dersiniz?

Kararsız kaldım ne olur ki bunun sonu diyenlere, beyaz yavru tavşanın niyet kâğıdını okumaları tavsiye edilir...

Konuşan Kelimeler İşiten Yürekler

Kulaktan kulağa oyununun gönüllü bir oyuncusuyum ben
Benim yüreğimden gelen senin yüreğinden duyulduğu gün
Gönülün gördüğünde buluşup
Bir fincan kahvenin 40 yıl hatırında paylaşıyor olacağız hayatı…



Konuşan kelimelerin işiten yüreklerini çoğaltmak için
Biraz daha beklemek mi yoksa bugün hemen seslenmek mi?

________________________________________________

Ve ilgilenenlere şöyle bir yazı
Edit: Arkadaşlar destek vermek, blgunda duyurmak isteyenlere kodları ulaştırabilirim:) Bir de elimdeki ses kayıtlarını yazının bulunduğu alanlara ekleyeceğim ve etiketleyeceğim, etiket bulutundan ulaşılabilir hale gelecek artık:))

masam ve üstü(m.i.m)

Finduilas'ın miminden masaüstü merakı çıkmış. Merak listesine eklendiğimiz için teşekkür edip isteği yerine getirelim:))



Ve mimi pinkzorro, nesliSE, b.n.n' ve Cartmantr'a paslayıp kaçalım. İsterlerse merakımızı dindirsinler, yok biz meşgul adamlarız diyorlarsa üstü kalsın:P

3 Haziran 2009 Çarşamba

Talep


>Okuma sitesinin film sitesi formatına çevrilmiş halini istiyorum. İzlediğim filmleri arşivleyebileceğim, haklarında birkaç satır yorum yapıp puan verebileceğim bir site istiyorum.
Okuma sitesinden kopya çekilsin istiyorum. Bir kardeş site geliştirilsin. Neler izlemişiz zamanında, neler demişiz haklarında yıllar sonra bakıp "heyy gidi..." ile başlayan cümleler kurmak istiyorum.

>Ağzımdan çıkan bazı cümleleri geri alıp kayıp kutusuna koymak, sonra o söylenmemesi gerekenlere arada bir bakıp ders almak istiyorum.

>Çocukken bisiklete binerken geçtiğim bir sokakta arkamdan su şişeleriyle koşturan çocukları bulup su savaşı yapmak istiyorum.

>İndirdiğim filmlere altyazı ayarlaması yapacak bir elemanım olsun istiyorum.

>Yeni bir blog keşfedip fantastik yazarlarıma kaydetmek istiyorum.

>Mucize gibi bir şeyler olsun istiyorum.404 olup yaşama yapışmak istiyorum.

>Elime mikrofon alıp karanlık bir sahnede şarkı söylemek istiyorum.

>Yeni bir hobim olsun, oturup bir köşede yapayım istiyorum.

>Komik video sürüsüne gülmeyen insanlarla tanışmak istiyorum.

>İzlemek istediğim Türk filmlerinin tekrar ekranlara konuk olmasını, ablamın "Yine mi bunu izliyorsun? 100 oldu mu?.." diye başlayan söz dizimine omuz silkmek istiyorum.

>Kulağa komik gelen, gün yüzünden çok uzakta kalmış deyim ve atasözlerini bir araya toplayıp eğlenerek kullanmak istiyorum.

>Elimden geldiğince kişiye özel ayraçlar hazırlayıp sevdiklerime dağıtmak istiyorum.

>İsteklerimin gerçekleşmesini istiyorum bir de.

1 Haziran 2009 Pazartesi

Tutamıyorum

Tutamıyorum,
Kavrayamıyorum ellerimle kendimi.
İşte bu, kendini tutamama hali.

Ele avuca sığmayacak şeyler değil oysa,
Ben sadece...
Bilmiyorum.
Dilimi tutamıyorum
Bir cümle belki...
Ama kaldıramıyorum.