31 Mayıs 2009 Pazar

Çıkarın Planları, Yazı Yoklama!



Tatilim başlayalı epey oluyor aslında. Bir haftadan çok en azından... Ben daha yeni yeni farkına varıyorum bunun, bir silkinme dönemindeydim sanıyorum. Yorucu sayılabilecek bir koca dönem üzerimden geçti ve ben yeni yeni ayılıyorum da denilebilir.

Tatil deyince deniz-kum-güneş üçlüsünden daha fazla aklıma gelen şey "planlar"dır. Genellikle tatilden önce tutulan bu tutunakımsı(?) şeyler, bilirsiniz (sınav öncesi hayal kurmacalar) kendini aldatmacadan öteye geçemezler. Hayalleri büyük olan insanlarız aslında millet olarak; fakat aynı beceriyi uygulama isteği hususunda gösterebildiğimiz tartışılır. Bence tartışmayalım.

İlkokul dönemlerindeki tatillerimi çok fazla hatırlamıyorum, muhtemelen onun bunu saçını yapmak(kuaför olma hayalleri bile!), yok çamurdan pasta yapmak, yok büyüklerle takılmaya çalışmak, yok akşamları da dahil olmak üzere apartmanın çocuklarıyla kah saklambaç oynamak kah oradan oraya koşturmakla geçmiştir...Hatırlanılanların silik olması güzel olduğu gerçeğini değiştirmiyor işte, ne güzel!

Ortaokul dönemindeyse kendini büyük hisseden bisikletli insancıklar olmuştuk. Evde durmazdım, kendimce "popüler" bir arkadaş çevrem vardı. Neler yapmazdık ki...Yine de onların içinde uslu biriydim ben:P Ama okul duvarına gül yapraklarıyla isim yazarlarken de oradaydım(sonra o duvar boyanmak zorunda kaldı o kadar büyük yazmışlardı ki), telefon kulübelerinden 155, 120 gibi acil numaraları arayıp yok "Yangın var" diye, yok "Hırsızlık vakası memur bey!" diye ararlarken de oradaydım. Kötünün içinde iyi yoktur aslına bakarsanız, iyi bir çevre değildi kabul:)

Bir sonraki dönem lise yazları oluyor ki, onda daha çok "ev insanı" olmuştum ben. Malum yatılı insan psikolojisi:) Eve gidince evden çıkmak istemeyiş, yemeklere gömülüş, halı üzerine basmayı nimet olarak görüş, ne var ne yoksa TV de izleyiş...

Bunların arasında lise döneminde yapılan planlar, en çok da "ders planları"...

Hani kısa tatillerde yük olarak taşınan kitaplar vardır ya, hani kapağını açmazsınız da taşımak zorunda kalırsınız sonradan, işte aynı onlar gibi planlar...

Ne çamurdan pasta yapacak yaştayım ne delice hareket edecek bir arkadaş grubum var ne çalışacak dersim...Düşünecek çok şeyim bile yok, evet. Yatılı okuduysanız liseyi de bulunduğunuz ortamda çok arkadaşınız olmaz. Hele benim gibi küçük bir yerde yaşıyorsanız, şansınız pek azdır.
Kendimi bu kadar acındırdığım yetsin tabii, gerçekçi olmalıyım, değil mi? Evet, öyle:) Şimdi, durum şöyle:
Yaşanılan alan küçük-eve bağımlı bir tatil planı
Vakit geçirilecek arkadaş yok kadar az- eve bağımlı bir tatil planı

Bir işte çalışmak planlar arasında olabilir; fakat o olası iş gerçekleşirse(bknz: resimle alakalı)
Bu duradursun, kendimi kitaplar içine itip o yana bu yana dönerek kitap okuyacağım galiba. En net planım bu işte. Onca kitap alıp geldim eve. Bu yazlık planım: Okumak.

Durum o kadar da vahim değil. Eksikleri kapatırım fena mı? Arada gezerim tozarım az. Ama okurum.

-Fena mı?
-Değil bence.
-Ben de öyle düşünmüştüm.

29 Mayıs 2009 Cuma

İstasyon

Rind'in "yalan" adlı bir şarkısı var. Ne zaman dinlesem bir hoş oluyorum. İçim sıkılıyor bir yandan, bir yandan bir rahatlama hissi oluşuyor. Sanırım "yalan" böyle bir şey olduğundan...Hem, bazı duygulara, bazı cevapsız sorulara "yalan" demek ve geçmek kolay olsa gerek...Her ne kadar bilsen de doğruluğunu, "yalan" deyip kendi duygularını yüceltmek güzel galiba...Ne bileyim, mesela Nev "Hani birisi daha çok sever ya bizimkisi o misal..." derken duyulan his gibi...

"Ben çok sevdim" deyip bir köşeye kurulmak, bencilliğinin keyfini sürmek bu olsa gerek.

-Yapmıyor muyum bazen?
-Yapıyorum.

Oysa bir başkasının duygularını bilemezsin ki...Sadece kendince senaryolar yazıp durursun. Bilemezsin, bunu da kabul etmek istemezsin. Sen kafayı yiyorsundur çünkü.Çünkü karşıdakinin bundan haberi yoktur. Bunu düşünür iyice kafayı yersin ya da iyice bir "yalan" kelimesi içine gizlersin.

Saçma tabii düşününce, düşününce dedim ya hep düşünmekten işte...
Çok düşününce oluyor böyle şeyler.
Belki karşı tarafta yalan yok, sadece daha az "düşünüyor"
Az düşünmek ile sevgi arasında bir bağlantı var mı bilmiyorum, böyle durumlarda "umarım yoktur" diyorum.

Zamanında çok fazla düşündüğüm şeylerdi. Şimdi bunları analiz etmeyi bile kendime yasaklamaya çalışan bir konumdayım. Ama sadece "paylaşmak istedim". Paylaşmak güzel mi sahi?

* * *
İstasyonları seviyorum bugünlerde. Filmlerde istasyon sahneleri gözlüyorum. Bir tren garı mesela...
Hani hayatının dönüm noktası olur ya...
Hani hayalinde yaşattığın bir an...
Benim olursa işte öyle bir günüm,
Mümkünse bir tren garında olsun.
Mutlu olurum.
Mümkünse, dönüm noktası bir gidiş noktası olmasın.
Bir geliş noktası olsun.
Mutlanırım.
O ne demekse.

27 Mayıs 2009 Çarşamba

Hayalken mi güzelmiş?



Savunma mekanizması gibi bir şey şu "avunma". Kendimi kandırmayı iyi becerdiğimden bazen kendimi kandırıyor muyum, yoksa yaşanılan gerçek mi bilemiyorum.

Birkaç haftadır kendimi bulunduğum konumdan çıkartıp bir hayal peşine düşer oldum. Adı "a.d.ç" Bunu çözmeye çalışan insanlar oldu ama dedim "tahmin edemezsiniz" Zaten içerikten değil de teorikten bahsedeceğim ben:)

Bu a.d.ç bir hayaldi, toz pembeydi her hayal gibi. Tozu gözüme kaçmıyordu yalnız. Beni mutlu eden bir şeydi işte...Peşinde koşturduğum, en küçük ışıkta yanında bitiverdiğim bir hayaldi. Karanlıklardan kaçıp o kelime ardında buluyor idim kendimi.

Yalnız hayal ile gerçek arasındaki çizgiyi fark edememişim ben. Gitmişim ardından minik adımlarla...Birden küçük hayal gerçek oluvermiş. Oysa imkansızmış ya ondan gitmişmişim ben ardından. Ama imkansız diye bir şey yokmuş!Olmuş.

Bu kez korkmuşum ben. Bu bir avuntu muymuş yoksa bir istek mi? Hem gerçek orta yerdeyse ve etrafında sadece sen yoksan artık oyun oynanmamalıymış.

Bilememişim.
Kalıvermişim orta yerde.
Her hayal böyle miymiş yoksa?
Gerçekleşince sönüverir miymiş?
Hayalken mi güzelmiş?
Bilememişim.

"Zaman"
O en iyi çareymiş.

Yaz

Bir dönemi daha noktaladık. Büyüyor muyum ne?

24 Mayıs 2009 Pazar

İlan!

Buraneros'un aklına bir fikir düşmüş. Görme engellilerin de bloglardan yararlanması adına, bir kısım yazıları seslendirelim diyor kendileri:) Bence çok güzel bir fikir.(Bu arada yazıyı şurdan verelim)

Sanırım katkıda bulunmak için elimden geleni yapmaya çalışacağım. Fakat bir başlangıç yapayım derken kendimi darı ambarında iğne arayan kişi gibi gördüm. (bknz:Hiçbir yazıyı beğenmeme durumu) Bir de şöyle bir durum var ki şimdi seslendiririm ama benzemez bir şeye(diksiyon problemleri) sonra engelli vatandaşlarımız bloglardan soğurlar mazallah:P Bir kez bir ses kaydı yapmışlığım var idi, bunu paylaştıktan sonra ardından epey pişmanlık anlarıyla haşır neşir olmuştum, böyle bir durum olmasa da iyi olur(mesela iyi seslendirsem nasıl olur:P) Sanırım bir arkadaşımın başının etini yiyeceğim bunun için, kendisinin bu konuda iyi olduğunu düşünüyorum:)Ama arada benim sesime de katlanmak zorunda kalabilirler ki, bir deneme yapıp oylamaya açmalı ehehe:D

Neyse, sanırım bugün bir ses kaydı yollayabileceğim:)Hatta kendim de yapıp eklesem yolun başındayken iyi olabilir.

Bu yazıyı duyuru amaçlı yazdım.
Hem önyargılı yaklaşın diye seslendirişime, hem de duyduk duymadık demeyin kolları sıvayın efendim diye....

İyi mi ettim ne?

22 Mayıs 2009 Cuma

Siyah eşit değildir pesimist bir profile...

dan çok sıkıldım
4 (17%)

çok karanlık, açık renk seni açar
8 (34%)

ya çok alıştım, alışkanlıkları severim
4 (17%)

çok güzel böyle, dokunma rica ederim
7 (30%)

Tema ile ilgili son durum böyle...İki gün kaldığı için anketin sonlanmasına blogger temalarını kontrol etmeye başladım. Fakat ne hikmettir ki aradığım "evet!işte bu!" dediğim bir tema yok. Sanırım bir oy kullanacak olsam "ya çok alıştım, dokunma rica ederim" e gidecek elim. Hiçbir temayı sevemiyorum.Çok yapay geliyor bazıları, bazıları boş ve anlamsız, bazıları fazla renkli, bazıları fazla soluk... Başka renk deniyorum kaydetmeden ı-ıh hoşuma gitmiyor. Sanırım yeni bir resim düzenleyip, rengi de gri yapıp oturacağım baş köşeye...

Neden böyle bir değişikliğe gitme ihtiyacı duyduğumdan bahsedeyim biraz da...
Bir nedeni:
Gözü yorması sanırsam(her ne kadar bana öyle gelmese de)
Bir diğer nedenler yumağı ise:
Tamam, kabul, buraya çok iç açıcı yazılar yazmıyor olabilirim. Bundan daha önce bahis eylemiştim zaten. Çok mutlu günlerimi paylaşmayı çok fazla sevmiyorum.Bazı şeyler paylaştıkça "özel&güzel" olmaktan çıkabiliyor, belki bundandır...Neyse ne diyor idim?Heh, ama bazen oluyor ki, "evet" diyorsun "iyiyim" hatta "mutluyum"...Kelimlerin içine "mutluluk" kavramını koymadan anlatıyorsun bir şeyleri...Sonra bakıyorsun ki etiketlenmişsin, yanlış algılanmışsın. Belki siyah bazıları için iç karartıcı olabilir, benim için değildi öyle...Aslında herkesin beni doğru algılaması gibi bir niyet de gütmüyorum yazarken, istenilene ulaşılır istenilmeyen bulduğunu alır değil mi ki?Herkese hitap etmeye çalışmıyoruz sonuçta yazarken, daha bireysel istekler ön planda tutuluyor.

Ama bunlara rağmen, sevimli günlerimin başı önüne eğik bir şekilde dolaşmasına gönlüm razı olmuyor...

"söz meclisten dışarı"

"Biri akıl versin konulu yazı"

20 Mayıs 2009 Çarşamba

Oynatmaya az kaldı, doktorum nerde?

İçini dökme şeysi no bilmem kaç?

x'ten y den ve de beraberinde gelen z den,
türevden,limitin oraya buraya gitmesinden,çift katlı,çok katlı integralden,
i j k dan
vektörel,iç çarpımdan,
parametrik,simetrik vektörel denklemlerden,
integralin hacim ile orada burada buluşup hesaplaşmasından
izdüşümden,onun boyutundan,
iki denklemin durumlarından
aralarındaki uzaklıktan,
kapalı türevlerden,langrange yönteminden,
bir şeyin maksimummuş, yok efendim minimummuş, noktasıymış, kritik noktasıymış.
ondan bundan şundan.
Analiz edemediğim veriler yetmiyormuş gibi bir de ölçüp değerlendirmemin istenmesinden
o sınavdan bu sınavdan,
NEFRET ettim gitti!!!

Oh be!
8-)

Şafak "1"

19 Mayıs 2009 Salı

Naaapabilirim?

Bazen bir şeyler hep ters gider. Bazen hep içim sıkılır. Bazen sebebi çoktur, bazen yoktur. Bazense azdır çoğu şeyi gölgeleyiverir.

Kendime ne desem bilmiyorum. Bir yandan içim sıkılıyor birkaç gündür. Bir yandan sebeplerim var. Final haftasındayım, kötü sonuçlar var, korkulan bir sınav var yanıbaşımda, aynı gün bir başka sınav ve bugün bitmesi gereken bir koca ödev. Bunların hepsi için bir hafta lazım, oysa elimde olan 1.25 gün.

Günlerce(aylarca hatta) kaldıramayacağımı bildiğim bir yaşantı ise hemen birkaç gün uzaklıkta...

Sonra yanıbaşımdakiler. Bir avuç mutlu insan...En ağırı buymuş meğer. Mutsuzluğunla başkalarının mutluluğunu örtmek, belki berbat etmek...İstiyorum rol yapmak, istiyorum birkaç komik şey koymak oraya, istiyorum mutluluklarına mutluluk koymak...Fakat bazen olmuyor işte! Rol yapamayacak kadar amatör hissediyorum kendimi.Zannediyorum ki, biraz katılsam aralarına benden daha, daha fazlasını isteyecekler...

Böyle aniden geliveren bir mutsuzluk, küçük mutlulukların araya sıkıştırıldığı ama çoklarının gözden kaçtığı bir durum. Kendimi kaçırıp uzaklara götürmek istiyorum...Kimsenin mutluluğuna mutsuzluğumu katmadan, hislerimi yalnız başıma yaşayıp, yüreğim yeşerene kadar ağlamak istiyorum.

İsterdim buraya da güzel şeyler yazayım; ama ne geçip giden bir feridun konserini anlatmak istiyorum ne güzel bir paylaşımı aktarmak, ne çevremdeki sevimli insanlardan bahsetmek...

Bazen böyle çekilmez biriyim işte.
Uyuz oluyorum kendime.

"Diner bu yağmurlar, bu günler de geçer..."

Geçer biliyorum ama zamana ihtiyacım var.
Ortama ihtiyacım var.
Sakin bir kafaya ihtiyacım var.
Sınavsız bir döneme.

Okuduysan bu yazıyı mutlu ol, kendine dönüp.
Bir de sana bulaştırmayayım sıkıntımı.

17 Mayıs 2009 Pazar

Galilei'nin Yaşamı




Daha önce bilim için bir şeyler yapma peşinde olan ve sırf bu yüzden yakılarak öldürülen adam(Giordano Bruno)ın hayatını konu alan tiyatrodan söz etmiştim. Bu yakılma olayından 10 yıl kadar sonrasını kapsayan bir yaşam bu "Galiei'nin Yaşamı" adlı oyun. Önce Giordano Bruno izlenmeli, sonra bu oyuna gidilmeli, her şey o zaman daha bir anlamlı gözüküyor, çünkü oyunda çok fazla ismi geçiyor Giordano'nun.
Bilim söz konusu olunca ve başınızda baskıcı bir kilise varsa, tarihte bilim uğruna birileri yakılmışsa zaten bahsedilmemesi garip olurdu.

Oyuna "Gausss kişisi" diye bahis eylediğim arkadaşımla gittik, onun bilime ilgisi olunca seçimi bu oyundan yana kullandık. Oysa oyun çok fazla bilimsel gerçekten bahsetmiyor, herkes gidebilir, eğlenebilir:) Hatta bence gidilmeli ve düşünce özgürlüğünün ne güzel bir şey olduğu görülmeli...Şimdi bizleri zorluyorlar bilim için, düşünce için; oysa o zamanlar bunları düşünmek suç, bunlar öcü, bunlar günah imiş, ne garip...

İki buçuk saat, iki perdeden oluşuyor oyunumuz. Galiei'nin ilk fikir aşamaları, sonraları teleskopun icadıyla gök bilim hakkında oluşan güçlenmiş fikirler, fikirleri başkalarına açma, çok küçük bir kitle tarafından destek, büyük bir kitle tarafından köstek...
Dünya'nın Güneş etrafında dönmesi gerçeğini insanların kabullenememesi...
İnsanların kabullenmesinin öneminin olmaması, kilise, engizisyon, papa nın her şeyin üstünde olması...
Herkesi ardında bırakıp, fikirleriyle dimdik duran, durdurulamayan bir bilim insanı...
Kızı bile desteklemiyorken onu, onun ardından giden 3 kişi...
Gizliden gizliye yapılan çalışmalar...
Aklın her şeyin üstünde tutulması gerektiği gerçeği...
Bunların yanında benim oyunda en çok sevdiğim şeylerden biri, oyunu bir anda durdurup araya tarihleri ya da ara açıklamaları yapan birinin olmasıdır. Bu oyunda bu olunca çok hoşuma gitti.
Ve bilim vs, belki insanları konu bazında sıkabilirdi; fakat eğlenceli, renkli kısımlar da mevcuttu. Kostümler harikaydı mesela:) Şu resimde gördüğünüz kısım müzikal şeklinde işlenmişti mesela...


Oyun hakkında fazla bilgi yoktu nette, yazayım belki bir yararlanan olur istedim. Çok ahım şahım bir oyun değil ama koltukların yarısının boş kalacağı kadar da kötü bir oyun değildi bence... Ön yargılı olmamalı:)
Biraz daha bilgi vermek gerekirse...

Yazan: Bertolt Brecht
Müzik: Hanns Eisler
Çeviren: Ahmet Cemal
Yöneten: Erhan Gökgücü
Yönetmen Yardımcıları: Serdar Kayaokay, Hande Keçeci, Ümit Bahadır Tunç

Rol Dağılımı:
Tamer Levent, Rengin Samurçay, Çetin Azer Aras, Serdar Kayaokay,
Alper Tazebaş, Yavuz Sepetçi, Şemsettin Zırhlı, Fuat Çiyiltepe, Volkan Benli,
Ersin Ayhan, Özlem Tokaslan, Bahadır Tunç, Koray Alper, Hande Keçeci,
Çağlar Maçkalı, Tülay Sarıcı, Sahir Tamer, Eşref Pişirici, Pınar Uslu,
Özgür Günay, Hasan Ataman, Erkan Erkoç, Gökhan Olcay, Ali Nihat Yavşan, Volkan Eliaçık, Murat Ateş, Mahmut Işık, Tuba Tazebaş

15 Mayıs 2009 Cuma

Şenlik-şendik taa ki...

O söylerken ben de söylemiştim.Sonra bir yere geldi, o söyledi, ben sustum, dinledim...
Dedi:
-Bana düşen kabullenmek/Zor da olsa dönüp gitmek.

Bir uçak geçiyordu o anda (lacivert bir örtü üstünde yıldız kayması gibi...)
Bilmem aklıma bir şiir geldi...
"Uçak babama selam söyle" derdi ya hani biri...
Öyle işte.

Zor bazı şeyler ama imkansız değil.


Gazi üni-şenlik-Nev

12 Mayıs 2009 Salı

Öğrenilen geçmiş zaman



Ne kolaymış hayal kurmak, bir göz kapanışıyla konuverirmiş bir hayal minicik dünyamıza...

Bir yandan da ne zormuş bir hayali yıkmak; bir göz, kapanmak nedir bilmeden bakarmış o minicik dünyaya...

* * *
Yaşanan her gün tortusunu çevremdeki her şeye bulaştırıp gidiyormuş meğer. Bir şarkı ;sen neleri değişirirsen değiştir o gündeki hisleri, yaşantıları yaşatıyormuş. Bu yüzden eski şarkılar, eski günler hatırlanmak isteniyorsa dinlenilmeliymiş.

* * *

Bazı şeylerin söylenilmesi yahut söylenilmemesi fark etmiyormuş. Bazen her şeyden uzaklaşıp, dünyana uzaydan bakman gerekiyormuş. Dünyan aynı olsa da gezegenlerin konumu uzaktan incelenmeliymiş.

* * *

Bir arkadaşın değerli olduğunu tam kavramak için bir başka arkadaşın olması gerekiyormuş. Yoksa körebe olur, göremezmişsin önünü.

* * *

Bazen kabuğundan çıkıp elalem ne yapıyor diye bakmalıymışsın. İçeriden güneş ışığı çok fark edilmezmiş.

* * *

Olmaz olmaz dediğin şeyler olabiliyormuş. Feridun Hacettepe'ye gelebilirmiş. Ya da Kurban ve Nev dinlemek nasip olabilirmiş.

* * *

İnsan zamanla değişip ilginç alanlara kayabilirmiş. Her gördüğü ağaç ya da çiçeğe "Bak bu benim bahçemde olmalı!" diyebilirmiş. Onun arkadaşı da "Yahu evde eşya koyacak yer kalmadı, ağaçları koltuk niyetine mi kullanacaksın?"gibi kötü bir espri yapabilirmiş.

* * *

Çok umursayan biri umursamaz rolünü iyi yapabilirmiş. Bir de umursamamak rahat bir şeymiş.

* * *

Yıkılan hayallerin yerine yenisi konmadan da yaşanabilirmiş. Hatta hayal kurmamaya özen göstermek, dünyayı iyice küçültse de nefes aldırabilirmiş.

7 Mayıs 2009 Perşembe

Ben ile Ben Arasında



Yokuşa sürdün ya bu bisikleti, alacağın olsun.
Yokuştan yuvarlandık ya vereceğin olsun.

Aldım verdim yapalım hadi.
Benim ayağım altta kalsın, sen seç istediğini...

Bir yazı tura atalım, madalyonun istediğin yüzü düşsün yere.
Oyuna sen başla, sen kazan...

Küçük kırmızı kutuda sakladığın o şey var ya hani
o bir kırmızının içine düşsün.
Yansın bitsin kül olsun.
Kül kedisi bulsun.

Balkabağının bal arısı ol bu kez.

Şekerleme olsun.

Fazla şekerleme ama...

İstediğim istediğin olsun.

Çocuk tadında, masal kıvamında bir dilek olsun.

Fazla pişirme ama...

Ya da boşver,

Benimki laf olsun torba dolsun.

6 Mayıs 2009 Çarşamba

of

Canım sıkkın blog.
Ev arkadaşı arıyoruz.
Her şey mevcut ama kişi yok ortalıkta.
Mis gibi ev ama yok işte.
Sınavım var blog.
Ama canım sıkkın.

Bildiğin birileri var mıııııı?
:P

4 Mayıs 2009 Pazartesi

Gugıl gülme şeysi bilmem kaç

**Hayattan en çok ne zaman zevk almış olabilirim?
Hiçbir fikrim yok canım benim, google ın da yok:)

**kayıpfesleğen.com
Öyle bir sitemzi yok henüz, olsa da "ğ" içerebilemez.

**1-b sınıfının içini göster
Ben gerektiğinde şeffaf olabilen bir nesne değilim, gizli kamera değilim.

**1022-2008 madencilik alanında yapılan etkinlikler
I ve no ideaaaaaaaaaaaaa!

**adres defterimdeki kişileri nasıl değiştiririm
Telefondan bahsettiğini düşünüyorum, aksi halde "silgi" diye bir icadın farkında olmaman gerekirdi, ki bu komik olur. Rehber kısmına geliyorsun şimdi telefonunda değiştirmek istediğin isme tıklıyorsun seçenekler-sil gibi bir ibare olmalı, kolay gele:P

**annemle aramız bozuk
Anneler melek gibidir, affederler merak etme:)

**aç sınıfın laneti sıkıcı
Doğru bir tespit, aferin:)

**açık seçik kız
İşim olmaz.

**benlerden salatalıkla nasıl kurtulunur?
Ben benlerin salatalıkla geçebileceğine inanmıyorum, sivilce tedavisinde bellllki diyorlar, bence unut gitsin.

**burdur birey dershanesinde çalan şarkılar
Bu aramaya güldüm yahu:Dİlk defa Burdur içerikli arama yapan gelmiş buraya, ama ben birey dershanesine gitmemiştim. Bir de gugıldan arayacağına git sorsana oradakilere, zaten küçük mekan:P

**burdur mutfağında ne pişer
Herkesin mutfağında pişenler pişer bir kere. Ama yoooook Burdur'a geldim ne yiyeyim diyorsan git bir Burdur şiş ye bakalım, sonra üstüne de ceviz ezmesi al:)Ceviz ezmesi lezizdir8-)

**her canlı iletişimin sesini duyabilir mi
İletişimin sesi nedir be!:p Bence sesleri her canlı duyabilir ama dediğin buysa:)

**insan sevmediği birini sonradan sevebilir mi
Yepp!Rüzgar gibi geçtiyi oku...

**pamukkale turizm
Ben çok severim, tercih ederim:)

**personanongrata serkan
Bu aramayı kim yaptı merak ediyorum:p Yanlış adres olduğunun farkına varmıştır herhalde8-)

**sana sorarsam güneş dünyanın etrafında 10 kere döndü
Hadi yaaaaaaa!Bana sormazsan?

**sessiz biriyim nasıl alırım arkadaşlarımın yanındayken
Ne alıyorsun?Bunun sessizliğinle ne alakası var?Ses cihazı falan mı alıyorsun:D zuhahasdg

**severken gidebilmeli
Çok doğru!

**sinirim bozuk anatolianrock
madde 1:Yanlış adres
madde 2:anatolianrock napppsın
madde 3:google napppsın

**öğlede görülen rüya doğru mu
Bunu ne gugıl bilir, ne bir başkası...

**şiş parmak nasıl iner
Domates sarabilirsin:D

3 Mayıs 2009 Pazar

Düş sokağında iki adam

Düş sokağında yaşarlardı...
Renkli cıvıl cıvıl düşlerle...
Ve sakinleydiler o sokağın...
Düşler birikmiş sevgileriydi...
Düş gibi bir akşamın orta yerine düşüvermişlerdi. AnkaMall Sanatolia'ya taşımışlardı sokaklarını...
İki mütevazi insandı onlar.
Biri açıklama yaptı önce...
Dedi:
"Bu evli bir çiftin ayrılıp yeniden bir araya gelmesi gibi...Ama sanılmasın ki evlenecekler yeniden, herkes kendi çizdiği yola devam edecek yine..."
Biz isterdik devamı ama üzülmedik, bir araya gelmek de bir şeydi sonuçta...
Sonra "Ölümler" deyip başladılar masallarına...
Acılar parkı, belki değil mutlak, zindan masalları, veremem sana acımı, aganta burina burinata, kopunca birbirimizden, sen yine seni sev, al beni yar, gayret et güzelim, düş sokağı sakinleri, ayrılık,hüzün kovan kuşu, seni tanımayan yok bu şehirde, hoşça kal... gibi uzayıp giden bir serüvene yol aldık...
Bazen gülümsedik atışmalarına...
Birbirlerine gülümseyişlerine, muzurluk yapmalarına...
İki çocuk oldular sanki...
Zevkle söylediler...
Bazen duygunun doruklarına tırmandılar...
Biri duramadı yerinde enstrumanıyla ayaklandı, çığlıkları, ezilişi büzülüşü...
"Hissetmek" bu olmalıydı, başka değil...
En çok "hoşça kal" dediklerinde bir hoş oldum...O zaman sanki sokaktaymışım gibi geldi ve elim bir veda eşiğindeymiş gibi. Oysa "sen yine seni sev" derken orada öylece duracağımı zannetmiştim. Nedense o şarkıyı yaşatmadılar bize, komik bir şeyler oldu, geçiştirilme gibi...Başkasında değil de onda, nedense...
Sonra bir şey olur ya konserlerde...
Önceden hiç dikkatini çekmeyen bir şarkıyı orada seviverirsin.
"Ne güzelmiş" dersin...
"Zindan masalları" öyle bir şarkı oldu benim için.
Sanki...
Neyse, o şarkıyla bitirelim bu düşü...
Bir mavi türkü kabarırken göğsümde
Vurur dudaklarıma masallar
Tütsülenmiştir artık bölüştüğümüz akşamlar
O mavi türkünün içinde bir kuyu
Dibinde bir adam gizlenir
O saklanır ben gizleyemem
Sızar dudaklarımdan zindan masalları
Bir gün olsun içimde kalsın yüzün
Bu sonsuz kuyular hiç tükenmiyor
Her şey geçer yine de sesin kalır
Bırak yüreğin rehberin olsun
Acılardan ben çoktan vazgeçtim
Nasıl olsa hiç paylaşılmıyor
Küçük bir sevince bile orta karar oldum
Bir yağmurla yıkılıyor duvarlar
Sen yıkarsın ben anlatırım
Sızar dudaklarımdan zindan masalları

1 Mayıs 2009 Cuma

Kim bunlar kim bunlar?(m.i.m)

Geçen hafta pek güzel bir mim dolaşıyordu etrafta... Finduilas, sLn, cartmantr ve melankolikdeli tarafından mimlenmiş bulundum:)Konusu : "Okuduğumuz blog yazarlarını nasıl biliriz?"

Hakkımda söylenenlerin ortak noktası "duygusal" olmam gibi görünüyor... Belki karamsar görünüyorumdur, belki hep hüzünbaz bir çizgi çekmişimdir buraya...Ama ne biliyor musunuz? Hüzünlerimi anlatmayı seviyorum, mutlu olsam da buraya içimdeki kuyudan söz etmek istiyorum...Hani anlatamadıklarımız vardır ya, içimize tıkılıp kalmış sözcükler... İşte ben aha şu aha bu diye mutlu,şirin günlerimden pek bahsedemiyorum...Çokları fevkalade olumsuz görebilir ama değil öyle...Görünenle yetinmemeli...(Söyledim rahatladım mı ne?)

Eveet şimdi işe koyulup sayalım dökelim ne varsa...Bende ne tür izleri var aklıma gelenleri sıralayayım...
İlk olarak mimi ilk yollayandan başlayalım ve devam edelim:)

Finduilas: Bu hatun kendiyle eğlenen biri...Herkes sus pus olmuş, sıkılmışsa mesela o sıkılmaz, gülecek bir şey bulur hemen:) Hayatı dalgaya alıyormuş gibi gelebilir size ama aslında almaz...Birçok şeyi önemser, gülüyor zannediyorsanız yanılabilirsiniz, içine atmış olabilir.Sonraaa Chuck sever, photoshop yapar:) Bence iyi bir dinleyici, iyi bir arkadaş olur...Hareketli, biraz asi, muzip, sıcak biri kendisi... Ben yazılarını okurken eğleniyorum mesela, değil ki tanımak:))

sLn: sLn hakkında birçok şey anlatabilirmişim gibi geliyor. Aslında sLn her şeyi anlatmayı sevmeyen biri, yüzeyi verir size, derinini kendine saklar...Ama ne bileyim onu bir şekilde anladığımı zannediyorum, tuhaf...sLn hayatı dolu dolu yaşayan biri bence, çok yönlü bir kere...Onunla olan kişi her türlü eğlenceyi tadabilir...Bir yönü çok muzip, bir yanı mantıklı, bir yanı duygusal... Hepsi orantılı bir şekilde dağılmış ama... Ona ne duygusal derim ben ne mantıklı ne deli derim...Hepsinden az biraz var.O sevdiğini her türlü sevebilir, sevdiği için her şeyi yapabilir ama sevmediğini görmek istemez. Bir yönle gözünde kocaman olabilirsiniz ama bir yönüyle sizi içinde aşağılara çekebilir...Düşünmeyi, kafa yormayı sever...Ama bu onu yorar da aynı zamanda...Sinirlenince yanında kimseyi istemez, kalabalığı sever ama yalnız kalmak da onun için vazgeçilmezidir. Tutkuları vardır:Yazmak, okumak, müzik,sinema,futbol,tiyatro... gibi.Sevdiği şeyleri yaparken başka şeylerden arınabilir, içini sıkan bir şey varsa onu unutabilir misal... Bir de bence çok iyi bir öğretmen olur!
(Daha da yazarım da bu kadar yetsin eheh:p)

melankolikdeli: Naif biri olmalı kendisi, bloguna bakınca da bir sadelik görüyorum belki ondan... Balık burcu olmasından kaynaklanan bir duygusal yanı var...Fakat uzun uzun duygularından bahsetmek istemiyor sanki...Kısa cümlelerin içine gizliyor çoğunu.Bence onu tanıyanlar daha çok "deli" yanını görüyorlar. Böyle belli çerçeveleri var hayata dair, bakış açıları bunlar...Fikirlerinde bir netlik gözlemliyorum çoğu zaman...Deli yanına gelince, eğlenmeyi seven biri kesinlikle...Kırmadığınız sürece bu yanının keyfini çıkarabilirsiniz:))

Cartmantr:Nette gezinirken tesadüfen bulduğum ilk blog yazarı, yeri bir şekilde ayrıdır o yüzden:) Cartmantr'da en öne çıkan özellik analiz etmeye olan eğilimi...O bir durumu analiz eder, sonra ona uygun çözüm arar. Soruna takılıp kalan biri olduğunu hiç düşünmüyorum. Rahat biri, kendi düşünceleri daha ön planda olan biri, başkalarını önemsemez sanki o kadar da... Bir şeyi kafaya takmaz, çözüm yoksa oluruna bırakır. Kendisiyle vakit geçirmeyi sever, eğlenmesini bilir...Müzik dinler, basketbol ve film tutkusu ön plandadır. Plan yapmayı sever ama uygulayabildiği tartışılır. Kendisini eleştirir, ordan burdan bakar...Kendini iyi tanıyor evet:)

antepian: Komik biri antepian:) Ama sanmayın ki boş komediler peşinde...Bir şey hakkında güldürürken düşündürmeyi de biliyor her nasıl yapıyorsa. Kendinden emin, kendine güvenen biri olduğunu düşünmekteyim. Geniş yelpazelerden bakar ve fikrini oluşturur, fikrini savunur sonuna kadar...Herkesle iyi olmaya çalışmaz, o kendini koyar ortaya ona yanaşan onunladır sanki:) Kendini anlatmaz, o fikrini koyar, tanıyan tanır... Sözünü sakınmaz, söyleyecek sözü varsa ortadadır zaten. Gizlenmez...Müzik, sinema, gündeme dair pek çok konuda bilgilidir, bilgiliyim havalarında hiç de değildir tabii:) Kızlar konusunda epey bilgili, tavlama konusunda da başarılı olmalı( e tavsiyelerle dolu blogun:P) Bir de zeki olduğunu düşünüyorum8-)

besimi: Tam bir müzik tutkunu! Tutkun ve bilgili evet:) Besimi bende de umursamaz bir etki bırakmış nedense(bknz: sLn'in tanımlaması) Sonra besimi komik biri, aslında bu yönünü yansıtan yazılarını okumadım. Ama bana çok komik geliyor, "besimi kardeş" demeyi seviyorum, böyle sevimli bir tablo oluşturuyor bende:) Konuşkan biri olmalı, sohbet etmeyi seviyor sevdikleriyle...Aslında metal dinleyen insanların hayata çok çok karamsar bir profilden baktıklarını düşünürüm ama besimi için bu geçerli değil.

buraneros: "Sinema, yazmak, kahve, aile, kitap..." gibi hayatında ön plana çıkmış kelimeleri var. Bir şeyi kendine özel yapmayı seviyor, keyif alacağı ortamlar oluşturabiliyor.Bir baksan çok sevecen, bir baksan çok duygusal, bir baksan -çok bildiği her halinden belli- fikirlerini koymuş ortaya... Mütevazi, düzenli, sade biri...Sadeliğin içinde mutluluğu kovalayan biri...Yataktan kalktığında yüzünde gülümsemesi olan biri bence:) Yaşama dair pek çok olumsuz şeyi keşfettiği halde mutluluğu aramayı bilen biri...Başkalarından çok kendisini ve sevdiklerini koymuş baş köşeye, gerisi o kadar da önemli değil onun için...Küçük, şirin bir dünyası var ve o dünyalara bedel...

koyusiyah: Onun hayatında iki renk var siyah ve beyaz. Bu bir şekilde beşiktaşın yansıması, bir şekilde onun hayatının yansıması...Çok, çok duygusal...Yazılarını okurken dipsiz bir kuyuya itilmişsiniz gibi...İçinde bir kırılgan var, bir küskünlük, sanki zamanında çok kırılmış. Bu demek değil ki umutsuz, hayır, umut var bir şekilde ama sanki o umudu çıkarmamak için inat ediyor...Yazmak onun için vazgeçilmez, bir tutku olmuş...Biraz da beyaz yanına değineyim. Beyaz çünkü, sessiz ve sadelik var hayatında, dağınık görüntü altında yerli yerinde bir hayat. Açık bir beyin, fikirler siyah altındaki beyaz zeminde... O istemezse ona bir şey yaptıramazsınız...Sonra kibar ve düşünceli biri, oldukça mütevazi...Küçük dünyasında hayatı algılama çabası içinde, çok fazla isteği yok ama düşüncesi çok.

mischief:Melankolikdelinin dediği gibi başı beladan kurtulmuyor:P Ama o her durumun sıkıntısından kurtulmayı bildiği gibi bunu da eğlenerek atlatabiliyor. Gözlemci bir kişi ablamız:) Dışa dönük komik yanı var tamam da yazıya dökmediği pek çok şey de var. Eleştirel yaklaşıyor pek çok şeye, mantıklı biri gibi geliyor. Ablası gibi(bknz: sLn) kültürel anlamda bir çok yönlülük var. Kesinlikle kendinden emin...Uykuyu seven tembel bir mischief de var onun içinde:P Ya yazdıklarını okurken her daim eğleniyorum ben, olmayacak durumları bile eğlenceli hale getirebilen biri demiş miydim?

Daha anlatmak istediğim birçok yazar var ama hani vardır ya aklına birkaç isim ve birkaç özellik geliverir aniden... Şimdi yazdıklarım işte bu kişiler:)) Takip listemdekilerden ısrarla almak istediğim birkaç isim daha var idi ama çok çok uzun bir yazı da olmasın istedim:) Yazdığım sevgili yazarlar hakkında da yanlış şeyler düşünmüşsek affola... Birçokları yazdı zaten bu mimi ama yazmayan 2-3 kişi var daha(eheh) mimi onlara ve takip listemdeki diğer insancıklardan yazmak isteyenlere paslıyorum(güzel bir mim bence istekli olnumalı)

Neyse bu mimi bana yollayan o sevimli insanlara teşekkürlerimi yollayayım...
Blog alemi deyip geçmemeli insan, bunu anlıyorsun yazdıkça...
Sizi tanıdığım, tanımaya çalıştığım için mutluyum:)
Hep yazın emi?