23 Şubat 2009 Pazartesi

Haftayı Kritik

Bugünlerde her şeyi geç kalmış bir şekilde yazıyorum, misal pazartesi olan bir şeyi cuma günü yazmıştım, sonra katrankara ile yazdığımız yazı da 5 gün sonra yayına girdi:) Bugün de öyle olacak galiba:)

Öncelikle perşembe günü gittiğim oyundan bahsedeyim, gitmeyi düşününler falan varsa bence tercihlerini bir başka oyundan yana kullansınlar.
Uzun zamandır tiyatroya gitmemiştim, evimizin tiyatro işlerinden sorumlu Fatma kişisi aldı biletleri, tercihimizi Aç Sınıfın Laneti'nden yana kullanmıştık. Neden? Efenim 3 perdelik bir oyuna ilk defa gidiyor olacaktık eğer onu seçseydik de ondan, hem Akün Sahnesi'ne ulaşım kolay. Akşam vakti Ulus'un tozlu ve gayet tehlikeli yollarında servis ile uğraşmak istemedik. Benim geç vakitte tek başıma gitmişliğim vardır oraya da neyse, hatta çok tehlikeli biz zaman diliminde gitmişliğimiz ve güvenmediğimiz birine adres sorup "bu saatte oralar tekin değil" lafını da işitmiş bulunmaktayız. Biraz korksam fena olmaz sanki 8-)

Neyse...
Gittik oyuna.Aç sınıf deyince ben nedense okul, öğrenci ile özdeşleştirdiğim bir oyun izleyeceğim sanmıştım. Sonradan toplumdaki sınıflardan bahsettiğini anlayıp, kendi kendime güldüm(içimden tabii, deli değilim ya:P) 3 perde diye hoplaya zıplaya gitmiştik fakat izlenilen sıkıcı bir oyunsa 3 perdenin çekilmez olacağı aşikar.Sarhoş, ilgisiz bir baba; babayı boşvermiş, saf ama akıllı olduğunu iddia eden, ilgili gibi ama ilgisiz bir anne, iki çocuk: Biri felsefik konuşan fakat aklı başındalığı bir muamma olan, hafif psikopat bir abi , diğeri cesur, suç işlemenin her şeyden daha kolay ve daha karlı olduğunu iddia eden, başına buyruk bir kız kardeş.Bir içi boş buzdolabı, oyuna neşe getirip alakasız durumlarda "meeeee" sesleriyle kendini sevindiren bir adet kuzu ve çıkarcı, kurnaz birkaç oyuncu daha.
Aç olan ama aç olmadıklarını iddia eden bir aile etrafında dönüyor oyun. Dolap boş, canı sıkılan yine de buzdolabı kapağını açıp kapamaktan hoşlanıyor...
Öyle idi işte.
Oyunu yabancı biri yazınca, isimler de yabancı olunca ve nedense anlaşılmayınca pek tat vermedi açıkçası.

Şu güzel olduğu tartışılır pazartesi günü hayallerinin son bulduğu zaman dilimi de tiyatrodaki aralardı. Bazen cidden bende deli cesaretinin olduğunu düşünüyorum.
Neyse üzülmedim, ilkse bir şey güzelliğini koruyor, anı olarak ekleniyor hayat kutucuğuna:))
Pazartesi gününün kahramanına da selam olsun buradan:p

Neyse geçtik onu.
Sevgili okur bilirsin mi benim bir grafik kursum var idi bir zamanlar, onun 2. kısmı da başladı 2. hafta bitti. Ama ben çok isteksiz gidiyordum kursa. Her şey ilk gün herkes kendini tanıtırken ve bu kursa neden başladığını anlatırken oldu. Benden önceki herkes bu işi yapmak istediğini söyleyince benim "hobi" deyişim abes durunca, öğretmen kişisi bu konuşmayı ilerletince fark ettim. Yahu ben sadece photoshop öğrenmek için gitmiştim, şimdi ismini bile zor telaffuz ettiğim illustrator adında bir program görüyorduk, e madem ben sadece zevk için katılmıştım neden kullanmayacağım bir program öğreniyordum ki? En önemlisi de geç kalkma diye bir seçenek doğuran güzelim hafta sonu günleri sabahın kör saatinde kızılay yolunu tutuyordum?
Burada ekran dondu ve düşünceler aldı gitti, başımın büyük bir dilimini kapladı. Sonra sınıf değişmişti, eski gruptan birkaç kişi kalmıştık. Hala oradaki herkesin gözüne batan bir adet matematik öğretmenliği okuyan kişiydim. Bu kez grafiker arkadaşlar çoğunluktaydı, sonra resim öğretmenleri ve bilgisayar öğretmenleri... diye gidiyordu. Tabii bana "matematikte nasıl kullanacaksın bunları?" benzeri sorular gelmeye devam ediyordu. Bense artan sinir katsayılarımın fısıldadığı "matematiğin resmini çizeceğim kardeşim, yasak mı?"tümcesini söylememek için kendimi frenliyor idim. Neyse ki sevgili hocamız artık "Ayşenur sen resim öğretmenliği mi okuyordun?" sorusunu sormayı bırakmıştı, tabii şükrediyorum:P

Eski kurstan sevdiğim arkadaşlardan sadece bir tanesi yeni kursa devam ediyordu, geçen haftasonu onunla pek eğlendik, sanırım biraz isteklenmeliyim:) Diğer arkadaşlar epey meşguller, kimi KPSS çalışacakmış, kiminin başka kursuyla çakışıyormuş, kiminin dersleri çok yoğun...
Neyse istekli rolu yapıp, sonra istekli bir insan olabilirim diye umut etmekteyim:)

Daha daha...
*Dün Fatma'nın arkadaşları geldi, ondan önce pasta-börek bir şeyler yaptık Fatma ile... Mutfak işleri güzel yaaa:)
*Dün kendime bir adet çiçek aldım, saksıda tabii, önceden çim adamım vardı, çiçekçide görünce onları komik geldi:)
*Çiçeğimin adını da "simerenya" koyduk yine Fatma ile.
*Samim'in ütopik dünyası bizim dünyamızda yer edinmiş oldu böylece:)
*Dün akşam gırgır şamata ile geçti, yatağa doğru seyirtirken gülmekten ağrımış yanaklarımı ovuşturuyordum.

Güzel bir gün idi...
Haftayı da kritik ettiğim kadarıyla güzelmiş:)
Sevindim:))

Kalın sağlıcakla ahalii...

2 yorum:

Besimi dedi ki...

bence ileride matematikte kullanıcam cevabını yapıştırıcaktın, kendini frenlemeye ne hacet :))
hobi olarak bailadığın bişey belki ama daha sonradan kanın ısınırsa belli mi olur. hatta hobi olarak görülen uğraşlarda başarılı olma olasılığı çok daha yüksek..

a.nur... dedi ki...

Fren sistemim oldukça gelişmiş sanırsam:P
Aslına bakarsan ben elbette meslek olarak yapmak isterdim, denemedim bile."şartlar el vermedi."
ve bir şeyler için uğraşmak, iş aramak istemiyorum galiba, ama dediğin gibi belki olur, iş ayağıma gelirse:P