1 Ağustos 2017 Salı

12 Haziran 2017 Pazartesi


Kuş sesleri...

Uyusam.
Uyusam.
Uyusam.





13 Ocak 2017 Cuma

Dondurma


Tatlı mı tatlı bir kadınla konuştum az önce. Evet gecenin bir yarısı, yarım yamalak İngilizcemle Kanada'nın huzurlu bir köyünde fotoğraflar çeken, onlarla ilgili hikayeler yazan ve dondurmayı çok seven, dondurma dediğinde bile yüzü mutlulukla dolan biriyle...

Ve söylemeliyim, tüm mutluluğu bana geçti. Nerede olduğumun, ne yaşadığımın ve hayatımda olup biten başka şeylerin, hiçbirinin önemi kalmadı sanki... Bana köyünün resimlerini yolladı. "İlk kar" adını taşıyan fotoğrafı çok sevdiğimi söyledim. Okuldaki projeyle ilgili konuştuk. Öğrencilerime kartpostal yollamak istediğini söyledi. Böyle sarılmak istediğiniz insanlar olur ya o da öyle biri, hıhım. O yüzden burada anısı kalsın istedim.


Mutluluğu hep yakınlarda arayıp bulamayınca üzülüyordum. Belki de yakınlarda aramamalı... Yarım yamalak bir dille bile hissedilebiliyormuş bazen.

Teşekkür ederim Kari.





Bu arada December Song, yolladığı yazı sayfasında rastladığım bir şarkı. Sevimli geldi ^-^



27 Aralık 2016 Salı

On İki İyi Film

Birçok açıdan olduğu gibi film açısından da verimli bir yıl olamadı 2016. Geçen yıl hangi filmleri listeye alsam diye zorlandığımı anımsıyorum, bu yıl seçecek film aradım resmen. Belki güzel filmleri gördükçe daha seçici oluyorumdur, o da olası.

İşte benim için bu yılın en iyileri:


12) Night Train to Lisbon (2013)






11) Dog Day Afternoon (1975)






10) Mandariinid (2013)





9) The Brand New Testament (2015)





8) Biutiful (2010)




7) Vertigo (1958)






6) Hiroshima Mon Amour (1959)






5) Youth (2015)





4) Kaç Para Kaç (1999)




3) The Apartment (1960)






2) I, Daniel Blake (2016)






1) It's Only the End of the World (2016)






19 Aralık 2016 Pazartesi

Bölüm - 86


-Hey, sence insanlar ne zaman ölür?

Bir tabanca mermisiyle kalplerinden vurulduklarında mı?

Hayır.

Tedavisi olmayan bir hastalıkla harap olduklarında mı?

Hayır.

Zehirli bir mantardan yapılma çorba içtiklerinde mi?

Hayır!


Unutuldukları zaman.



One Piece'den...
İnsanların kalplerinin ancak sakurayla iyileşebileceğini düşünen bir doktorun son sözleri bunlar. Hasta bir şehri -sevgisiz şehirlerin hasta olduğunu söyler- kurtarmanın tek yolu budur ona göre. Üstelik bir kış şehrinde sakura yetiştirmek imkansızken...











28 Kasım 2016 Pazartesi

Gün


Trenle gidebiliriz diyorum. Yeşilin tüm tonlarının aktığı, geniş pencereler geliyor aklıma. Tamam diyor, kim bilmem, yakın biri galiba. Seviniyoruz. Sonra ben yataklı vagonda uyanıp dışarı baktığımı hayal ediyorum. Daha bir sevinçle doluyor içim.

Zaman geçmiş, ağaçlık, taşlı bir yer. İnsanlar derin çukurların üstündeki ince tahtamsı geçitlerle karşı tarafa geçiyorlar. Bana gelince sıra, uf diyorum, nasıl geçeyim ben o incecik yerden, dengemi sağlayamaz düşerim. O kadar yavaş geçiyorum ki, en sona gelince de düşüyorum sanırım. Gülüyorlar bana. Ben de gülüyorum, çünkü düşmek her zaman eğlencelidir, komiktir, gülünmelidir. Sonra liseden bir arkadaşımı görüyorum, yalnız gelmişim meğer, yol arkadaşım sanki hiç olmamış gibi. Keyfini çıkarıyorum. Buraya gelmekle ne iyi ettin dercesine bakıyor bana. Ne zamandır gelip görmek istiyordum diyorum. Sonra başımı kaldırıp etrafımı saran onlarca ağaca bakıyorum. Işıl ışıllar, dallarından ince, zarif tuz kristalleri sarkıyor, salkım salkım sanki. Dallarda sarıya çalan yeşil yapraklar var. Uzun ince. Güneş vuruyor ağaçların sırtlarına, kristallerin ışıltısı gözümü alıyor. Ah, diyorum, ne güzelsiniz. İçim aydınlanıyor. Arkadaşımı unutmuşum. Geç şöyle diyor bana, ağacın altında bir fotoğrafını çekeyim. Oturuyorum bir tuz kristali ağacının altına. Ayaklarımı yana doğru hafifçe kıvırarak uzatıyorum. Biraz mahçup, ama ben bu güzelliğin içinde eğreti dururum ki diyorum. Gülümsüyorum sonra çeksin diye.

Sonra yürüyoruz ileri doğru. Bahçenin her yerini gezmek istiyorum. Burayı görmeye gelen çok insan var. Ne kadar da geç kalmışım diyorum gökyüzüne bakarken.