05 Temmuz 2009 Pazar

Bazen şey gibi

Bazen şey gibi...
Kocaman bir frambuazlı pastanın içindesin. Her şey güzel, her şey tatlı ama nefes almakta güçlük çekiyorsun...

Bazen şey gibi...
Bir saç gibi. Kıvırcık da olsa, düz de olsa, sarı da olsa, siyah da, beyaz da olsa, kessen de, boyasan da uzuyor...

Bazen şey gibi...
Sisli bir gün. Göz gözü görmüyor ama bir yan hissediyor...

Bazen şey gibi...
Bazen seni oturtuyor kalabalık bir cadde ortasına. Gözlerini sıkıca kapatıyorsun. Gözlerini aralayınca kalabalığı fark ediyorsun, insanları, kendi hallerince konuşuşları, yüz ifadelerini görüyorsun. Kamaşmış gözlerin ayırt etmekte gecikiyor. Kimi sana bakıyor, kimi seninle ilgileniyor belki...Ama sen kalıyorsun orada, kalıveriyorsun. Ne olup bittiği umrunda olmuyor, geliyor ve gidiyorlar. Sen oturuyorsun, belki bağdaş kuruyorsun, belki başını öne eğiyorsun, belki bir şeye takılıp kalıyor ama o şeyden çok çok farklı şeyleri düşünüyorsun.

Bazen şey gibi...
Yürüyen bir merdiven. Yürümüyorsun ama kimse bunu iddia edemiyor, sen bile...

Bazen şey gibi...
Yanıtları yanlış verilmiş bir test. Doğru olduğuna eminsin ama yanlış olduğu hissini de içinden atamıyorsun.

Bazen şey gibi...
Çizgi film karakterleri. Öyle yakındılar sana ama aslında yoklar, uzaklar...

Bazen şey gibi...
İp. Bir sürü ipin bir ipi oluşturması gibi. Kimse çıkıp onlara "onlar" diyemiyor, ama onlar "onlar"

Bazen şey gibi...
İki çocuğun birbirini kandırması. O kadar masum ama değil...Kimin kimi kandırdığı belli değil.

Bazen şey gibi...
Bir uyku bitimi gözlerini kapamak... Aynı rüyanın devamını istercesine...

Bazen şey gibi...
Oyunbozan.

Bazen şey gibi...
Yalancı.

Bazen şey gibi...
Dilimin ucunda gibi, ne söylenmiş ne susulacak...

Bazen şey gibi işte, bulabildin mi?
Şey.

03 Temmuz 2009 Cuma

İtiraf ediyorum peki (mim)

StummScream tarafından mimlendim, sevindim.İtiraf etmek hoş bir şey. Tabii itiraf etmek isteyip de edemediğim şeyler çok ama seçmece yaptım kendimce.

İtiraf ediyorum efendim:

*Mim gelir gelmez yazmayı seviyorum yoksa tadı olmuyor gibi geliyor.

*Bir şey yiyememe problemi yaşıyorum, son bir ayda 4 kilo verdim ve fenalardayım.

*Lisede birtakım kişiler bana piskopat derdi.

*5. sınıftayken yolda devamlı gördüğümüz bir çocuğa aşık olduğumu sanırdım. En yakın arkladaşımla onu takip ederdik bazen. Çocuğun peşinden koşmuştuk bir keresinde, neye uğradığını anlayamayıp koşmaya başlamıştı o da 8-)

*Telefonumu şarj etmeye üşenirim. Açmaya bile üşenirim. Bazen çaldığını duyup açmam. Bazen mesajlara haftalar sonra cevap veririm. Bazen sonuna kadar okumam mesajları. İstisnalar vardır tabii...

*Bazen gıcıklık olsun diye "Ne bakıyorsun mesajıma çok mu merak ettin?" diyen mesajlar atarım arkadaşlarıma:p

*Bir keresinde ablamın günlüğünü okuyup içindekileri diğer ablama yetiştirmiştim (pişmanlık)

*Sevmediğim insanlara onları sevmediğimi hissettiremem. Birkaç kez onlar beni görüp de konuşmasın diye arkadaşımın arkasına saklanmışlığım vardır.

*Üzücü bir haber bana ilk söylediğinde gülmek istiyorum. Hatta gülümsüyorum çoğu zaman ister istemez. Bir ölüm haberi mesela...Elimde değil. Olayın ciddiyetini kavramakta gecikiyorum.

*Buraya yazmadığım günlerde bir şeyler yazıyorum ama canım hiç yayınlamak istemiyor, böyle yazılarımı sakladığım bir yazı kutusu dosyası mevcut.

*Ferhat Göçer ve Öykü-Berk'ten nefret ediyorum. Nerde duysam cinnet geçiriyorum, oradan koşar adım uzaklaşma isteği doğuyor.

*Fotografta dişlerimi göstermeyi(bknz:sırıtmak) sevmiyorum. Beğenmiyorum.

*İki haftadır haberlerden bihaber yaşıyorum. Sadece ordan burdan duyulanlarla yetinmeyi öğrendim, alışkanlık yaptı hatta.

*5 yaşındayken telefon çaldığı için ağlamıştım. Evde yalnızdım ve ne yapacağımı bilememiştim.

*İlkokulda okula götürmem gereken bir miktar parayı kaybedince ne yapacağımı bilemeyip resim çizmeye başlamış, bunları arkadaşlarıma satmıştım. Neden aileme söylemediğimi bilmiyorum. İlk kazandığım para bu idi.

*Almanca öğretmenimin beni öpmesi üzerine arkadaşlarım bir ay benimle dalga geçmişlerdi. Hala da konuştukça bunu ortaya atar ve gülüşürler.(Bknz:gülecek şey bulamama)

*Ortaokulda bir ses yarışmasında birinci olmuştum.

*"Hayatta okumam" dediğim üniversitede okuyorum.(bknz: hacettepe)

*Feridun konseri dönüşü içmiş bir adet vatandaş otobüste üzerime kusmuş ve gecemi berbat etmişti. Ve yine itiraf ediyorum arkadaş grubumuzdan birinin midesi iyice bulandığı için eve giderken hepsinden geride yürümek zorunda kalmıştım.

*Ablamı uzun zamandır aramıyorum, bazen aradığında bilerek açmıyorum. Hepsinin nedeni beni İstanbul'a çağırması ve benim oraya adım dahi atmak istememem.

*Son bir haftadır çok tuhaf hisler içindeyim, çok saçma şeyler yapmak üzere olduğumu hissediyorum.

*Temizlik yapmayı bir süre erteler yapınca da sabahtan akşama kadar devam edebilirim. Yaptıkça yapasım geliyor. Tuhaf.

*Kendimden, ondan, bundan kaçmaktan yoruldum.

*Bu yazıyı yazmadan önce kimler ne itiraf etmiş diye bilmediğim bloglarda dolaştım.

*Yazı tipini değiştiremediğim için bu postu 4.yollayışım, yorumu kaybolduğu için cartmantr'dan özür diliyorum. Yorumunu bu postun altına alıntı yapmayı düşünüyorum.

*Ve son olarak aşağıdaki yazarların kapılarına mim bıraktığımı itiraf ediyorum.

sLn
cartmantr
ZSA

"mim"oza

Finduilas'ım beni mimlemişti bir zamanlar.Teşekkür ettim kendisine bir de buradan:)
Konumuz aşağıdaki sorucuklara yanıt vermek.

1- Kullandığım parfüm?
Oriflame-Rbl sweety adında bir şey kendisi. Devamlı aynı parfüm kullanan bir şahıs olmadım ama hiç. Bitince değiştir:P

2- Kullandığım Krem?
Nivea'nın bir kremini kullanıyordum severek, kendisini unuttuğum için Ankara'da şu an şeftali aromalı arko nem kullanıyorum ve bundan hoşnut değilim.

3- Okuduğum kitap?
Hala Orhan Pamuk ve Masumiyet Müzesi. Aslında son 10-15 sayfa kaldı ama kitap hakkında bir yazı yazdığım için bekletiyorum. Ve elimde bu kadar uzun süre kaldığı için bitirmek de istemiyorum, alışmışım8-)

4- Takipte olduğum diziler?
En başa Prison Break yazmak isterdim ama kendisi bitti. Chuck, Lost, GG, The Tudors ve yeni başladığımız Dexter. Ara sıra takıldığım bir de Yaprak Dökümü var tabii.

02 Temmuz 2009 Perşembe

misin

Bir adım atsam yerdeyim.
Bir adım bir sözcük gibi
Bilir misin?
Bilmek yetmiyor bazen
Bilir de hisseder misin?

Sessiz oldu gece yine
Sessizlik sensizlik gibi
Bilir misin?
Bilmek yetmiyor bazen
Bilir de hisseder misin?

Eğreti gibi sözlerim
Elin yazamıyor bazen
Bilir misin?
Bilmek yetmiyor, inan
Bilir de hisseder misin?

Trajik aşk adamıyım

Maillere baktıkça msn testlerinin reklamını görüp yapıyorum arada. Zevk de alıyorum:D
Bu kez "hangi aşk romanı yazarısınız?" diye bir test yaptım. Sonucuna güldüm sanırım. Hayır sevmiyorum trajediyi, bin dereden su getirmeleri ama sonuç bu çıkıyor:


Kerime Nadir

İçinden trajedi geçmeyen aşk hikâyelerine güvenmiyorsunuz. Aşk dediğiniz kader tarafından sınanmalı, denenmeli, kötü adam ve kadınların kıskançlıklarına maruz kalmalı, aşıklar onca badireyi aştıktan sonra birbirlerine kavuşmalı. Aksi halde bir ömür boyu sürecek mutluluğun temelleri nasıl atılır ki… Sizin romanlarınızdaki âşık ve maşukları mutlu sonlar bulmuyor değil. Var böyle durumlar. Ama o mutlu sona ulaşmak için bin dereden su getirmek, deveye hendek atlatmak, iğne deliğinden urgan geçirmek zorundalar. Bütün çabanız ise aşktan duyulan hazzın artması ve derinleşmesi için. Anlıyoruz. Ama gene de romanlarınıza kahraman olmak istemezdik…

p.s: İyi aman kahraman olmak istemezseniz istemeyin, hıh:

30 Haziran 2009 Salı

Az ama her şey olanlar var ya...



Biz beş kişiyiz aslında. Her şey bir ortaokul zamanı, bir dershanede aynı sınıfa düşmemizle başlamış idi. Kimisiyle aynı sırayı paylaşacak kadar samimiyken, kimisiyle bir selamımız var idi, kimimiz bunu yapmayacak kadar içine kapanmıştı. Bilmiyorduk samimi olacağımızı, şu küçük ilçede buluşacak onlardan yakın kimsemin olmayacağını bilmiyordum.

Bir sınav sonrası hepimiz bir öğretmen lisesinin yatakhanesinde buluşmuştuk. Neydi? Kader... Bir yıl aynı odayı paylaştıktan sonra ayrı sınıflara, ayrı bölümlere dağılmıştık. Araya mekan girmişti ; lakin zaman aynı zamandı. Bir saat misali; ayrılınca duran, birleşince tiktaklamaya devam eden...

Su gibi geçen bir 4 yılın ardından herkes umduğu yahut ummadığı bölümlere dağılmıştı, umduğu yahut ummadığı şehirlere... Canlarım biri mat. öğretmenliği ikisi tıp ve bir hukuk olmak üzere okuyorlardı işte!

Bugün bir tanesi hariç, 4 kız toplaştık yeniden. Ben biraz insafsız olduğumdan(napıyım arayıp sorma huyum yok) bana biraz kırgınlıklarını belirtseler de eski halimize dönüvermiştik kısa zamanda. Yine o mutlu, yine o cıvıltılı hale... Baksan hepimize o kadar farklıyızdır ki (kim demiş farklı insanlar anlaşamaz diye) ama bir ortak noktada buluşuveririz işte: Arkadaşlık.

Ankara'dan dönünce, eski arkadaşlarım, komşu insancıklarımın hanım kişileri "Eskiden böyle değildin, pasifleştin..." gibi naralar atadursunlar bana. Onlara "Küçüktüm ve çevremde siz vardınız, herhalde dışarıda olacaktım, herhalde okula gidecektim..." diyemiyordum ama demeyi isterdim, gerçekten! Yani o beş kişiden başka arkadaşım yok benim bu şehirde...Ailem, birkaç akraba ve onlar... Onlar okudukları şehirlerden gelinceye kadar evde tıkılır halde oluyorum genelde:)

Çevremde çoğu zaman olmayan ama bir şekilde içimde yer edinmiş, olmadı mı da olmayan insanlarım onlar, arkadaşlarım. Bugün bir kez daha anladım ne çok sevdiğimi, sevildiğimi... Çok ara vermeden arayıp sormam gerektiğini...

Arkadaşlık güzel şey be!
Az ama her şey olanlar var ya ondan işte...

28 Haziran 2009 Pazar

Sahi?

Yuvarlanıyorum, nereye gittiğimi bilmeden...
Ne yaptığımı bilmeden ilerliyorum.
Geride bıraktıklarım, bırakamadıklarımdı...
Devam edebilecek miyim, bilmiyorum.
Doğru yön neresi sahi?

27 Haziran 2009 Cumartesi

When it rains...



İki insan var yağmur altında. Konuşmadan anlatıyorlar sanki bir şeyleri...Epey sustuktan sonra adam arkasına bakmadan gidiyor...Kız bekliyor yağmuru, bekliyor sesi...Yağmur sesinden başka başka bir şeyi...Ama gelmiyor işte...Sonra arkasına dönüp kulağında çalan müzikle arşınlıyor sokakları defalarca...Şarkı söyledikçe bir şeyler, o da söylüyor içinden gelenleri...Yol bitmiyor, şarkı bitmiyor...Ama bir hikaye "bitme" nin eşiğine gelip dayanıyor...



And when it rains,
On this side of town it touches, everything.
Just say it again and mean it.
We don't miss a thing.
You made yourself a bed
At the bottom of the blackest hole (blackest hole)
And convinced yourself that it's not the reason you don't see the sun anymore


Yağmur yağıyor bak.Sanki aynı yağmur altında ıslanan biz değiliz. Sanki bir araya gelen biz değiliz...Keşke bazı şeyler söylesen, konuşsan...Yeniden ve yeniden söylesen. Oysa sen kendi içine gizleniyorsun yine. Küçük ve karanlık orası biliyorum; ama kalmakta ısrarcısın, çekip alamıyorum.
Güneşi görmeme nedenin bu olamaz...

And oh, oh, how could you do it?
Oh I, I never saw it coming.
Oh, oh, I need the ending.
So why can't you stay
Just long enough to explain?

Bir şeyleri buraya kadar getirdin. Artık sona ihtiyacım vardı. Senin ellerinle hazırladığın sona...Gitmek isteyen ben iken gidenin aslında sen olduğunu da biliyoruz. Neden kalamıyordun ki?

And when it rains,
Will you always find an escape?

Just running away,
From all of the ones who love you,
From everything.

You made yourself a bed
At the bottom of the blackest hole (blackest hole)
And you'll sleep 'til May
And you'll say that you don't wanna see the sun anymore

Yine yağmur yağınca bir yerlere saklanacak mısın? Kaçacak mısın yine her şeyden?Kendi içine gizlenip çok mutlu mu olacaksın? Kendi içini kendi kendine var ettiğinden haberdarsın değil mi?Artık güneşi görmek istediğinden bile emin değilim...


And oh, oh, how could you do it?
Oh I,
I never saw it coming.
Oh, oh,
I need the ending.
So why can't you stay Just long enough to...

...Take your time.

Take my time.

Bir şeyler söyle...
Vakti al, vaktimi al, vaktimizi al...

Take these chances to turn it around.
(take your time)

Take these chances,
we'll make it somehow

And take these chances
to turn it around. (take my...)

Just turn it around.

Gizliden verdiğim fırsatları al. Söylenmemiş fırsatları al. Tersine çevir yaşananları...

You can take your time, take my time.

Zamanını alabilirsin, benimkini de...


**Bir şarkıyla zihinde oluşan haritadır, başka bir şey değil...

26 Haziran 2009 Cuma

Ben? (m,i.m)

Bundan sonra canım sıkıldıkça "mim" isterim diye blogtan bağırmayı düşünüyorum. İsterim de isterim dedikten sonra toplam 3 tane mim geliverdi:) Dün bir tanesini yazdık, bugün birini daha yazarız, yarın da diğerini...

Dolunay
'dan geldi mimim. Konusu ise aşağıdaki birkaç soruyu cevaplamak.Aslında bu soru demetinin birkaç büyük boyutunu çok öncelerde yanıtlamıştım. Ama hepsi aynı değil elbet:)

Başladım gitti:

*En mutlu olduğun zaman :

Bir gün öyle yalnız, öyle mutsuz hissetmiştim ki kendimi, beni eski halime döndürecek tek bir kişinin olduğunu düşünmüş, ondan da haber almama imkan olmadığını yine üzülerek idrak etmiştim. Ama çok istediğimi hatırlıyorum, haber almayı çok istemiştim! Ve bunu istememden 5 dk sonra haber gelmişti, ulaşmıştım. O an benim en mutlu olduğum anlardan biriydi. Evet, ben en umutsuz olduğum anlarda karşımda bir kapının açılmasını çok seviyorum ve en mutlu olduğum anlar o anlar oluyor...

*Hangi gizli güce sahip olmak istersiniz :

Görünmez olmak istiyorum.

*Çocukluk hayalin nedir :

Çocukken doktor olmak isterdim ben. Hasta insanlara üzülür, yardım etmek isterdim. Hatta bu yüzden sınıfta biri düşse bir yerini incitse bana getirirlerdi. Kendimi doktor oldum zannedip ecza dolabından getirilen malzemelerle derman olmaya çalışır idim:)


*Ne renk olmak istersin :

Gri olmak istiyorum. Ne karanlık ne aydınlık, ortalarda bir yerlerde olsam kafi...

*Şimdi nerde olmak isterdin :

Düşündüm, pek çok yerde olmayı arzu eder idim. Pek huzur verici, harikulade mekanlar var. Onlardan biri olabilirdi. Ankara'da olabilirim. Uzun zamandır görmediğim insanlarla bir arada olmak da kulağa oldukça hoş geliyor. Sevdiklerimle olabilirim. Prag'ta olabilirim. Çok be!

**Aslında isterdimli şeylerden uzak durmam gerektiğini söylemiştim. Soruların bu kadar az olması sevindirici. Malumunuz hayalperest bir insanım ben, fazlası bünyeye zarar!
:))

** Mimi paslamıyorum kimseye, bende kalsın!