22 Ağustos 2010 Pazar

Ayşegül'cüm Doğmuş Bugün...



Büyük sevgilerin nefretle başladığı doğru mu? Doğruysa elime bir yanıt geçecek. "Neden ilk gördüğümde ben seni hiç sevmedim?" sorusunun mucizevi yanıtı oluverecek işte bu. Gerçi ben ilkokul zamanlarımda bir tuhaftım, belki sen de farkındaydın bunun, belki sen çok iyiydin -hep olduğun gibi- de ben biraz fesattım...

Ama kader diye bir şey var ya işte! İyi ki de var ya... Buluşturuverdi bizi o dershane sıralarında. Ben o zamanlar arkadaş kösteği yemiş, insanlara güvenini yitirmiş biriydim: daha 14'ümdeydim. Hadi 15 olsun. Kırgındım işte... Koca sınıfta yalnız bir kız arkadaşım vardı, nasıl unuturum, okulda vakit geçmiyordu, teneffüslerde erkeklerle futbol oynuyordum... Sonra imdada yetişen bir dershane! Ve içine doluşmuş güzel insanlar... Ve işte o zamanlar bilmediğim - sonradan çok yakın arkadaşım olacak olan kişi - sen!

Dershane aralarında, size alıştı alışalı pek yakın olan evime gitmiyordum ben... Pek eğlenceli geçen ders aralarını şimdi bile unutamıyorum. Farkındasın değil mi o dershanenin bize ne çok şey kattığının? Biz o dershane yıllarını ne de çok konuştuk! Köprüymüş meğer o bir yıl bizim aramızda... Ben soğuk kış günlerinde senin ellerini ısıtma yöntemine gülmüşüm yıllar boyu, sonra unutamamışım Güvender'in tek kitabını bana birkaç günlüğüne verdiğin zamanı...

Sonra o "kader" ayıramamış bizi, yine... Aynı liseyi kazanmamız yetmezmiş gibi, aynı yatakhanenin aynı odasını paylaşmışız. İşte biz tam o dönem kaynaşmışız! Eve gelip gitmeler, yataklarda fiskos yapmalar... Ve bence hiç unutamayacağız o Gümüş vakasını! Gümüş bize kızıyordur belki halen ama ne çok eğlenmiştik o gün! Işığı kapatmamakta bu kadar direnmek yetmezmiş gibi, kızın yastığını alıp sınıfa uyumaya gitmesine ses çıkarmayan biz, onu sınıfa kadar takip eden yine biz! Çok fenayız, farkındasın değil mi?

Tabii ben unutamıyorum yine aynı sınıfta olma isteklerimizi... Ben sizin sınıfa gelmeyince, bir sene sonra da odalar ayrılınca üzülmüştüm çok. Ve sevdiklerini kıskanan ben, gizli gizli kıskanmıştı seni, oda arkadaşlarını, sınıfındakileri... Benim de olmuştu arkadaşlarım ya, senin yerin hep ayrı olmuştu, bilirsin değil mi? Kalorifer kenarlarında kimseye anlatamadığım şeyleri sana anlattığım günleri istesem de unutamam ki...

Ve sayısal mevzusu. Payın var! Payın var benim de sayısal seçmemde! Oysa ikimiz de eşit ağırlıkta mutlu olacaktık! Ama ne oldu? Sen Gazi ben Hacettepe yine aynı şehirde aynı meslekle buluştuk. Aynı semtteydi evlerimiz... Kader işin içine daha ne kadar sokulabilirdi bilmiyorum! Ama bildiğim şey, o hiç sevmeyeceğimi düşündüğüm Ankara'yı sevilir yapan en mühim şeylerden biriydin sen. Gecenin 12'lerinde sıkılıp sana gelmeseydim, ben eve gelince seni yatağımda bulmasaydım, kar kışın ortasında dondurma yemeseydik o akşam, o insanlar bize "aaa deli bunlar" demeseydi, yılbaşlarında gençlik parklarından dönmeseydik -o güvenmediğimiz adam nasıl da uyarmıştı bizi-, gece 1'i bulurken biz sinemalardan dönmeseydik nasıl geçecekti ki o yıl? Hem sen tanıdığım, gözlük kullanan ama benim gibi gözlüğü çantasında tutan, ilk kişiydin. Hem biz bir tiyatroyu tek gözlükle izlemiştik!

Daha ne anlatsam bilemedim... Delinin tekisin, manyaksın, yolculukta otobüsü kaçırmamıza sebepsin, kaçığın önde gidenisin ya yine de çok seviyorum ki seni! Adının geçmesiyle bile gülebiliyorum, buluşunca gülmekten ölüyorum, aileni ailemmiş gibi seviyorum, yaylalara geliyorum, kalıyorum, kameralarda kendimi göremiyorum ama seni izleyip gülüyorum, okey oyanamaları sensiz çekemiyorum... Mühürlü kaderimi ne zaman duysam senin o şenlikte bana sokulup " benim şarkıııııııım" deyişini hatırlayıp yine, yeniden gülüyorum!

Yaşlanınca da video kayıtları yaparız biz, ses kayıtları yapıp saklarız onları. Hee, belki evlenemeyiz bu gidişle... Ama ölümüzü - annemin tabiriyle - altı ay sonra bulmazlar, çünkü yalnız olmayız!

Kader bile işin bu kadar içindeyken ben sana neden durup "iyi ki doğdun" diyeyim ki... Neden doğum gününü kutlayayım ki... Nasılsa her yeni gün bir "iyi ki..." eklenmedi mi bu dostluk defterine? Neden yorayım ki kelimelerimi daha fazla...

Canım Ayşegül'üm, bu isim benzerliğinin bile bir tesadüf olamayacağına inandığım şu zaman diliminde, hatta sürecinde, en güzel günlerimde hep benimleydin. Vardın ve biliyorum, olacaksın da...

Umarım her şeyin en güzeli, en şirini, en tatlısı hep seninle olur...

Ve sonunda "o"larını sayamayacağım kadar -çooo...ok- mutlu olursun!

Ve ben de bu dileklerin gerçekleşmesiyle mutlu olurum!

Mutlu yıllar küçük kız!

İyi ki geldin...






4 yorum:

beenmaya dedi ki...

mutlu yıllar Ayşegül'e..nice güzel, düş gibi zamanlar yaşaması, yaşatması dileğiyle...

Adsız dedi ki...

Bu yazı için çok teşekkür ederiz, o inanılmaz bilgilendirici oldu ve bana bir ton anlattı

Adsız dedi ki...

Bu gerçekten benim sorunum çözüldü, teşekkür ederim!

a.nur... dedi ki...

Ben kim olduğunuzu çözemedim ve itiraf edeyim merak ettim. Tanıyor musunuz Ayşegül'ü? Bu yazıyla nasıl bir problem çözülebilir ki?