14 Ekim 2010 Perşembe

Staj Günlüğü - I

* Stajımızın ilk günüydü bugün. Aslında yalnızca oraya hangi günler geleceğimizi karşılaştırmak için gitmiştik ama bir anda kendimizi sınıfın içinde buluverdik. Sevgi pıtırcığı modu tam üzerimdeydi. Okulda olmayı, sevimli yüzlere bakmayı seviyordum.

* Dersine girdiğimiz öğretmen üzerimde iyi bir etki bıraktı gibi. İyi biri olduğuna eminim ama bazen sırf otorite için çok sert çıkışlar yapabiliyor. Ama şakayla karışık çıkışlar sanki bunlar. Kimse alınmıyor, kızılan öğrenci gülüyor hatta bazen... Sonra öğretmen yanımıza gelip "arada böyle yapın yoksa durmazlar" diyor, gülüyor. Biz de başımızı sallıyoruz ama ben içimde "yapabilir miyim?" "yapmalı mıyım?" sorularıyla boğuşuyorum.

* Sekizinci sınıfların dersine de girdik bugün. Öğrenciler çözemediği sorular için ayrılmış bir ders saatiydi. Herkes çözemediği soruları tahtaya yazıyordu, sonra üzerinde tartışıyorlardı. Bir ara öğretmen soruyu çözemedi gelip ve önce yanlış soru dedi. Sonra bize dönüp çözmek isteyen var mı diye sordu. Ben çıkıp anlattım soruyu... Dersten sonra birkaç öğrenci yanıma gelip birkez daha anlattırmak istediler, hoşuma gitti. Bir de derste öğretmenin azarladığı bir çocuk vardı. Teneffüste ona yapamadığı konuyu anlattım. İkinci derse girdiğimizde, öğretmen onu tahtaya kaldırdığında anlattığım basamakları uyguladı. Çok mutlu oldum.

* Ara ara öğretmeni izledim. Yaşlandığımda böyle mi olacağım ya da yaşayacağım şey buna benzer mi olacak diye düşündüm. Ve o an anladım ki tam olmak istediğim yerdeydim. Farklı alanlara ilgim de olabilirdi ama bu beni kötü bir öğretmen yapmazdı. Hatta belki daha iyi bir öğretmen bile yapabilirdi. Bunu düşünürken içim huzurla doldu...

* Bir derse de bizim girip soruları çözmemiz istendi. O sınıf mı gürültülüydü yoksa stajyer umursamazlığı mıydı (muhtemelen oydu) o emin değilim. Ama o ara canım sıkıldı biraz. Sonra, bir şeyi en baştan elinde tutmanın başka olacağı kanaatine vardım. Bu moral bozulacak bir şey değildi. Hani filmlerde derler ya "it's business" kişiselleştirme diye, öyle yapmalıydı. Kişisel algılanacak bir şey değildi, onlar çocuktu ve ben büyüktüm. Hepsi buydu...

* İlk gün için o kadar kötü izlenimler elde etmedim. Diğer okullara giden stajyerlere nazaran biz her hafta gideceğiz belki ama bu iyi bir şey olacak. Topuklu ayakkabılar yoracak belki ama bir şeyler edineceğiz. Ve mutlu olmak için bir sebep daha çıkmış olacak karşıma belki...

Belki her şey gerçekten güzel olacak...
Belki geleceği düşünürken mutlu olacağım, yaşarken çok daha mutlu.
Hayatın neler getirdiğini ve getireceğini bilmemek bile güzel şimdi.

Haydi bakalım.

İyi bakalım kendimize...

2 yorum:

Azura dedi ki...

Birde o sınıf senin olunca bak keyfine.. :D Eğitmen olmak harika bir duygu gerçekten..

cadı dedi ki...

O kadar farklıymışki inan staja gitmekle,kendi sınıfının olması..Stajdaki ders anlatma günündeki halimle kendi sınıfıma anlattığım ilk dersteki ben o kadar başka olduki:)) sanki yılların tecrübeli öğretmeniydim:)belki yapımdan kaynaklandı üstesinden bu kadar kolay gelmek,belki de güzel üniversitemin bana çaktırmadan kattığı çok güzel birşeydi.Sözün özü;öğretmenlik bir başka türlü bir şey cancazım,hele ki matematikçiysen daha başka oluyormuş meğer ;)