11 Mart 2011 Cuma

" 22 "


Yıllar evvel de bir perşembe gecesi dünyaya gelmişim ben. Bugün de annem telefonda "bak bu gerçek doğum günün, perşembe" diye şen şakrak bir sesle hafızamı yenileyiverdi. Yıllar evvel, yirmi iki yıl evvel, perşembe. Binlerce doğum arasından bir tanesi. Kulağa hoş geliyor.

Şimdi; bir gece yarısı, belki doğduğum saatlerde, anlatmak istiyorum işte bir şeyleri. "Sevgili boşluk" diyerek başlamak istiyorum hatta. Beni duyabiliyor musun? Klavyeye vurma seslerimi artırayım mı yoksa? Yoksa haberdar mısın hemen kapı ardında uyuyan üç güzel insandan? Tam hüzünlenmişken, kendimi bir filmin trenine atıp sürüklenirken, kapıya çağrılışımı da gördün mü? Soğuktan üşümüş ellerinde tuttukları -sonradan yiyemeyeceğimiz ama o an güzel görünen- mumlu pastayla kapıda bitiverenleri... Biliyorsun ve " Onları rahatsız etme" diyorsun belki de. Aynı düşünüşümüze seviniyorum.

Başa sarayım aslında. Dün gece, odama yine mumlarla gelen ev arkadaşlarım... Tutulan dilekler, gözlerdeki mutluluk ve "dünyanın en iyi insanı olmak isteme çabaları". Sana da oldu mu öyle hiç? Doğum gününde sevgi perisi hissedişleri... Garip ama güzel şey. Mumları üflerken bencil olamadığın, "ne istiyorsam hepimiz için işte!" deyişleri... Sahi duydun mu onları? Ben içimde ısıtıp boşluğa gönderdim çünkü... Görürsen dileklerimi, selam söyle, olmaz mı?

Sonra birlikte oturup şarkı söylemeye başladık. Yarım saat kadar sonra da elektrikler kesildi. "Acaba komşular mı girdi işin içine?" diye de düşünmeden edemedik. Etraf loşlaşınca, bellekler hüzünlü şarkılara ulaştı tabii. Herkes kendinden bir cümleyi koydu ortaya. Kimi sahiplendi onu, işte göz göze gelinen anlar onlardı, kimiyse başka dünyalarda olup bitenlere baktı. Tam olarak böyleydi işte. Belki gecenin böyle başlayışındandı o sahipsiz hüzün.

Hüzünlendim evet. Tüm doğum günlerimdeki ortak paydalardan biri bu; hüzün. Ama anlattım mı bilmem, kötü bir yanı yok bu hüzünlerin. Gülümseyen bir kadının portresindeki hüznü bilir misin? Öyle. Objektife bakmamışsa kadın, o fotoğrafın kenarına bir hüzün bulaşır. İkinci, üçüncü kişiler kadının uzaktaki mutluluğunu izler. Ya da "saçların güzel olmuş böyle" derler, ne bileyim. Ben de hiç böyle düşünmemiştim aslında, şimdi aklıma geldi. Ya da önceden bakıyordum, şimdi gördüm.

Sabah, öğlen, 'den sonrası mutlu hüzünlerle geçti işte. Yazan, konuşan güzel insanların kutlamalarıylaydım. Sen de oralarda bir yerdeydin bence. Çünkü ben düşündükçe susmuştum, sustukça anlatmıştım. Çünkü eksikti bir şey. Düşündüğün şeyler değil. Ama eksikti. Yoktu. Hep eksikti belki de bilmiyorum. Büyüdükçe büyüyen bir eksiklikti belki. Olur. Sevgili boşluk. Belki sendin o. Zannettiğimden de büyüktün.

Fatma'nın dışarı çıkma isteğini geri çevirmemden saatler sonra, çok sevdiğim üç insanı buldum kapıda. Mutlu akşamımın yarısı oldular. Doğum günüm olmasa yine olurlardı. Hep öylelerdi.

Mutlu akşamımın bir diğer yarısı ise buralarda bir yerde. Tanıyorsun onları. Hayali bir çatı altında bir araya gelmiştik hani. Böyle yazılar yazıp, etrafı donatan güzel insanlar işte onlar.
Beni hep mutlu edegelmiş, yetmemiş, bugün de fazlasıyla mutlu etmişler... Seviyorum sizleri!

En son oturup "Ben bunları hak edecek naptım?" diyorum işte. Al bir hüzünlenme sebebi daha...

Tam istediğim gibi bir yazı olamadı bu. Yanlış anlaşılmanın derdine düştüğümden de olabilir. "Hüzün" kelimesinin başkalarının dünyasındaki yerinden etkilenişim de olabilir. "Kızın doğum günü, hala hüzün diyor ya" cümleleri de belki. Ama olsun. "Sevgili boşluk" dediğim, anlar beni, bilir. Karamsardan öte bir dünyamın olduğunu bilir. Gerisi de ne yalan söyleyeyim, umrumda değil.

Büyüdükçe daha değişik bir insan oluyormuş insan. Bazı teyzeler gibi "Aaa o çocuk sen misin? Pes doğrusu!" diyeceğim az kaldı kendime. Ama büyümek güzel. Bugünlerde öyle geliyor. Büyüdükçe yanında yalnızca istediğin insanları sürüklemek de güzel. "Birilerinin hayatından hemen silinebilme" düşüncesi üzer de beni bazen, ne yalan söyleyeyim, şimdi durup "Silindiysem iyi de olmuş" diyebilmek de güzel.

İyi ki doğmuş muyum bilmiyorum ama böyle günlerde "iyi ki" diyecek öyle çok şey oluyor ki...

İyi ki...

Yirmi iki.



.

5 yorum:

buraneros dedi ki...

İyi ki...

Doğmuşsun.

Bi de...

Yazmışsın;

ve dolayısıyla

hafızalarımıza onca genç, taptaze kelime kat/mışsın/caksın...

Sanırım hepimiz seviyoruz seni!

Yok sanmıyorum.

SEVİYORUZ...

novella / विश्व dedi ki...

bazı gençlerin içinde görmüş geçirmiş ruhların kalıntıları var, bazı insanların içinde daima genç kalacak olanların... bazı kızların içinde hüzün var, bazı kadınların içinde umut... bazıları hep çocuk, kalsalar keşke değil mi?

ne güzel ki sen de hepsi var. 22 mi dedin... ne iyi dedin. "iyi ki" lerin hiç eksilmesin.

lady dedi ki...

iyi ki doğmuşsun, 22 yolun çok başı güzellikler dilerim :)

a.nur... dedi ki...

buraneros, novella ve lady...

iyi ki sizler de doğmuşsunuz:) çok teşekkür ederim:)

Vladimir dedi ki...

Mutlu yıllar dilerim