12 Nisan 2012 Perşembe

Ağacında Nisan Asılı

Eskidendi, nisandı. Eski bir nisandı, anımsaması hiç de güç değil. Elinde bir poşet yeşil elma vardı.





***

Ben çok kitap okurum bildiğiniz gibi değil. Küçüklüğümden kalma bir alışkanlık mı bu yoksa bunu gerçekten sevdiğimden mi yapıyorum bilmiyorum. İşin tuhafı etrafımda kitap okuyan birileri de yoktu, kitap oku diyen biriniyse kim kaybetmiş de ben bulayım! Şehrin ufak kütüphanesi ve her yıl doğum günümde gelen beş on kitapla geçirdiğim yazların o tuhaf tadı hala aklımdadır. (Tadın damakta olması gerekmezmiş gibi...) Yalnız şehrin kütüphanecisi Ragıp Amca hiç sevmezdi beni. Ne zaman bir kitap rica etsem kendisinden, bir türlü kitap beğenmiyorsun kız, der homurdanarak kalkardı sandalyesinden. Yüksek raflardaki ansiklopedileri istememeyse sinir olurdu. Sen şuncacık halinde neydeceksin onları, der, gözlüğünü burnuna kadar indirip gözlerimin içine bakardı. Bense belediye binasının son katına kadar çıktığım merdiven sayısını düşünüp bu yorgunluğa değsin diye bakmak istemediğim kadar kitapla haşır neşir olmak isterdim. Hem o kadar az ziyaretçisi olan bir yerde biraz el üstünde tutulmak da hoşuma giderdi doğrusu; ama Ragıp Amca bu beklediğim ilgiyi bana hiç göstermedi. Kütüphanenin girişinde hemen solda duran küçük masada, gelenlerin isminin yazıldığı kağıtta ismimin onlarca kez tekrar etmesine rağmen... Oysa o kitaplarla dolu odanın bir köşesine ilişmiş küçük masasında otururken, kendi -karanlık olduğunu düşündüğüm- dünyasında öyle yalnız görünürdü ki bana, içim sızlardı. Belki bulduğum en küçük fırsatta, belediye binasına koşup bitmek bilmez merdivenleri çıkışım da bundandı.

...






1 yorum:

Sam dedi ki...

çok güzelmiş!