One Piece'e başladım yeniden. En son üç yüzlerde kalmıştım, dile kolay; buna rağmen birinci bölümden sar... Hiçbir zaman ekranda izlediklerim hakkında iyi bir hafızaya sahip olamadım. İsimler, olaylar... Yok. Verdiği his: Var. One Piece ile de ilgili öyle bir hissim vardı: Arkadaşlık, iç burkucu hikayeler, nokta atışı bağlantılar, hayal gücü, bol ağlamanın ardından bol kahkaha... 37 yaşında da izlettiriyormuş. Belki sevdiğim birinin dediği gibi "İnsan hiç büyümüyor, büyümüş görünmek zorunda hissediyor".
Son yazımın üstünden iki yıl geçmiş bile. Sözde daha çok gelecektim. Laf... 37 yaşında öyle her sözün tutulmuyormuş.
Saçımın sağ tarafında bir tutam beyaz saç var, görenler boyadım sanarak iltifat ediyor, uçlara doğru anlamadığım bir şekilde sarı gibi. (Saçlarım koyu kahverengi). Belki beni teselli ediyorlardır, 37 yaşında inanılıyormuş.
Defne büyüyor, her şeyi anlıyor, onun üzerindeki büyük etkim beni korkutuyor. Hep mutlu görünme ihtiyacım, olamayışım... Anne olmanın en ürkütücü ve en kırılgan yanı buymuş meğer. Normalde sadece kendime ait hislerimin (endişe, üzüntü, gerginlik gibi görece kötü sayılan) sevmeye kıyamadığımın üzerinde kalıcı bir etki yaratma olasılığı korkutuyor. Sürekli üzerimde olan iki kara göz: Keşke sana her zaman güzel hisler verebilsem; ama insan olmam izin vermiyor! 37 yaşında hala kırılgan ve her hissi ucuna dek yaşayan biri olmaya devam ediyormuşsun.
Sevmedim ben bu yaşı.
Bu da "yeniden" ortaya karışık bir yazı.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder