29 Nisan 2009 Çarşamba

Bir bekçinin günlüğü



Öğleden sonra dersin yarısına girmek istemeyip(sınava çalışırım bahanesiyle) çıktım okuldan. Dışarıya o çok sevdiğim hava hakimdi: Hafif rüzgar, gökyüzü açık, toprak kokusunu beraberinde getiren bir yağmur... Yağmuru, ıslanmayı daha bir sevdiğimden derin nefes ala ala otobüsümü bekledim. Islanıyorum dedim ya aslında bunu biraz abartmaya başladığımın da farkındayım. Uzun bir süredir(4-5 yıl kadar oluyor o uzunluk) şemsiye kullanmıyorum. Sanki yağmur yağınca ıslanmalıymışız gibi...Buna "şemsiye kullanmadan yaşama sanatı" diyorum laf aramızda:)

Neyse haydi bakalım deyip bindim otobüse. Otobüslerde dalıp gitme moduna sık sık girdiğim gibi burda da aynı şeyi yaşayıp ineceğim durağı geçmek üzereyken uyanıp atladım hemen...Otobüste Teoman çalıkyorken mp3 te iner inmez sanatçı Vega ya bıraktı yerini ki "1 kadın ve 1 erkek" der demez "elimde değil"le evin yolunu tuttuk. Bugün her zaman yürüdüğüm cadde de daha bir anlamlı geldi...Bir balkondaki renkli rüzgar gülü, yeni açılan petshoptaki kuş cıvıltıları, sonra oraya bakarken önümden aniden geçen serçeler ve ara ara ıslak çiçek yapraklarının uçuşarak rüzgara karışması gibi... Müziğin de etkisiyle belki, her şey çok sevimli bir tablo halindeydi, güzeldi işte...

Neyse ben o şairane halimle merdivenlerden çıkarken çoktaaan sınav çalışmaktan vazgeçmiştim bile, yine geç saatlere erteleyecektim sözde. Oysa dün çantamdan çıkardığımı zannettiğim güzel anahtarım çantamın en ücra köşelerinde bile yoktu, dahası her daim minimum bir kişiyi içinde barındıran evimiz dakikalardır parmağımı basılı tuttuğum zile en ufak bir tepki vermiyordu. Uzun lafın kısası bize bağdaş kurup kapının önüne oturmak düştü... Hı benim her zamanki gibi en acil durumlarda devre dışı bıraktığım telefonum da bu kez bana tavır yapıp şarjı yutmuş idi. Evsiz ve de barksız bir insan misali bir saate yakın kapının önünde nöbet tuttum:p Saat kavramından bihaber olduğumdan şimdi tam süreyi veremeyeceğim:P

Neyse fırsat bu fırsat yapacak bir şey yok, açtım defterimi şöööyle bir göz attım sayfalarına, çalıştım az:) Bu da güzel yön olmalı...

Bir de arada kalkıp zile basmayı da ihmal etmiyordum tabii, uyuyan falan olur diyerekten... Ama nafile:))

Müzik dinlemedim ayak sesi dinledim bol bol...

Hmm bu kızlardan birinin olabilir.
Yok bunlar çok kişi ı-ıh.
Yok bu yukarı çıkmıyor gibi...
(Her türlü ses analiz edilir:P)

Neyse in ve de cin top oynamaktan sıkılırken gelen bir çift ayak sesinin bizim eve ait olduğunu tahmin edip, "bingo!" dedim, erdim muradıma.
Çile bitmiş idi:) Uzun zamandır dışarda kalmamıştım evet...

Eve adım attıktan 5 dk sonra Fatma kişisi uykulu gözlerle bize seyirtince tabii "ama ama ama..." dedim. "O kadar zile bastım niye uyanmadıııııııııın" da diyebilirdim ama demedim, çünkü kendime gülmekle meşguldüm.

Kalın sağlıcakla:))

2 yorum:

CaRtMaNtR dedi ki...

4-5 yıl mı ben hayatımda şemsiye kullanmadım ve kullanmayacağım. zaten kullananların birinin şemsiyesi bi gün gözüme girecek bide ben bi tane yanımda taşıyıp neden bu riski arttırayım :D

a.nur... dedi ki...

Eheh o risk de var di mi?

Ben geç keşfedenlerdenim galiba ıslanmanın keyfini:P