9 Ocak 2010 Cumartesi

Saydam Kitap-II

Sahibe bilirmiş saydam kitaba olan ilgiyi...Bilirmiş de korkarmış işte...Anlaşılmamasından, anlaşılmazsa içinde oluşacak düğümden korkarmış. Çünkü bu diğer hikayeler gibi değilmiş. Saydammış adı, onu dinleyen sadece kendi gözleriyle görebilir, kendi doğrularıyla anlayabilirmiş. Kitabın dili, anlayanın kulağıymış... Saydammış işte, saydammışçasına nüfuz edermiş...

Gel zaman git zaman dayanamamış sahibe...Onu öyle bilmek isteyenler varmış ki... Her gün bin umutla kapıya dayanan onca insan varmış ki...Dayanamamış işte... Gelen gidenin arasından seçtiği iki kişiyi karşısına alıp, derin bir nefes aldıktan sonra, heyecandan tireyen sesiyle okumaya başlamış. O iki kişi, iki büklüm, pür dikkat dinlemeye koyulmuşlar...

Uzun bir süre, saatin tiktaklaması ve sahibenin sesinden başka ses duyulmamış dükkanda...

Sayfalar tükenmeye başladıkça daha heyecanlı, daha duygulu oluyormuş sahibenin sesi...

Ve nihayet saydam kitap sona erdiğinde, sahibe iki çift gözün hiç de görmek istemediği bakışlarıyla karşılaşmış. Öyle sıkılgan, öyle anlamsızmış ki o bakışlar, üzülmüş sahibe...Yine de sormuş "Nedir düşündüğünüz?" diye...İki kişi; hikayenin hiç de bekledikleri gibi olmadığını, dinlerken sıkıldıklarını, hikayeye anlam veremediklerini, bunca zaman bunun için bekledikleri için de sinirlendiklerini belirtmişler laf altına laf saklayarak...

O an kayıvermiş saydam kitap sahibenin elinden...Cam kapağı tuzla buz olmuş kara zeminde...Hikayeyi dinleyen o iki kişi, gitmeleri gerektiğini düşünüp, hızla çıkmışlar dükkandan...Biri bir yana, diğeri öte yana yürüyüp gitmişler...Sokak eriyip bitmiş ayak altlarında...Onlar giderken evlerine, sahibe durmuş kara zeminde...Onlar yemek yerken, sahibe bakıyormuş hikayesine...Onlar rahat yataklarında rüya görürken, sahibe bakamaz olmuş değerlisine...

2 ay hiç çıkmamış dükkandan...Bir "kapalı" yazısı hoşgeldin demiş gelenlerine...Gelenler gitmişler evlerine...

2 ayın sonunda dükkanın camında asılı "açık" yazısını görenler, hemen sıcak soba kenarındaki iskemlelere ilişip yeni hikayelerini beklemeye koyulmuşlar...Beklerken, saydam rafın yerinde olmadığını da görüvermişler...Kimse sormamış bir şey, sahibe de saydam kitap hakkında tek bir söz etmeden, rafların birinden aldığı hikayeyi okumaya başlamış...

* * *

Herkesin vardır bir hikaye dükkanı...Bir soba başı, birkaç iskemle...Bazen çoluk çocuk oturur oraya, bazen eş dost, bazen anne baba olur, bazen dede amca...Birileri ilk geliyorsa ya da paylaşımlarınız ilkse cıvıltılı raflara koşarsınız. Mutlu, komik, cıvıl cıvıl ne hikayeniz varsa anlatırsınız...Burada pişer arkadaşlıklar, dostluklar...Sonra gelip gitmeler çoğaldıkça daha mat rafları paylaşmaya başlarsınız...Gün olur hüzünleriniz olur bunlar gün olur bir sır...Paylaştıkça çoğalır matlıklar...Karanlık raflara uzanır elleriniz; kimselere söylemediğinizi "dükkanınıza en çok gelenlerle" yani "size en çok değer verenlerle, sizi en çok arayan soranlarla" paylaşırsınız...

Ama vardır işte herkesin bir saydam rafı, o hep en sonda bekler...En sevdiklerinize bile anlatamazsınız; çünkü "anlamazlar" diye düşünürsünüz. Kimi zaman kızar, küser sevdikleriniz sırf bu yüzden. "Ben senin en yakının değil miyim" derler, susarsınız...O zaman bir başka hikayenizi çekmecenizden çıkarırsınız ama yerini tutmaz işte...

Gün gelir ağır gelir bu yük...Sevilen "anlar" der ortaya koyarsınız hikayenizi...Açarsınız saydam hikayenizin kapaklarını...Pür dikkat dinleyenler sıkılır olur sonlarında, bu muydu dercesine bakar anlamsızca..."Sizin gözlerinizle bakamazlar olaylara"...Saydamdır hikaye, herkes kendini görür o kapakta, kendi yaşantısıyla bakar yaşantınıza...

O an kırılır içinizde bir şey, saydam kitabın cam kapağı gibi...Siz yıkıntıdayken, yüreğiniz acıyorken, diğeri kendi yaşamına devam eder...Bilmez ne yaşadığınızı, bilmez neleri kırdığını...

Siz toparlanırsınız bir süre sonra, saydam rafı görünmez yapar devam edersiniz yaşamınıza...
Kimse bilmez orda olduğunu, siz de söylemezsiniz...

İşte öyle...
N'olur anlattırmayalım birilerine bir şeyleri...
Birileri anlatmıyorsa vardır bir sebebi...

4 yorum:

bevren.com dedi ki...

Çok güzel bağlamışsın hikayeyi :) ve gerçekten anlamlı bir mesaj vermişsin.

Benim de vardı gerçek bir hikayem. Yıllarca insanlara geçmişlerden gelen çok güzel bir hikayem olduğundan bahsettim ama tüm ısrarlara rağmen anlatmadım. Kısa bir süre önce birisini seçtim ve anlattım. Aynı senin hikayendeki gibi bir anda tuzla buz oldu hikayem. Çünkü benim yıllarca içimde taşıdığım hikaye başkaları için bir anlam ifade etmemekle kalmıyor can sıkıcı bulunuyordu. Ben de hikayeyi yerine kaldırdım, kimsenin göremeyeceği varlığını bile bilmediği bir yere :)

Seni çok iyi anlıyorum. Hayatımızın en güzel hikayeleri belki de hep içimizde kalmalı, çünkü onların yeri orası.

Sersang dedi ki...

Gerçekten çok güzeldi, eline sağlık :)
Bunca merak etmeye değmiş doğrusu!

a.nur... dedi ki...

@bevren
Teşekkürler:)

Benim de başıma geldiği için böyle bir şey yazmak istedim...

@Sersang
Teşekkürler Sersang:)

b.n.n. dedi ki...

herkes karşısındakini kendi aynasına yansıdığı kadarıyla görebiliyor değil mi? oysa yansımayan kısımları o kadar çok ki,,, ve biz insan evlatları o kadar çok merak içindeyiz ki,,,kaş ypmak isterken göz çıkardığımızın farkında bile değiliz!