21 Aralık 2009 Pazartesi

Rab Şeytana Dedi Ki



15 Aralık'ta prömiyeri gerçekleştirilen, yeni bir oyun "Rab Şeytana Dedi ki".

Konusu; şeytanın, sabrın sembolü Eyüp Peygamber ve mitolojide bir kayayı yukarı taşımakla lanetlenen Sysphos'u kandırma çalışmaları.

Oyuna gelmeden önce beklentilerimiz alt düzeydeydi, ne yalan söyleyeyim. Sadece oyunun ismini ve az biraz konusunu bilerek gitmiştik oyuna. Felsefe boyutunun çok yüksek olacağını düşünmüştük. Ama... İşte "ama!"

Nihat Asyalı'nın kaleme aldığı, Bozkurt Kuruç'un yönettiği bu oyun, benim son zamanlarda gittiğim en iyi oyundu. Sade bir sahneden yükselen müzik, arka planda yer alan orkestra ve sahneden yükselen o muhteşem insan: Durukan Ordu. Giordano Bruno oyunuyla hayran kaldığım harika insan. Aslında miyopluğum ilerlemiş olduğundan ve yerimin arkalarda yer almasından "o mu değil mi, o mu değil mi" gelgitleri yaşadım perde arasına kadar. Sonra aşağı kata inip fotoğrafların köşesine iliştirilmiş o ismi görünce "Ben biliyordum" gibi bir cümle geçiverdi zihnimden. Hani; bir kez bir oyunda görmüşüm, o an hayran kalmışım. Aradan 2 yıl geçmiş, yine bir kişi sahnenin orta yerinde beni kendisine hayran bırakmak üzere ve "kim olabilir ki başka?" düşüncesi. Gecenin en güzel sürpriziydi...



Durukan Ordu'yu bırakıp(nasıl?) oyuna geçersek, oyun farklıydı. Nasıl mı farklıydı? Yani bildiğimiz şeytan, bilmediğimiz bir yön ile verilmişti. Kırmızı, itici bir şey değil de oldukça çekici bir rock star gibiydi. Müthiş bir enerjisi vardı ve ne dese sanki çok mantıklı, akla yatkındı. Hani normalde "şeytan diyor ki" deriz ya, sanki oyunda şeytanın dediğini duymuyorduk. İnsanın kendine dönüp bakmasını sağlayan düşündürücü bir yanı vardı.



Müzik dedik, müzik! Bu oyunda müzik var! Oyun bittiğinde aklınıza takılan dizeler var! Hatta ben oyun esnasında "ya böyle bir albüm olsa seve seve dinlerim" bile dedim.

Düşündürücüydü, eğlenceliydi ve komikti bazen. Araya sıkıştırılmış komiklikler vardı, böyle serpiştirilmiş minik, şirin şeyler.

Sysphos'u, şeytanı, Eyüp'ü sevdim de Eyüp'ün eşini sevemedim. Hatta oyundan çıkınca "ya kadınlar şarkı söylememeli mi, yoksa o kadında itici bir şeyler mi vardı?" diye konuştuk kızlarla.



Aslında oyunda seyirciye dayatmak istenen bir düşünce yoktu. Yalnızca gerçeklikler vardı. Bir yanda Tanrı'ya bağlı Eyüp, bir yanda Tanrı'sını ret etmiş Sysphos. Hayatta belki böyle kesin çizgilerle ayrılmıyor insanlar ama her iki tarafı da bulmak benim hoşuma gitti.



Oyunun en ince ayrıntısına kadar girmek istemiyorum. Yalnızca yeni bir oyun olduğundan izlenimlerimi anlatmak istedim. Ben çok eğlendim izlerken, hatta bu yazıyı yazarken bile... Bence gidin, görün. Belki tamamen farklı düşüneceğiz, belki siz de ayakta alkışlayanlardan olacaksınız, bilmiyorum...

Ama gidin, sonra konuşalım.

Bir de burada oyunla ilgili bir başka yazı var.
Bu da oyunun devlet tiyatrosu sayfası.

Bir başka oyun yazısında görüşelim.
Mutlu kalın:)



**gazeversite.com için yazdığım bir yazı

3 yorum:

Suad Sadi dedi ki...

Son derece güzel bir oyun, eğledirirken düşündürmeği ve sorgulamayı da ihmal etmiyor..Şeytan rolü ile Durukan Ordu şahane bir gösteri sergiliyor..Danslar çok iyi, büyük usta Sinan Pekinton da, gerçek bir sanatçı gibi, hiç burun kıvırmadan, Sysphos rolünü başarı ile oynuyor..Mutlaka görülmeli..

ayşelon dedi ki...

merak ettim şimdi a.nur mutlaka gideceğim!

buraneros dedi ki...

Oyun bizim buralara geliyor martın ilk haftasında, bende tereddütdeydim açıkcası... Google sorim dedim en iyi kim bilir, en güvenilir yorumu kim yazmıştır diye... O da bana uzaklarda arama dedi:)) Bu yazıdan sonra gitmek farz oldu... teşekkürler:))