23 Ağustos 2011 Salı

İyiyim



Bir sisin içinde yürüyorum. Eğer hayatımın şu dilimini bir eyleme benzetmem gerekseydi, bu olurdu işte. Kendimi çözmekten yorulmuş bir şekilde, oturup ağlayamamış; ama yine de yere çökmüş, kapanmış. Öyle isteksiz, öyle korkak...

Kendimden nefret bile edemiyorum, hissetmekten yorulmuşum.

Her şeyim yarım, isteklerim bir günle, hatta bir saatle, dakikalarla sınırlı.

Hislerim yok gibiler, çoğu zamansa oradalar... Her şey hayal meyal. Her şey belirsiz. Her şey karmakarışık aslına bakarsan. Ve ben toplamaktan yorulmuş bir ev hanımı. Ya da karmaşıklığın ortasında yaşamayı seven bir ev hayvanı. En iyi ihtimalle liseli genç kızım, dağınıklığıyla mutlu. Mutlu değilim gerçi, mutsuz desen o da değilim. Neyim, nasılım, neredeyim? Yanıt yok. Hatlar kapalı.

Hep bu kötü hava koşullarından, sıcaktan bunlar diyip suçu başka şeylere atan biri olabilseydim şimdi, iyiydim iyi.

Dahası sisli havaları da pek severim. Çelişki üzerine çelişki...

Tamam. Geçti. İyiyim.

Bir sisin içinde yürüyorum işte. "Yürümek ne şans!" diye yamuk bir gülümseme var dudağımda. Kıvrımına dokunsan silinecek o da.

Göz gözü görmüyor.

Görmem gerekenleri ise bir gri duman ardında yitiriyorum.










4 yorum:

Selin dedi ki...

İyi ol tabi. Yürüyorsun ya, iyidir yürümek. Yürümeyi bile başaramadığımız zamanlarla kıyaslarsan bunun bile güzel olduğunu göreceksin.

Geçen akşam bir kanalda You've got mail'e denk geldim. Yüzümdeki ifadeyi görmeliydin. Bir film bile beni bu kadar mutlu ediyorsa ben şanslı bir insanım dedim. Kendi mutluluğumu kendim var edebiliyorsam şanslıyım ben. Biliyorum ki sen de öylesin. Ama sen de bil işte...

a.nur... dedi ki...

You've Got Mail her daim o gülümsemeyi sağlamasa olmaz ki :)

Bileceğim selinim,bileceğim... Umarım.

http://kuzgunibeyaz.blogspot.com/ dedi ki...

sis çok iyi bilirsinis griden açık griye dönüşmeyi..

sis sis olun, "gülümsemeyi unutma"larla uyuyun her daim..

buraneros dedi ki...

Yürümek yatıştırır. Yürümede sağaltıcı bir güç vardır. Düzenli biçimde hep ayağı öbürünün ilerisine basma, aynı zamanda kolları ritmik bir biçimde kürek çeker gibi sallayıp soluma sıklığının yükselmesi, nabzın hafifçe uyarılması, gözün ve kulağın yönün saptanmasına ve dengenin korunmasına yönelik etkinlikleri, akıp giden havanın deri yüzeyinde duyumlanışı - bütün bunlar bedenle zihni hiç karşı durulmaz biçimde birbirine yaklaştıran ve ruhu, ne kadar dumura uğramış, zedelenmiş de olsa, büyüten, genişleten olaylardır.

Patrick Süskind - Güvercin sayfa 63