23 Nisan 2010 Cuma

Bak Yine Nisan



Yine bir bahar günü...
Hatta bir nisan günü. 21 nisan 2008'de yazmak isteyen o kız var ya, bak, yine masa başında. Niye yazmıştı ki o? Niye blog tutmuştu?

Bir şeyler dürtüklüyor şimdi beni. Fısıltılar almış başını yürüyorlar içimde:
-Aşıktı! diyorlar.

Aşıktı. Kafayı yiyecekti yazmasa. Annesi okumasın, arkadaşı görmesin yazdığını diye, gecelerin yarılarından sonra bilgisayar başında klavyeye anlatmıştı her şeyi. Kimseye söylemiyordu blogunu. Başkalarının psikolojisini de etkilemek istemezdi hem. Aşkın karanlık bir yanı vardı ya, o buraya saklanıyordu gün be gün. Söyleyemediği her şey buradaydı.

Sonra birileri yorum bırakmaya başlamıştı, birkaç kişi...Tanımıyordu onları, onlar da onu tanımıyorlardı ya iyi geliyordu nedense. Birileri onu dinliyorlardı. Ortak olmak gibi bir şeydi. Arkadaşlıktaki gibi değildi. Kimse onu yargılamıyordu. Yalnız dinlemek isteyenler dinliyorlardı.
Sonra o da takiplemeye başladı başka blogları. Sonra aşık olduğu kişiye bile söyledi. Kardeşi, birkaç arkadaşı hepsi bildiler. Tanıdıklarına söyleyince önce tereddüt etti yazdıklarında, kendini kısıtlıyor sandı ama sonra boşverdi. Ne yazmak istiyorsa -kim ne düşünürse düşünsün- yazdı.

En mutlu olduğu günleri, en mutsuz olduğu günleri, deli deli olduğu günleri, uyuz olduğu günleri anlattı. Bazen bunlardan hiçbirini anlatmadı, onları kendine sakladı... Bazen haykırmak istedi. Bunu yalnızca istedi! "Hepsi bu"ydu. "Öyle işte"ydi.

Yazmak iyi geldi ona. Güzel insanlar tanıdı, mutlu yorumlar bıraktı başka bloglara. Bir başkasının yazdığı yorumla teselli buldu bazen. Bazı vakitler yazılan yorumlara sinir de oldu. Her yerde vardı böyleleri, aldırmadı.

Yazarken kendini de iyi tanıdı. Hissetmek görülmez diye öğretilmişti ya, o yazarken hissettiklerini gördü.

Eskiden çok yazma isteğim olurdu. Günde birkaç kez yazmak isterdim hatta. Ama şimdi pek olmuyor böyle isteklerim. "Blog yazmayacağım artık" dediğim günlerdeki gibi... Bazen anlatmak istemiyorum. Oynamak istemiyorum. Bazen eve gelir gelmez sokağa koşan çocuklar gibiyim.

"Yazmak tuhaf şey" demiş miydim?

Ama işte, o öğleden sonraya, bu blogu oluşturduğum güne seviniyorum. İçime sinmeyen hiçbir şey burda değil. Kırk yılın başında, kendi irademle ve istekle -kesinlikle istekle- yaptığım en güzel şeylerden biriydi blog yazmak.


Nice güzel blog günlerine...

Benimle bu yolda yürüyen herkese selam olsun:)


p.s: "110- Bir tek sen" eşliğinde yazdım bu yazıyı, ne garip:))

10 yorum:

La Loba dedi ki...

Nice nice yıllara olsun.

Azura dedi ki...

Ben ne zaman blog actim hatirlamiyorum.. :D Daha nice guzel yazilara efenim..

CaRtMaNtR dedi ki...

nice senelere ve nice yeni yazılara efendim :)

buraneros dedi ki...

Hani şu bazen yazmak istemiyorum kısmı var ya... O hepimize oluyor:))

Sanki bir gün, bir bloga demiştim ki; "ara ver ama sakın bırakma"

O, sen olabilir misin?

Sen değildiydiysen de kulağına küpe olsun.:)) Yolun da, kelimelerin kadar parlak ışıklı olsun, en sevdiğim bloglardan birinin sahibesi:))

a.nur... dedi ki...

@La loba
Teşekkür ederim:))

a.nur... dedi ki...

@Azura
Ben de nisan olduğunu biliyordum ama 21'i olduğunu öğrenmek için gerilere gittim:))

a.nur... dedi ki...

@cartmantr
Saolasın cartmntr, en eski blog arkadaşlarımdan biri:))

Sen de yaz artık, eskisi gibi yazmıyorsun...

a.nur... dedi ki...

@buraneros
O ben olabilirim galiba:))
Bana öyle bir cümle söylenmişti sanki:))

Bloxoo'ya adım attığım anda keşfettiğime memnun olduğum blog sahibinden böyle şeyler duymak güzel:)) Nice güzel yıllara hep birliktee:)

ღ.♥.ღ pinkZorro ღ.♥.ღ dedi ki...

bize ait bir alanın bulunması, başkalarının düşünceleri görüşlerini okumak bazı şeylerini kendimizle benzer bulmak ve bu bağlamda teselli edilmek gerçekten güzel

daha nice senelere a.nur :))

Evren dedi ki...

yazmak, yansıtmak gibi; kendini, olmak istediğini, olduğunu, olamadığını, yaşadığını, yaşayamadığını, aşkını, hüznünü, sevildiğini, büyüdüğünü, bir yanının çocuk kaldığını, huysuzluğunu, iyini, kötünü, güzelini...

sen hep yaz...
güzel yansıyorsun çünkü...

sevgiler...