blog etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
blog etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Şubat 2012 Çarşamba

Bu Kez Yazdım

"Yazdıklarını neden siliyorsun?" diye bazen e-posta atan ya da yorum bırakan arkadaşlarım oluyor. Bunu bazen bilinçli yapıyorum -yazıyı sonradan saçma buluyorum ya da kendimi fazla kaptırdığımı düşünüp kaldırıyorum- ama bazen de dalgınlıkla başka bir yere not edeceğim şeyleri yayınlamış olduğumdan silmek durumunda kalıyorum. Bu kez yine dalgınlığıma geldi ve yanlış ekledim. Üst üste çok defa aynı şeyi yaptığım için de zaman ayırıp blogu ziyaret eden ama "hiç"le karşılaşan dostlardan özür dileme gereği hissettim.

Biraz daha özenli olacağım bundan sonra.

Umarım şu dalgın insan, şu bilmem neci, acaba kimin fesi insanını yok yere zamanınızı çaldığı için affedersiniz.

Bu kadar.






21 Nisan 2011 Perşembe

Bak Yine Nisan, Yine 21


Üç yıl olmuş buraya başlayalı... Daha birkaç hafta evvel "bak, nisan da geldi yine, dur bakayım ayın kaçında başlamıştın buraya?" benzeri cümlelerin hareketiyle öğrenmiştim yirmi biri. 21 nisan. O birkaç hafta öncesinden sonra öyle şeyler oldu ki, takvimlerle birlikte yaşar oldum. Bugün ayın 21'i olduğunu adım gibi biliyordum ya, nedense bu bana, bloga başlama tarihimden çok başka bir şeyi çağrıştırıyordu...

Pek iyi değilim aslında. Bilirsin, çok iyi hissederken yazmayı beceremezdim ben. En ihtiyacım olduğunda kelimeler koşardı da yardıma, öyle sıyrılırdım içimdeki sıkıntılardan. Ama şimdilerde, onları da yitiriyorum gibi geliyor. Yazmak istemiyorum, kelimeler fersah fersah uzak, kaçışıyorlar. Uykularım da uzaklaştı epey... Sabahı doğurur olduk geceyle birlikte...

O yüzden harika bir üçüncü yıl yazısı olamayacak bu. Ama yine de çabalıyorum inan, Comptine D'un Autre Ete de her zamanki gibi yardımıma koşuyor. Bu üç yıla tanıklık etmiş bir başka şey daha varsa, o da bu şarkıdır belki. Bir şarkının içine gizlice girip orada yaşamak mümkün olsaydı eğer, belliydi benimkisi...

Neyse.

Burası benim için özel bir yer oldu; "iyi ki yapmışım" dediklerimde en önlerde belki... Samimiyet mühimdir ya benim için, işte hep samimi oldum ben burada. Belki her şeyi ayan beyan yazamadım ama ne zaman gerçekten yazmak istesem buradaydım. Biliyordum, kimse anlamasa da blog beni anlardı, dinlerdi. İhtimal bu ya, severdi belki sahibesini...

Bazen en güzel şeyleri sığdırdım buraya, en öfkeli anlarımda nefretimi de kusmuş olabilirim tabii -gülücük-, en çok da burayı hüzünlü günlerimin ağaç altı serinliği yaptım... Öyle çok his biriktirdim ki içine -çoğunu dönüp okuyasım dahi gelmese de- öyle değerli ki hepsi...

Ve burda tanıdığım öyle güzel insanlar oldu ki, nasıl unutulur...

Blogger'ın sunduğu bir sayfaydı işte, kimileri için ötesi yoktu, ama benim için öteydi...

Teşekkürler.

2 Mart 2011 Çarşamba

Uzaktan Bakabilirsin ama Bloguma Dokunma!





Söyleyecek pek bir şey yok. Lafı ağzımıza tıkar gibi kapattılar blogger'ı yine. Oturdum birkaç görsel düzenleyeyim dedim ama bu moralle ancak bu çıktı. Keyfimizi kaçırıyorlar ama yok! Zannettikleri gibi susmayacağız bu kez. Hatta inadına yazmalıyız!



Neyse, özetle; uzaktan bakabilirsin ama #blogumadokunma



.

27 Ağustos 2010 Cuma

Bir Blog Var Burda Efendime Söyleyeyim

Reklam yapma bana! diyebilirsiniz ama yapacağım. Çünkü içimi kıpır kıpır yapan insanlarla açtık biz bu blogu... Bir grup blog insanının ff izdüşümlerinden doğdu, büyüyecek hatta serpilecek(!)

Adı da "shema ahalisi".

Adresi de tam burada.

Kimsiniz necisiniz sorularına yanıt olabilecek "shema için ne dediler?" yazımız da burada.

Sen yenisin galiba?

Hıhım.

4 Temmuz 2010 Pazar

Bir Güzel Gün

Kitaplardaki sevdiğim, gerçekte de olmasını istediğim, olduğunu farz ettiğim gibi değil bu "sanal" olayı. İtiraf etmesi zor belki ama Reth Butler yok gerçek yaşamda, Samim yok, Feride yok, Jane Eyre yok... Ama "sanal" dediğimiz şey var ya o aslında var. Aynada aksini gördüğün kişilere var demen gibi bir şey şu sanallık. Blog yazan insanlar var ya, forumlardaki, sözlüklerdeki, hatta chat odalarındaki sapık insanlar(?) var ya onlar da gerçekler...

Ama nedir bilir misin? Gerçekte yahut sanalda ben sana kendimi nasıl gösterirsem öyleyim. Ben yalancının tekiysem gerçekte de öyleyim. Belki yazarken biraz daha cesur olabiliyoruz, kabul, ama cesaret de aslında asıl olan bizi dışa vurum için kullanılmıyor mu?

Gözümde iğrenç hayaller oluşuyor "sanal" deyince. Hepsi kendine birini arayan chat odası sapkınlıklarından değil mi? Biriyle tanışmak için yanıp tutuşan yurdumun insanlarından değil mi? Tanıştığını zannedip bir ay sonra evlenen insanlar peki, onlara ne demeli? Teyze diyalogları:

- Nerden bulmuş?
- İnternetten, internetten.
- Hay Allah'ım, bir de bu çıktı başımıza!

Unut bunları şimdi, şimdi hepsini sil kafandan. Benim sanal profilim bundan çok farklı çünkü... Hee diyeceksin ki hiç sanal dünyanın iğrençlikleriyle karşılaşmadın mı? Kim karşılaşmadı ki? Ama burada öyle güzel insanlar tanıdım ki ben unuttum iğrençlikleri, onları "sanal" kelimesine yakıştıramadım. Onlar arkadaş ortamında bir kez gördüğün bir yabancıdan daha fazlasıydılar aslında...

Onlar da benim gibiydi biraz. Ben kötü biri miydim ki, napıyordum sanal alemde? Ben niye blog yazıyordum?

Uzatıyorum, uzatıyorum, mütemadiyen yapıyorum bunu. Ama kuru kuruya "ben bugün pek güzel vakit geçirdim" demek olmazdı. Uzaktan uzağa (:P) sevdiğim insanlardı onlar ama bugün daha birçok sevdim. Bazıları (o kendini biliyor) pek blog yazmazdı ama yazdığında da pek güzel olurdu okuması. Bazılarını önceden de biliyordum da ne diyelim kader ağlarını mı ördü şimdi? Bazılarını hiç bilmezken bilmek mi nasip oldu?

Hayat tuhaf diyoruz ya bazen. Sahiden tuhaf...

Ama tuhaflıkların içinde de güzel.

Sevgili blogdaşlar, şemadaşlar (o da neyse:D) sayenizde bir güzel gün...



P.s: Bahsi geçen şahıslar bi dost, sLn, mischief



14 Haziran 2010 Pazartesi

Sonraki

Blogger'ın "sonraki blog" kısmı var ya ben o kısımla çok oynuyorum. Böyle dünyanın farklı yerlerinden anlamadığım dillerde insanlar bir şeyler yazıyor. Fotoğraflarını koyuyorlar falan...
Başka bir yerde olsam ne olurdum, nasıl olurdum diye düşünüyorum. Düşünmek bedava.

Bir de az evvel bu kısma bakınırken hep ailevi resimler ve ailenin anlatıldığı yazılara rast geldim. Sonra dönüp kendi bloguma baktım. Sanırım kişisel blog seninki gibi bir şey değil A.nur dedim. Bir gün sen de aile kurup oraya buraya fotoğraf koyarsan "kızım, oğlum, eşim..." ile başlayan cümleler kurarsan belki olur dedim.

Sonra onu hayal etmeye bile çok uzak olduğumu fark ettim.

Bir yandan da insanlar çok yakınmışım gibi davranıyor ya...

Okulun bitmesine bir yıl kalıyor ama ben büyümedim.

Bunu fark eden yalnız ben miyim?

Heyoo! Bu yazıyı halen bir çocuk yazıyor???

23 Nisan 2010 Cuma

Bak Yine Nisan



Yine bir bahar günü...
Hatta bir nisan günü. 21 nisan 2008'de yazmak isteyen o kız var ya, bak, yine masa başında. Niye yazmıştı ki o? Niye blog tutmuştu?

Bir şeyler dürtüklüyor şimdi beni. Fısıltılar almış başını yürüyorlar içimde:
-Aşıktı! diyorlar.

Aşıktı. Kafayı yiyecekti yazmasa. Annesi okumasın, arkadaşı görmesin yazdığını diye, gecelerin yarılarından sonra bilgisayar başında klavyeye anlatmıştı her şeyi. Kimseye söylemiyordu blogunu. Başkalarının psikolojisini de etkilemek istemezdi hem. Aşkın karanlık bir yanı vardı ya, o buraya saklanıyordu gün be gün. Söyleyemediği her şey buradaydı.

Sonra birileri yorum bırakmaya başlamıştı, birkaç kişi...Tanımıyordu onları, onlar da onu tanımıyorlardı ya iyi geliyordu nedense. Birileri onu dinliyorlardı. Ortak olmak gibi bir şeydi. Arkadaşlıktaki gibi değildi. Kimse onu yargılamıyordu. Yalnız dinlemek isteyenler dinliyorlardı.
Sonra o da takiplemeye başladı başka blogları. Sonra aşık olduğu kişiye bile söyledi. Kardeşi, birkaç arkadaşı hepsi bildiler. Tanıdıklarına söyleyince önce tereddüt etti yazdıklarında, kendini kısıtlıyor sandı ama sonra boşverdi. Ne yazmak istiyorsa -kim ne düşünürse düşünsün- yazdı.

En mutlu olduğu günleri, en mutsuz olduğu günleri, deli deli olduğu günleri, uyuz olduğu günleri anlattı. Bazen bunlardan hiçbirini anlatmadı, onları kendine sakladı... Bazen haykırmak istedi. Bunu yalnızca istedi! "Hepsi bu"ydu. "Öyle işte"ydi.

Yazmak iyi geldi ona. Güzel insanlar tanıdı, mutlu yorumlar bıraktı başka bloglara. Bir başkasının yazdığı yorumla teselli buldu bazen. Bazı vakitler yazılan yorumlara sinir de oldu. Her yerde vardı böyleleri, aldırmadı.

Yazarken kendini de iyi tanıdı. Hissetmek görülmez diye öğretilmişti ya, o yazarken hissettiklerini gördü.

Eskiden çok yazma isteğim olurdu. Günde birkaç kez yazmak isterdim hatta. Ama şimdi pek olmuyor böyle isteklerim. "Blog yazmayacağım artık" dediğim günlerdeki gibi... Bazen anlatmak istemiyorum. Oynamak istemiyorum. Bazen eve gelir gelmez sokağa koşan çocuklar gibiyim.

"Yazmak tuhaf şey" demiş miydim?

Ama işte, o öğleden sonraya, bu blogu oluşturduğum güne seviniyorum. İçime sinmeyen hiçbir şey burda değil. Kırk yılın başında, kendi irademle ve istekle -kesinlikle istekle- yaptığım en güzel şeylerden biriydi blog yazmak.


Nice güzel blog günlerine...

Benimle bu yolda yürüyen herkese selam olsun:)


p.s: "110- Bir tek sen" eşliğinde yazdım bu yazıyı, ne garip:))

7 Aralık 2009 Pazartesi

Çapraza Karışık - III

*Aslında şu günlerde hiçbir şey yazmak istemiyorum. Hatta blog okumayı da bırakmışım ki reader'da dağ gibi bir okunmamış yazı kitlesiyle karşılaştım. Sonra baktım okumak iyi geldi, okurken yazasım geldi, başladım böyle...

*Bayram dönüşü ödev trafiği var şu aralar, onlarla uğraşıyoruz ve nedendir bilmem her günüm dolu dolu geçiyormuş gibi geliyor.

*Türk filmi aldım geçenlerde birkaç tane, oturup arka arkaya izledim. Özlemişim.

*Beni içten içe saran bir hayalim vardı, sanırım o ipin ucunu kaçırıyorum. Artık içten içe saran hayali olmayan biri olacağım galiba.

*Yazdığım şeylerin birbirini tekrar ettiğini düşündüğümden hiçbir şey yazmak istemiyorum bazen. Güner bu kadar dolu dolu geçerken, bir şeylerin sabit olması ilginç.

*Lise döneminde dinlediğim müzikleri buldum geçen gün. Birkaç gündür onları dinlemekteyim. Jason Mraz iyiymiş sahiden.

*Burada ara ara bahsettiğim gausss kişisinin de blogu var artık. İlk defa çevremdeki birinin blogu oluyor ve ben bunun sevincinin dayanımaz hafifliği içersindeyim.

Öyle işte.
Kal sağlıcakla blog.
Önümüz kış.

24 Mayıs 2009 Pazar

İlan!

Buraneros'un aklına bir fikir düşmüş. Görme engellilerin de bloglardan yararlanması adına, bir kısım yazıları seslendirelim diyor kendileri:) Bence çok güzel bir fikir.(Bu arada yazıyı şurdan verelim)

Sanırım katkıda bulunmak için elimden geleni yapmaya çalışacağım. Fakat bir başlangıç yapayım derken kendimi darı ambarında iğne arayan kişi gibi gördüm. (bknz:Hiçbir yazıyı beğenmeme durumu) Bir de şöyle bir durum var ki şimdi seslendiririm ama benzemez bir şeye(diksiyon problemleri) sonra engelli vatandaşlarımız bloglardan soğurlar mazallah:P Bir kez bir ses kaydı yapmışlığım var idi, bunu paylaştıktan sonra ardından epey pişmanlık anlarıyla haşır neşir olmuştum, böyle bir durum olmasa da iyi olur(mesela iyi seslendirsem nasıl olur:P) Sanırım bir arkadaşımın başının etini yiyeceğim bunun için, kendisinin bu konuda iyi olduğunu düşünüyorum:)Ama arada benim sesime de katlanmak zorunda kalabilirler ki, bir deneme yapıp oylamaya açmalı ehehe:D

Neyse, sanırım bugün bir ses kaydı yollayabileceğim:)Hatta kendim de yapıp eklesem yolun başındayken iyi olabilir.

Bu yazıyı duyuru amaçlı yazdım.
Hem önyargılı yaklaşın diye seslendirişime, hem de duyduk duymadık demeyin kolları sıvayın efendim diye....

İyi mi ettim ne?

22 Mayıs 2009 Cuma

Siyah eşit değildir pesimist bir profile...

dan çok sıkıldım
4 (17%)

çok karanlık, açık renk seni açar
8 (34%)

ya çok alıştım, alışkanlıkları severim
4 (17%)

çok güzel böyle, dokunma rica ederim
7 (30%)

Tema ile ilgili son durum böyle...İki gün kaldığı için anketin sonlanmasına blogger temalarını kontrol etmeye başladım. Fakat ne hikmettir ki aradığım "evet!işte bu!" dediğim bir tema yok. Sanırım bir oy kullanacak olsam "ya çok alıştım, dokunma rica ederim" e gidecek elim. Hiçbir temayı sevemiyorum.Çok yapay geliyor bazıları, bazıları boş ve anlamsız, bazıları fazla renkli, bazıları fazla soluk... Başka renk deniyorum kaydetmeden ı-ıh hoşuma gitmiyor. Sanırım yeni bir resim düzenleyip, rengi de gri yapıp oturacağım baş köşeye...

Neden böyle bir değişikliğe gitme ihtiyacı duyduğumdan bahsedeyim biraz da...
Bir nedeni:
Gözü yorması sanırsam(her ne kadar bana öyle gelmese de)
Bir diğer nedenler yumağı ise:
Tamam, kabul, buraya çok iç açıcı yazılar yazmıyor olabilirim. Bundan daha önce bahis eylemiştim zaten. Çok mutlu günlerimi paylaşmayı çok fazla sevmiyorum.Bazı şeyler paylaştıkça "özel&güzel" olmaktan çıkabiliyor, belki bundandır...Neyse ne diyor idim?Heh, ama bazen oluyor ki, "evet" diyorsun "iyiyim" hatta "mutluyum"...Kelimlerin içine "mutluluk" kavramını koymadan anlatıyorsun bir şeyleri...Sonra bakıyorsun ki etiketlenmişsin, yanlış algılanmışsın. Belki siyah bazıları için iç karartıcı olabilir, benim için değildi öyle...Aslında herkesin beni doğru algılaması gibi bir niyet de gütmüyorum yazarken, istenilene ulaşılır istenilmeyen bulduğunu alır değil mi ki?Herkese hitap etmeye çalışmıyoruz sonuçta yazarken, daha bireysel istekler ön planda tutuluyor.

Ama bunlara rağmen, sevimli günlerimin başı önüne eğik bir şekilde dolaşmasına gönlüm razı olmuyor...

"söz meclisten dışarı"

"Biri akıl versin konulu yazı"

1 Mayıs 2009 Cuma

Kim bunlar kim bunlar?(m.i.m)

Geçen hafta pek güzel bir mim dolaşıyordu etrafta... Finduilas, sLn, cartmantr ve melankolikdeli tarafından mimlenmiş bulundum:)Konusu : "Okuduğumuz blog yazarlarını nasıl biliriz?"

Hakkımda söylenenlerin ortak noktası "duygusal" olmam gibi görünüyor... Belki karamsar görünüyorumdur, belki hep hüzünbaz bir çizgi çekmişimdir buraya...Ama ne biliyor musunuz? Hüzünlerimi anlatmayı seviyorum, mutlu olsam da buraya içimdeki kuyudan söz etmek istiyorum...Hani anlatamadıklarımız vardır ya, içimize tıkılıp kalmış sözcükler... İşte ben aha şu aha bu diye mutlu,şirin günlerimden pek bahsedemiyorum...Çokları fevkalade olumsuz görebilir ama değil öyle...Görünenle yetinmemeli...(Söyledim rahatladım mı ne?)

Eveet şimdi işe koyulup sayalım dökelim ne varsa...Bende ne tür izleri var aklıma gelenleri sıralayayım...
İlk olarak mimi ilk yollayandan başlayalım ve devam edelim:)

Finduilas: Bu hatun kendiyle eğlenen biri...Herkes sus pus olmuş, sıkılmışsa mesela o sıkılmaz, gülecek bir şey bulur hemen:) Hayatı dalgaya alıyormuş gibi gelebilir size ama aslında almaz...Birçok şeyi önemser, gülüyor zannediyorsanız yanılabilirsiniz, içine atmış olabilir.Sonraaa Chuck sever, photoshop yapar:) Bence iyi bir dinleyici, iyi bir arkadaş olur...Hareketli, biraz asi, muzip, sıcak biri kendisi... Ben yazılarını okurken eğleniyorum mesela, değil ki tanımak:))

sLn: sLn hakkında birçok şey anlatabilirmişim gibi geliyor. Aslında sLn her şeyi anlatmayı sevmeyen biri, yüzeyi verir size, derinini kendine saklar...Ama ne bileyim onu bir şekilde anladığımı zannediyorum, tuhaf...sLn hayatı dolu dolu yaşayan biri bence, çok yönlü bir kere...Onunla olan kişi her türlü eğlenceyi tadabilir...Bir yönü çok muzip, bir yanı mantıklı, bir yanı duygusal... Hepsi orantılı bir şekilde dağılmış ama... Ona ne duygusal derim ben ne mantıklı ne deli derim...Hepsinden az biraz var.O sevdiğini her türlü sevebilir, sevdiği için her şeyi yapabilir ama sevmediğini görmek istemez. Bir yönle gözünde kocaman olabilirsiniz ama bir yönüyle sizi içinde aşağılara çekebilir...Düşünmeyi, kafa yormayı sever...Ama bu onu yorar da aynı zamanda...Sinirlenince yanında kimseyi istemez, kalabalığı sever ama yalnız kalmak da onun için vazgeçilmezidir. Tutkuları vardır:Yazmak, okumak, müzik,sinema,futbol,tiyatro... gibi.Sevdiği şeyleri yaparken başka şeylerden arınabilir, içini sıkan bir şey varsa onu unutabilir misal... Bir de bence çok iyi bir öğretmen olur!
(Daha da yazarım da bu kadar yetsin eheh:p)

melankolikdeli: Naif biri olmalı kendisi, bloguna bakınca da bir sadelik görüyorum belki ondan... Balık burcu olmasından kaynaklanan bir duygusal yanı var...Fakat uzun uzun duygularından bahsetmek istemiyor sanki...Kısa cümlelerin içine gizliyor çoğunu.Bence onu tanıyanlar daha çok "deli" yanını görüyorlar. Böyle belli çerçeveleri var hayata dair, bakış açıları bunlar...Fikirlerinde bir netlik gözlemliyorum çoğu zaman...Deli yanına gelince, eğlenmeyi seven biri kesinlikle...Kırmadığınız sürece bu yanının keyfini çıkarabilirsiniz:))

Cartmantr:Nette gezinirken tesadüfen bulduğum ilk blog yazarı, yeri bir şekilde ayrıdır o yüzden:) Cartmantr'da en öne çıkan özellik analiz etmeye olan eğilimi...O bir durumu analiz eder, sonra ona uygun çözüm arar. Soruna takılıp kalan biri olduğunu hiç düşünmüyorum. Rahat biri, kendi düşünceleri daha ön planda olan biri, başkalarını önemsemez sanki o kadar da... Bir şeyi kafaya takmaz, çözüm yoksa oluruna bırakır. Kendisiyle vakit geçirmeyi sever, eğlenmesini bilir...Müzik dinler, basketbol ve film tutkusu ön plandadır. Plan yapmayı sever ama uygulayabildiği tartışılır. Kendisini eleştirir, ordan burdan bakar...Kendini iyi tanıyor evet:)

antepian: Komik biri antepian:) Ama sanmayın ki boş komediler peşinde...Bir şey hakkında güldürürken düşündürmeyi de biliyor her nasıl yapıyorsa. Kendinden emin, kendine güvenen biri olduğunu düşünmekteyim. Geniş yelpazelerden bakar ve fikrini oluşturur, fikrini savunur sonuna kadar...Herkesle iyi olmaya çalışmaz, o kendini koyar ortaya ona yanaşan onunladır sanki:) Kendini anlatmaz, o fikrini koyar, tanıyan tanır... Sözünü sakınmaz, söyleyecek sözü varsa ortadadır zaten. Gizlenmez...Müzik, sinema, gündeme dair pek çok konuda bilgilidir, bilgiliyim havalarında hiç de değildir tabii:) Kızlar konusunda epey bilgili, tavlama konusunda da başarılı olmalı( e tavsiyelerle dolu blogun:P) Bir de zeki olduğunu düşünüyorum8-)

besimi: Tam bir müzik tutkunu! Tutkun ve bilgili evet:) Besimi bende de umursamaz bir etki bırakmış nedense(bknz: sLn'in tanımlaması) Sonra besimi komik biri, aslında bu yönünü yansıtan yazılarını okumadım. Ama bana çok komik geliyor, "besimi kardeş" demeyi seviyorum, böyle sevimli bir tablo oluşturuyor bende:) Konuşkan biri olmalı, sohbet etmeyi seviyor sevdikleriyle...Aslında metal dinleyen insanların hayata çok çok karamsar bir profilden baktıklarını düşünürüm ama besimi için bu geçerli değil.

buraneros: "Sinema, yazmak, kahve, aile, kitap..." gibi hayatında ön plana çıkmış kelimeleri var. Bir şeyi kendine özel yapmayı seviyor, keyif alacağı ortamlar oluşturabiliyor.Bir baksan çok sevecen, bir baksan çok duygusal, bir baksan -çok bildiği her halinden belli- fikirlerini koymuş ortaya... Mütevazi, düzenli, sade biri...Sadeliğin içinde mutluluğu kovalayan biri...Yataktan kalktığında yüzünde gülümsemesi olan biri bence:) Yaşama dair pek çok olumsuz şeyi keşfettiği halde mutluluğu aramayı bilen biri...Başkalarından çok kendisini ve sevdiklerini koymuş baş köşeye, gerisi o kadar da önemli değil onun için...Küçük, şirin bir dünyası var ve o dünyalara bedel...

koyusiyah: Onun hayatında iki renk var siyah ve beyaz. Bu bir şekilde beşiktaşın yansıması, bir şekilde onun hayatının yansıması...Çok, çok duygusal...Yazılarını okurken dipsiz bir kuyuya itilmişsiniz gibi...İçinde bir kırılgan var, bir küskünlük, sanki zamanında çok kırılmış. Bu demek değil ki umutsuz, hayır, umut var bir şekilde ama sanki o umudu çıkarmamak için inat ediyor...Yazmak onun için vazgeçilmez, bir tutku olmuş...Biraz da beyaz yanına değineyim. Beyaz çünkü, sessiz ve sadelik var hayatında, dağınık görüntü altında yerli yerinde bir hayat. Açık bir beyin, fikirler siyah altındaki beyaz zeminde... O istemezse ona bir şey yaptıramazsınız...Sonra kibar ve düşünceli biri, oldukça mütevazi...Küçük dünyasında hayatı algılama çabası içinde, çok fazla isteği yok ama düşüncesi çok.

mischief:Melankolikdelinin dediği gibi başı beladan kurtulmuyor:P Ama o her durumun sıkıntısından kurtulmayı bildiği gibi bunu da eğlenerek atlatabiliyor. Gözlemci bir kişi ablamız:) Dışa dönük komik yanı var tamam da yazıya dökmediği pek çok şey de var. Eleştirel yaklaşıyor pek çok şeye, mantıklı biri gibi geliyor. Ablası gibi(bknz: sLn) kültürel anlamda bir çok yönlülük var. Kesinlikle kendinden emin...Uykuyu seven tembel bir mischief de var onun içinde:P Ya yazdıklarını okurken her daim eğleniyorum ben, olmayacak durumları bile eğlenceli hale getirebilen biri demiş miydim?

Daha anlatmak istediğim birçok yazar var ama hani vardır ya aklına birkaç isim ve birkaç özellik geliverir aniden... Şimdi yazdıklarım işte bu kişiler:)) Takip listemdekilerden ısrarla almak istediğim birkaç isim daha var idi ama çok çok uzun bir yazı da olmasın istedim:) Yazdığım sevgili yazarlar hakkında da yanlış şeyler düşünmüşsek affola... Birçokları yazdı zaten bu mimi ama yazmayan 2-3 kişi var daha(eheh) mimi onlara ve takip listemdeki diğer insancıklardan yazmak isteyenlere paslıyorum(güzel bir mim bence istekli olnumalı)

Neyse bu mimi bana yollayan o sevimli insanlara teşekkürlerimi yollayayım...
Blog alemi deyip geçmemeli insan, bunu anlıyorsun yazdıkça...
Sizi tanıdığım, tanımaya çalıştığım için mutluyum:)
Hep yazın emi?

19 Nisan 2009 Pazar

yazmasam daha iyi

Bir müddet yazmamayı düşünüyorum.
Bu bir müddet uzayabilir, uzayabilir...
Ben elimden geldiğince uzun tutmaya çalışacağım ama ne kadar başarabilirim bilmiyorum.
Yazarken bile güçlük çekerken...
Kendimce sebeplerim var yazmamak için, buraya yazmamak için...

Belki dönerim, belki birkaç hafta sürer, dayanabilirliğimi hiç ölçmedim.
Bu yazmaktan da öte bir şey aslında...

Neyse hoşça kal blog.
Özle beni;)

p.s: Bana değerli zamanını ayıran, günüme ortak olan herkese teşekkür ederim. Yazmıyorum, ama okumaya devam! He bir de canım ciğerim kırmızı ağacımda arada sırada yazacağım elbet, bu sadece bu "istenmeyen alan" için...

13 Nisan 2009 Pazartesi

Sevemedim blog seni! (m.i.m)

Finduilas hanım mim yollamış.(Bir diğer mim aklımda!) Demiş ki ne demiş?
''Bloglardaki nefret ettiğin şeyler neler?" demiş. Çok güzel demiş. "Söyle de rahatla sen de" demiş.
...miş...miş...miş...

Ben de dedim ki...(teşekkürlerimi sunduktan az biraz sonra)

#Yazma dilini konuşma diliyle karıştıran,hatta dilini ayarlayamayan blogları sevmiyorum. Küfreden, Türkçe'yi katledercesine kullanan bloglar bana göre değil. Tamam arada sırada kullanırsın havan değişir ama her daim her daim... Ben öyle insanları sevmiyorum ki bloglarını seveyim:p

#Bol reklamlı blogları sevmiyorum. Dikkatimi fena halde dağıtıyorlar ve sanki para kazanma amaçlı yapılmış samimiyetten uzaklarmış gibi geliyor.
#Temaları çok renkli oldu mu bak o da olmuyor. Hatta öyle bloglar var ki yazı renkli tema renkli, resimler var renkli...Göz var nizam ..?

#Kişisel blogları okumak güzel ama çok da kişisel olmamalı. Her şeyini ortaya döken, artık yaşantısı "ortalık malı" olan(çok mu ağır oldu?) bloglar da itici geliyor bana. Ben o kadar dahil olmak istemiyorum belki de tanımadığım insanların hayatına. Sanki bir "mahrem"lik olmalı. Bir yerde durulmalı...

#Herkesi izlemesine alıp izleyici sayısını artırma amacı güden blogları sevmiyorum.

#Yoruma kapalı bloglardan hoşlanmıyorum, nefret değil ama insanın yorum yapası geliyor di mi ama?:P

#Kendi resimlerini oraya buraya koyan, "işte,işte yazan bu hatun!" dercesine gözümüze sokan bloglardan haz etmiyorum.Ben yazılarını seviyorum, onları okumayı, abartırcasına seni görmeyi değil...Amaç yazmak idi kendini sergilemek değil.

#Açılır açılmaz sert bir müzikle karşılanmayı sevsem de iş okumaya geçince kafamı yoran, sözleri dikkatimi dağıtan müzikli blogları sevmiyorum. Klasik olursa ne ala...

#Her yazısının altına ismini yazan blogları sevmiyorum. Zaten "yazan" diye bir özellik mevcut, bir daha yazınca pekiştirilmiş oluyor ki gereksiz...

Konu buna odaklı olunca aklıma ne geliyorsa yazdım. Hepsinden nefret etmiyorum. Bazı şeyleri bazı yazarlar için göz ardı da edebiliyorum hatta. Mesela okumayı seviyorsam ama müziğini sevmiyorsam, susturup devam ediyorum okumaya...Ama bunların pek çoğunu içeriğinde barındırabilen bloglar var, işte onlardan şiddetle kaçınıyorum:)

Heh içimizi de döktük, rast gele!

Mimi MiScHiEF isterse alsın götürsün evine:)

9 Mart 2009 Pazartesi

Yenilik:Kırmızı ağaç!

Sevgili blog.

Bundan böyle kırmızı ağaçta mavi elma gibi sevimli bir alanda da top koşturacağım.

Bana bu hoş teklifi sunan sLn'e ve ağacın diğer sakinlerine teşekkürler buradan (tv programından seslenmiyorum tabii:p)

Bana hayırlı ve uğurlu olsun.

Bilmek istersen mutluyum, evet:)

3 Ocak 2009 Cumartesi

anket

yazı boyutumuz hakkında yeni bir şikayet daha aldık.
daha öncekilere "bu yazı boyutunu kendimce mütevazi bulduğum"u açıklamıştım ama gerçekten okunmayacak bir hal aldıysa değiştirelim diyorum.

fikrinizi sağ taraftaki kutucuğa sığdırırsanız memnun ve mesut olacağım...
okuyan kitleciğimizin gözünü hoş tutalım:)
saygılar...
sevgiler...

25 Aralık 2008 Perşembe

ilan!

we are really kind! blogunun sevgili yazarları, mola(?) süreniz dolmuştur lütfen koltuklarınızdaki yerinizi alınız!
anladınız siz onu:D

11 Aralık 2008 Perşembe

deşifre:persona non grata



takvimlerden birgün bir his yapışmıştı yakama.

bir his ki sesi tüm algıları kendisine çevirmiş...

o aralar bir kitapta rast geldim bu ifadeye,parantez açıp "istenmeyen insan" demişlerdi.

kimse anlamasın diye orjinal haliyle yazdım çizdim bir yerlere.

Türkçesi pek açıktı,her gören "aaa bir problemin mi var?" diye bir soru atacaktı ortaya.

hayır "içimde bir his var" diyemezdim tabi.demedim.

kullandım:

persona non grata yazdım oraya buraya...


"persona non grata"...

kendini ait hissedememenin,bir şekilde bazı şeylerden soyutlamanın baş kelimeleri...

bir yer istememiştir seni,bir şey istememiştir,biri kabullenememiştir...

sen kendini ait hissetmek isterken tabiri cazise kovulmuşsundur oradan.

kimse kovmamıştır ama kovulmuş hissine kapılmış; oralardan, o kimselerden elini ayağını çekmişsindir.


bu hazin bir öykünün kelime ardına gizlenmiş hikayesi olabilir de olmayabilir de.

dert etmiyorum,merak edilense bu.

dert değil adı başka, daha başka...

bir alışılagelmiş his,bağrıma basılı.

yük değil daha başka,daha başka...


kendimi soyutladığım bir yer olduğu için "persona non grata" bu blogun adı...

"kimse"lerin soyutlandığı bir yer.

diplomatik olarak kovulmuş kişi anlamına gelir ya öyle sanki...

tüm bağları koparıp sadece "kendin" olduğun bir yer.

burada istenmeyen bir kişi yok aslında:

ben varım.

işte öyle.